Görüş, 28 Aralık 2005 Birikim Özgür | ||
Robin Cook * 2. Körfez Savaşı’nın hemen öncesinde savaşı engelleyemeyeceğini anladıktan sonra “Çıkarlarımızı korumanın en iyi yöntemi tek taraflı müdahalelerde bulunmak değil taraf ülkelerin mutabık kalacağı anlaşmalara yönelmek ve kurallara dayalı bir dünya düzeni için çalışmaktır” diyerek Mart 2003’te bakanlık görevinden istifa etti.Hem 1. Körfez Savaşı’na hem de son Irak savaşına İngiltere’nin aktif katılımına karşıydı. BM kararı olmaksızın İngiltere’nin ABD ile birlikte hareket etmesinden rahatsızlık duyuyordu. “Bu gece bizim için çok önemli olan uluslararası ortaklıklarımız zayıflatıldı. Avrupa Birliği bölündü, Güvenlik Konseyi büyük bir çıkmaza sürüklendi” diyerek İngiltere’nin savaş yanlısı tutumundan duyduğu rahatsızlığını açıkça ortaya koydu. Savaşın hemen öncesinde İngiltere’de birbiriyle çelişen açıklamalar uçuşuyordu havada. Bir taraftan Irak’ın askeri düzeyde çok güçsüz olduğu ve işgal sürecinin çok kolay geçeceği iddia edilerek halkın savaşa ılımlı bakmasına dönük bir söylem geliştiriliyordu diğer taraftan ise savaşa gerekçe olarak Irak’ın elindeki kitle imha silahları gösteriliyordu. Buna göre de Irak dünya barışını tehdit ediyordu ve daha o harekete geçmeden vurulmalıydı ki bu gücünü kullanma fırsatı bulamasın... Robin Cook bu saçmalıklara karşı bayrak açmıştı. Halkı yanıltmaya dönük bu safsataları açık açık eleştiriyordu. O, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olmadığına inanıyordu. ABD tarafından empoze edilen yalanlara tamah etmiyordu. Savaş kararının alınacağı gün şu çağrıyı yaptı ve istifasını sundu: “Son zamanlarda Avam Kamarası’nın İngiliz politikaları üzerinde etkisi olmadığı yorumları yapılıyor. Bunun böyle olmadığını ispatlamak için uluslararası bir uzlaşma ve yerel bir destek olmaksızın ordunun bu savaşa girmesini durdurmaktan daha güzel bir fırsat olamaz. Bu akşam askeri bir müdahaleye “hayır” diyecek olanlara katılacağım. Sadece ama sadece bu nedenledir ki çok üzülerek hükümetteki görevimden istifa ediyorum”. Bunun içindir ki pek çok insan O’nu onurlu ve ilkeli bir politikacı olarak anımsamaktadır. “İlkeleri için güçten (hükümette yer almaktan) vazgeçen politikacı” payesini alabilmiş ender politikacılardan birisi olarak tarihe geçmiştir. Mart 2003’teki istifasından 6 ay sonra yaptığı açıklamalar ise verdiği kararla ilgili pişmanlığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir: “Irak Savaşına girmemesi konusunda Blair’i daha fazla ikna etme çabası göstermediğim için kendi kendime kızıyorum”... Robin Cook, Blair ile savaş konusunda anlaşamıyordu. Buna rağmen O’nu “sıra dışı bir yetenek” diye nitelendiriyor İngiltere Başbakanı Tony Blair... Blair, Cook’un davasını savunma şekline hayrandı en fazla. 1. Körfez Savaşı’na şiddetle karşı çıktığı dönemde, yaşanan skandalların peşini bırakmayarak John Major hükümetinin yıpranmasında büyük rol oynadı ve Blair’in önünü açtı Robin Cook. Buna rağmen savaş karşıtı söylemleri nedeniyle Cook ile Blair’in özellikle son dönemdeki Irak politikaları bir türlü aynı potada buluşamadı. Neticede Cook “etik dış politika” kavramının da mimarı olarak biliniyor İngiltere’de. Körü körüne ABD’nin yanında geçerli insani sebepleri olmayan bir savaşa dahil olan Blair hükümetinin başını ağrıtan bir kavram “etik dış politika”... Bu kavramın öncülüğünü ise İşçi Partisi içinde Irak işgaline karşı bayrak açan sol kanat üstlenmiş durumda şimdilerde. Robin Cook da bu kesimlerin sözcüsü konumundaydı. Nitekim Irak konusundaki çıkışları nedeniyle Müslümanların oldukça değer verdiği bir politikacı imajına sahipti. KKTC’nin vefalı-Müslüman-kardeş-devleti Sierra Leone ise O’nu Dışişleri Bakanı iken ortaya koyduğu çabalar sayesinde halkını soykırımdan koruyan politikacı olarak hep hatırlayacak. Sierra Leone’deki soykırıma karşı yürüttüğü anlamlı mücadele bir tarafa, terör olgusundan tiksinen Müslüman kesimlerin gerçekten de bel bağladığı bir politikacıydı Cook. Geçtiğimiz günlerde Londra’da yaşanan “terör” saldırılarının ardından Blair’in yaptığı açıklamaları eleştirirken ortaya koyduğu düşünceler Cook’un Müslümanlar tarafından niye o denli takdir edildiğinin de bir göstergesi aslında. Saldırıların hemen ardından 8 Temmuz 2005 tarihinde Guardian’da yayınlanan makalesinin başlığı şöyleydi: “Terörle mücadele askerle kazanılacak bir savaş değildir”... Cook özetle şunları yazmıştı: “Başbakan dün, bombalamaları toplumsal değerlerimize saldırı olarak tanımladı. Gelecek günlerde bu değerler arasında, farklı kültürlerden ve etnik kökenlerden gelenlere karşı hoşgörü ve karşılıklı saygının da olduğunu hatırlamalıyız. (...) Teröristleri alt etmek, aynı zamanda farklı inançlara ve etnik kökenlere sahip insanların bir arada var olamayacağı inancını da alt etmek demektir. (...) Bin Ladin, Batılı güvenlik birimlerinin vahim hesap yanlışlarının bir ürünüydü. Bugünkü tehlike şu: Batı'nın terörist tehdide verdiği mevcut tepki o en baştaki hataya rahmet okutabilir. Terörizmle mücadele askerlerle kazanılabilecek bir savaş gibi algılandığı sürece, başarısızlığa mahkumdur. Batı çatışmayı vurguladıkça, Müslüman dünyada işbirliğinden konuşmak isteyen ılımlı sesleri de susturuyor.”
*** Soğuk savaş sonrasında solun büyük uğraşlar vererek belirli noktalara getirdiği Blair gibi belli başlı isimler sistemin içine girdikten sonra tökezliyorlar. Onlar sistemi değiştireceğine sistem onları değiştiriyor. Sol, tanımının da bir gereği olarak yenilikçi ve değişimci bir fırtına yaratabilir. Bu fırtına Blair, Talat ya da Hristofiyas gibi “sistemi içeriden değiştirme” iddiasında olan ama bir türlü de istenilen düzeyde etki yaratamayan liderleri uyarmak, kim bilir başarısızlıkları noktasında daha cesur davranacak iyi politikacıları göreve getirmek için kullanılabilir. Cook, yeri geldiğinde ilkeli ve onurlu duruşuyla solun değerlerini temsil etme yeteneğine sahip olduğunu ispatlamış birisiydi. Bu özelliği, İşçi Partisi içinde hiçbir zaman kuru demagoji yapan güncel siyasetten kopuk bir bunak olarak algılanmasına sebep olmadı. Siyasi duruşu ve olgulara yaklaşımı partisi içinde hep olumlu bir değer olarak kabul gördü. 2005 seçimlerinden kısa süre önce Maliye Bakanı Gordon Brown’un çalışmalarını övdü ve Brown’un Blair’in yerini alması gerektiğini savundu. Brown liderliğinde kurulacak bir hükümette görev alacağına kesin gözle bakılıyordu. Cook, havalanan uçağın rotasını beğenmediği için uçaktan atlamayı hiç ama hiç düşünmedi. Doğru olanı yaparak uçağı daha iyi kullanacağına inandığı arkadaşlarının yanında durdu... Günümüzün en önemli politikacılarındandı. Her yönüyle örnekti. Sistemi yeniden üretme derdine düşmüş ambalajı yenilikçi sahte solculara inat O’nun gibi akıllı, ne dediğini bilen, tutarlı ve dürüst politikacılara tarihin bu dönemecinde büyük görevler düşüyor. * İskoçya’nın kuzeyindeki bir dağda yürürken düşen eski İngiltere Dışişleri Bakanı Robin Cook, 59 yaşında öldü. Ölümünün ardından kaleme aldığım yazımı Hamamböcüleri okuyucularıyla paylaşmamış olduğumu fark edince geç de olsa ekleme gereği hissettim. copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org
| ||