Görüş, 12 Subat 2001
Birikim Özgür
Hamamböcüleri!
İlkleri sevmeyen var mıdır?
Yeniçağ gazetesine yazdığım ilk yazının anısı büyüktür. “Eğer amaç yüzmekse, havuzda değil, denizde yüzmeliyiz” demiştim. İkinci yazıda ise “Denizde yüzerken eğitim can simidimiz olacaktır” diyerek kendi adıma “ilk”in çerçevesini çizmiştim.
Aradan aylar geçti, çerçeve değişmedi.
Her bir yazı, yaşam felsefesi içinde yapılan bir eyleme dönüştü.
Çerçevenin içindeki resim gün geçtikçe renklendi. Resim renklendikçe anlam kazandı. “Toplumuna sahip çıkma” güdüsü giderek daha da kendinceleşti.
Gelin görün ki cevaplanması gereken soru sayısı da arttıkça arttı. Bunun yansımalarını zamanla, belki basit birer köşe yazısı şeklinde belkide daha farklı şekillerde görülecektir mutlaka.
Amaç var olana katkıda bulunmak, bunu yaparken hayatı daha anlamlı kılmak oldukça sorular katlanarak artsın, azalmasın.
Önemli olan zaten değer ve ilkelerle ahenk içinde yaşayabilmektir. Bunu başarabildikten sonra bir duruşa sahip olmak kişisel bütünlüğü tamamlamaya yetecektir.
Her eğitimcinin ulaşması gereken nokta budur aslında. Entellektüel çabadan yoksun bir eğitimci “düşündüğü” iddia edebilir mi? Düşünmeyen bir eğitimci düşünebilen, olaylara, kavramlara eleştirel yaklaşabilen kişilikli öğrenciler yetiştirebilir mi?
Tesadüf bu ya, okuldaki yeni dönem, “hamamböcüleri” dönemiyle birlikte başladı. Okuldaki dönemin başı sonu belli. Hamamböcüleri daha üst seviyede bir uğraş gerektiriyor çünkü ulaşılmaya çalışılan nokta öyle 10-15 haftada ulaşılabilecek bir nokta değil. Zaten bu yüzden kişisel bütünlük, ahenk daha bir ön plana çıkıyor.
Sürecin uzunluğu ne olacaksa olsun, galiba önemli olan başlangıçtır. Hayattaki iki dönemin eş zamanlı başlangıcı ister istemez ‘ortak’ yönleri göz önüne seriyor.
Sınıfa girdim.
Hamamböcülerinin coşkusu yüreğimin daha bir hızlı atmasına sebepti. Aklımda amaçlarla ilgili, yaşanacak sürecin daha sağlıklı olabilmesiyle ilgili fikirler dönüp dolaşıyordu.
Yaptığım ilk iş demokrasi anlayışımı sınıfa yansıtmak oldu. Çocukların yüzünü güldürdüm önce. Sınıfta sorgulanamayan “allah” olmadığımı anlattım kısaca. Açık iletişim için ne gerekiyorsa öyle davranmaya çalışacağımdan bahsettim. Eşitlik, etkileşim, paylaşım ve dostluk... İlk derste kırdım zincirleri.
“Amaçlar...” dedim. “Hayattaki en önemli şeydir amaçlar.”
Garip bakışları izledim bir süre.
- Hedefler, bir noktaya ulaşmak için çabalarken bizlere çok yardımcı olur. Buna rağmen onlar aslında sadece birer araçtırlar. Hayattaki en önemli şey değildirler. Yönümüzü tayin ederler ve ö yöne doğru bilinçli bir şekilde yürürken, konsantre olurken elimizden tutarlar. Gelişmek, büyümek için amaçların peşinden koşarız. Bir hedefi yerine getirmek bizi mutlu etmeye yetmeyebilir. O hedeflere ulaşırken karşımıza çıkan zorlukları aştıkça yaşayacağımız haz gelişmemize sebep olacaktır. İşte uzun vadedeki çıkarımız bir önceki döneme göre daha gelişmiş bir kişiliğe ve daha fazla bilgiye sahip oluşun verdiği güvene ulaşmak olacaktır. Bu süreci birlikte yaşamaya var mısınız?
Garip bakışlar sorgulamaya devam ediyordu. Anlayabilmişler miydi acaba?
Anladıklarını o bakışlardaki ışıltıdan anladım. Bana güveniyorlardı. Bende onlara...
Ofisime dönüp kendimle kalma fırsatını yakaladığımda coşku hakimdi hayata.
Güzel bir başlangıç, mükemmel bir “ilk” hayattaki herşeye bedeldir belkide diye düşündüm.
Hemen hamamböcülerine daldım. Coşkuda başta hamamböcüleriyle ilgili ilk haberi veren Turgut olmak üzere yepyeni bir ilke imza atmaya hazırlanan çok değerli insanların payı yadsınamayacak kadar fazlaydı.
Gençler mutlaka farkındaydılar. Diğerleri de bir toplumdaki ilk elektronik dergiyi çıkarıyor olmanın önemini görebilmişler miydi acaba?
Daha dünyanın alışmaya çalıştığı etkileşimli gazetecelik kavramını ne zaman hayata geçirebilecektik? Bunu başarabilmek için çok çalışmak gerektiği kesin... Etkileşim insanlar arasında yaşanacağına göre hamamböcülerinin mutlaka ama mutlaka kayda değer bir kitle ile buluşturulması gerekirdi. Kitle ile buluşabildikten sonra interaktif gazetecilik üzerine yapacağımız sıkı bir araştırma hamamböcülerini ölümsüzleştirmek için gerekli bilgi ile donanmamıza ve bir ilki “iyi örnek” olarak toplumumuzun güzellikleri arasına koymamıza olanak yaratacaktı.
Bir an duraksadım. “Aptalca bir gençlik ateşi mi yoksa yine?” dedim kendi kendime.
Gençlik ateşleri saman alevi gibidir. Bir anda parlar ve sonra...
Sönmemesi için ne yapmalıyız?
Bu yazı aslında hamamböceği felsefesini anlatacak, totalitarizmin bizden neler götürdüğünü açıklayacaktı. Kahramanlığa karşı hainleri savunacaktı. Tıpkı Gündüz Vassaf’ın “Cehenneme Övgü”de yaptığı gibi...
Bunları paylaşmak için önümüzde upuzun bir süreç var...
O süreci yaşamadan önce galiba coşkunun paylaşılması, güvenin yeşermesi gerekecek. Saman alevi gibi parlayan ateşin için için yanan bir zeytin ağacına sıçrayabilmesini sağlamak ortaya düzgün hedefler koymakla, ciddi bir görev paylaşımı yapmakla mümkün olacağa benzer.
Ben kendi adıma sorularıma yenilerini ekledim. Nedir bu interaktif gazetecilik? Neden bu kadar üzerinde duruyor insanlar? Hamamböcüleri toplumun ilk interaktif dergisi olacaksa çerçevenin içindeki resim bundan nasıl etkilenecek?
Öyle 10-15 haftalık bir süreç değil bu... “Bu süreci birlikte yaşamaya var mısınız?”