Görüş, 31 Aralik 2002
Birikim Özgür
Bugünlerde Kıbrıslı Aydına Düşen Görev
19 Kasım 2002 tarihli yazı 12 Aralık öncesinde Kıbrıs’ta çözümden yana olmayan çevreleri irdelediğimiz, etki yaratmış saptamalar içerir.
Değerlendirmeler yaparken bir dostumuzun KTKD’nin Ankara’da düzenlediği konferansta yaptığı konuşmadaki dikkat çekici noktalara da eğilmiştik.
Niyetimiz kimseyi kırmak, üzmek değildi.
Kimsenin niyeti başkalarını kırmak, üzmek, karalamak, yıpratmak olmasın...
Buna rağmen arkadaşımız bizimkinden değişik bir bakış açısıyla, biraz da can sıkıntısıyla bizim niyetimizi olduğundan farklı algılamış ve 26 Kasım 2002 tarihinde sizlerle de paylaştığımız yanıtını kaleme almıştı.
Şahinlerin de dile getirdikleri bazı şeyleri ben Annan planını inceledikten sonra ortaya koyma gereği duymuşsam, bu benim şahin olduğumu göstermez... Ben de barışı savunuyorum, planın eksik taraflarını ortaya koyarak toplumuma hizmet etmeye çalışıyorum düşüncesinden hareketle gerekli açıklamaları arkadaşımız yapmıştı...
Gün, bugündür.
19 Kasımda yazdıklarımızı tekrardan hatırlatma ihtiyacı duyuyoruz.
28 Şubat öncesinde teknik komiteler oluşturulmuştur.
Afrika gazetesi bu haberi “Görüşmeler için oluşturulan teknik komiteler hayal kırıklığı yarattı! Kaç Mümtaz?” manşeti ile topluma duyurmuştur.
Cumhurbaşkanının toplumu temsil etmediği ve muhalafetin gündeminde meclisten çekilme dahil bugünkü rejimin temsiliyet sorununu ortaya çıkaracak ciddi eylem planları varken, kurulan teknik komitelerin genelde sağ görüşlü ve Kıbrıs’ta barışa inanmamış akademisyenlerden oluşturulduğunu duymak içimizi burktu.
Haberin devamında bu komitelerden birinde kaleme aldığımız 19 Kasım 2002 tarihli yazı sonrasında tepki vermesine neden olduğumuz dostumuzun da yer aldığını okuyunca adeta içimiz ürperdi.
Komitelerde, statükonun Kıbrıs Türküne ve Türkiye’ye verdiği zararı ortaya koymaktan çekinmeyen, gerçekten barışı isteyen akademisyenlerin veya sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin değil Denktaş’ın danışmanlarının çalışacak olması 28 Şubat hayallerini de suya düşürecek, acı verici bir gerçekliktir.
Cüneyt Ülsever defalarca yazdı; “Sistemden beslenenler sistemi değiştiremezler...” dedi. Cüneyt Ülsever haklıdır. Toplumun sezgisi odur ki komitelerde yer alanların tümü sistemden beslenenlerdir ve maalesef Kıbrıs Türk Toplumu’nun beklentilerinden haberdar olmayan, bireysel kurtuluşu için çaba sarfedenlerdir. Kamuoyu, komite üyelerinin Kıbrıslı olmadıklarından yakınmaktadır. Toplumun içinde bulunduğu hava göz önünde tutulduğunda, gerçekten Kıbrıs’ı yurt olarak benimsemiş bütünleşme yanlısı bir aydının, bu komitelerde yer almayı aklından geçirmeyeceğini, çirkin bir oyuna alet olmayacağını rahatlıkla iddia edebiliriz.
Akademisyen olmak, akademisyenliğini vurgulamak, siyaseti hesaba katmadan da barışa katkı koyabileceğini zannetmek olmasa gerek... Bu iş bu kadar da basit değil! Akademisyenler siyasi bir amaca hizmet ederler, siyasi kararların akla uygun, rasyonel kararlarmış gibi ortaya konmalarına katkıda bulunurlar.
Özellikle Türkiye ve diğer ortadoğu ülkelerinde bunun böyle olduğunu bilmeyen yoktur. Sistemi benimsememiş, eleştirel bir bakış açısına sahip akademisyenler bu ülkede yıllardır sürünmektedirler. İşini bilenler, köşe başlarına yerleşir ve ilerleme fırsatı yakalarlar.
Chomsky’den bir alıntı yaparak akademisyenin, araştırmacının atacağı adımlarla, ortaya koyacağı teorilerle ne kadar önemli yol ayrımları yaşadığını anlatmaya çalışmıştık 19 Kasım 2002 tarihli yazıda. Arkadaşımız üzülmüş, kendisine haksızlık ettiğimizi düşünmüş... Biz O üzüldüğü için daha çok üzüldük. O’nun üzüntüsü ne kadar sürdü bilemeyiz ancak biz yazdıklarımızın arkasındayız.
Chomsky, Neccessary Illusions kitabında, şöyle demişti: “Bir bilgi bütünlüğü yaratılırken, önemli olan araştırmacıya düşen entellektüel sorumluluktur, bu sorumluluğun bilincinde olmak onu önemli bir bilgi kaynağı yapabileceği gibi aynı zamanda da entellektüel bir canavara dönüştürebilir”…
Akademisyen, aydın rolünü de toplum içinde başarıyla üstlenmek durumundadır. Hele sağda solda toplantılara katılır, televizyonlara çıkar, konferanslarda koskoca bir toplumun barış beklentilerinin hukuksal birtakım çıkarımlarla hayata geçirilmesine katkı koyacak veya bu beklentilerin heba olması sonucuna katkı koyacaksa, akademisyen, o toplumun allahıdır.
Böyle ciddi bir misyonu olan insanların atacağı her adım siyasi çıkarımlara da malzeme yapılacaktır. Mehmet Altan ve diğer açık fikirli, çağdaş kafalı insanlar nasıl ki bugünlerde popüler olmuşlar, toplumları tarafından göklere çıkarılmışlarsa, kendini akademisyen olarak nitelendiren diğer insanların da benzer hislerle toplum içinde ya vezir ya da rezil olarak algılanmaları sözkonusudur.
Akademisyen-aydın benzeştirmesini yapınca, 14 Kasım 2001 tarihli yazımızı anımsadık. Aydın tartışmaları ile ilgili bazı noktalara değinmiştik bu yazıda. Aydını tanımlayan bu alıntılardan birkaç tanesini yeniden ele almakta fayda vardır.
Aydın; evvela, bir fikir, amaç (ülkü) ve karakter sahibi olacaktır. Amaç, ya da ülkü bir inanıştır. Bu inanışa ise ihanet edemez.
Kıbrıs’ta barış ülküsüne kendini adamış bir aydın, karakter sahibi ise şahinlerin ekmeğine yağ sürmez. Şahinler bugün köşeye sıkışmışlardır. Toplumun manifestosunu unutabilir miyiz?
Bizler Kıbrıs Türk Toplumu’nun çok büyük bir çoğunluğu olarak tüm dünya kamuoyuna şunları açıklamak isteriz:
1. Kıbrıs’ta kalıcı, güvenli ve sürekli bir barışa ulaşana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.
2. BM Genel Sekreteri Sn. Kofi Annan’ın sunduğu plan Kıbrıslı Türklerin çıkarına olduğu kadar, tüm siyasi tarafların kabul edebileceği bir içeriğe sahiptir. Annan planı hemen kabul edilmelidir.
3. Denktaş, Kopenhag zirvesinde gerek Türkiye’nin gerekse Kıbrıslı Türklerin haklarını zarara uğratmıştır, büyük bir fırsat kaçırılmıştır, hemen istifa etmelidir.
4. Denktaş’ın Kıbrıslı Türkleri temsil etmediğini, temsiliyetini kabul etmediğimizi tüm dünyaya duyururuz.
5. Kıbrıslı Türklerin uluslararası alanda ve görüşmelerde temsiliyetini sağlamak üzere, barış taraftarlarının acil önlemler almasını ve gerekli boşluğu hemen doldurmasını duyururuz.
6. Barış taraftarı tüm siyasi parti ve örgütleri, barışa kadar ortak eylem yapmaya, birlikte davranmaya, dayanışmayı geliştirmeye ve barışa kadar azimle, birlikte mücadele etmeye davet ederiz.
Çözüm, Barış ve Avrupa Birliği üyeliğini kabul ettiğimizi duyururuz.
Bu manifestoya rağmen Denktaş’ın yanında, O’na yardımcı olarak defalarca ıspatlanmış toplumun çıkarlarıyla uyuşmayan politikalarına katkıda bulunmak, bir aydına ne kadar yakışır? Buna biz değil okuyucular karar versinler...
Toplum, Denktaş’ı istifaya çağırırken, temsiliyetini reddederken ve O’ndan kurtulmak için sokaklara dökülmüşken, O’nun komitelerinde yer almak, aydın sorumluluğuyla, toplum sevgisiyle bize göre bağdaşmaz.
Aydın hakikat bildiği, gerçek bildiği şeyi kendisine saklamaz. Onu yaymayı da vazife bilir.
Kıbrıslı Türk bir aydın, eğer Denktaş’ın politikalarının yanlış olduğunu tespit etmişse, bunu toplumuna da anlatır. Mümtaz Soysal’ın ve çözüme ne kadar inandığı tartışılabilecek Ergün Olgun’un himayesinde çalışmak mı çözüm ve AB üyeliği ülküsüne daha çok katkı koymamızı sağlar yoksa Barış Konseyi’ni kurmak için uğraş veren gerçek yurtseverlerin ortaya çıkarmaya çalıştıkları ürünün akademik anlamda da yeterli olabilmesi için onlarla temasa geçip yardım elini uzatmak mı?
Aydın toplumun hayrını ve çıkarlarını, kendi hayrının ve çıkarlarının üstünde tutar. Topluma verir, ama toplumdan karşılığını beklemez.
Aydın, gerçekten tarafsız bir akademisyen, Kıbrıs Türk Toplumu’nun hayrını ve çıkarını gözetir. Kendi hayrını veya çıkarlarını tamamen ikinci plana atar. Yaptığı aydınlatmanın karşılığında hiçbirşey beklemez; çağdaşlıktan, çözüm ve AB üyeliğinden yana tavrını ortaya koyan ve toplumumuzun önünün açılabilmesi için ölümü bile göze alan insanları hiçe sayarak, bu insanları ezen, hain damgası vuran bir sistemin içinde barış mücadelesi verdiğini iddia edemez. Ederse de inandırıcı olamaz. Nice aydının hayatını karartanlarla birlikte çalışarak aydınlığa yürünür mü?
Aydın, bağlandığı ilkelere uygun bir yaşam sürdüren, dürüst ve feragatli bir insandır. O’nun yaşamı ile prensipleri arasında çelişme yoktur.
Bütün Kıbrıslı Türk aydın ve akademisyenleri dürüstçe, gerektiğinde kendi çıkarından da feragat ederek toplumun ortaya koyduğu manifesto çerçevesinde hareket etmeye davet ediyoruz.
***
Biz arkadaşımızı söylem bazında daha dikkatli ve toplumun duyarlılıklarına uygun davranmaya davet ettik diye onun tarafından eleştirildik. Keşke eleştirildiğimize deyseydi. Deymedi. Arkadaş, söylemin ötesinde uygulamada da şahinlerin yanında yerini almıştır.
“Siyasetten uzak duruyorum” anlamındaki tavırların günün sonunda kurt-kuzu hikayesinde olduğu gibi kurtun yanında yer almak anlamına geldiğini anlatmaya çalışmıştık. Olmadı. Tarafsızım diyerek kuzuyu yiyecek olan kurtun tarafında durmanın ötesinde kurtu aklamanın da gayretlerini sergilemek yanlışına düşen arkadaşı bir kez daha uyarma gereği hissediyoruz. Çözümden yana olmayan, barış karşıtı politikalara alet olmayalım. Şahinlerin ekmeğine yağ sürmeyelim. Toplumunu seven, tanıyan, dürüst bir aydın/akademisyenden beklentiler doğrultusunda hareket etmek en doğrusudur.
Bizim görüşümüz bir tarafa... Bizimkine, “uzaktan gazel okumak” denir. Arkadaş, barışı savunduğunu, beni eleştirdiği yazısında açıkça ortaya koymuştur! O’na göre barışa katkı koyabilmenin yöntemi bu komitelerde yer almaksa ve çalışmaları boyunca atılacak bizleri zorda bırakabilecek birtakım adımların karşısında durup günün sonunda eğer esas niyetin barış yapmak değil barışı engellemek olduğunu pratikteki tecrübeleri doğrultusunda da anlayacaksa, yiğitçe ortaya çıkıp yaşadığı tecrübeleri topluma anlatmak ve bir akademisyen olarak ortaya koyduğu barış çabalarının hayata geçirilebilmesi için toplumdan siyasi destek de isteyecekse, işte o zaman aydının tanımında da yer alan;
1. Cesur ve medeni cesaret sahibi olmak, bu medeni cesareti, kahramalık olarak değil bir vasıf olarak ortaya koymak,
2. Fikir, amaç ve karakter sahibi olmak, inanışlarına ihanet etmemek,
3. Hakikat bildiği, gerçek bildiği şeyi kendine saklamamak, Onu yaymayı da vazife olarak bilmek,
4. Bağlandığı ilkelere uygun bir yaşam sürmek, dürüst ve feragatli bir insan olmak, yaşamı ile prensipleri arasında çelişki yaratmamak, ve
5. Toplumunun hayrını ve çıkarını, kendi hayrının ve çıkarının üstünde tutmak, topluma hizmet ederken toplumdan karşılık beklememek...
... özelliklerine sahip olduğunu görür, önünde ceket ilikleriz. Kıbrıs Türk Toplumu medeniyet mücadelesinde bir adım öne çıkacaksa, aydınlara büyük görevler düşer. Şimdiye kadar anlamsız, hepimizi kanser eden düzeni, statükoyu değiştirememişsek, bunun en baştaki sebebi, eğittiğimiz, dünyanın en iyi üniversitelerinde okuttuğumuz gençlerimizin yurda dönememesi veya dönenlerin de gerçek anlamda bir aydın gibi değil küçük burjuva aydıncıklar gibi davranmalarıdır.