Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 12 Subat 2002
Birikim Özgür

Umudu Kalıcılaştırmak

15 Ocak tarihli yazımda şöyle bir cümleye yer vermiştim:

“Önümüzdeki günlerde bu konuda yazdığım bir başka yazımı sizlere aktarıp kendi bakış açımı daha net biçimde ortaya koymaya çalışacağım.”

Aradan uzun bir süre geçmiş olsa da geçtiğimiz hafta içinde Güney Kıbrıs’taki komunist partinin (AKEL’in) yayın organı olan Haravgi’de yayımlanmış yazımı 15 Ocak’ta ortaya koyduğum düşüncelerimi daha da netleştirmek adına sizlerle paylaşıyorum.

***

1960, 1963, 1974 derken 2002 yılında Kıbrıs’ta yıllardır devam eden bölünmüşlüğün ortadan kalkması umudu doğmuştur. Statükonun değişmesi, 1974 sonrasında doğan bir bireyin hayatına ne katacaktır?

Bu soruya verebilecek olumlu cevaplarımız varsa, 1974 sonrasında doğanlar için de barışı, bölünmüşlüğün ortadan kaldırılmasını, anlamlı, vazgeçilmez bir hedef olarak gösterebileceğiz.

Kıbrıs’ın kuzeyinde doğup büyümüş bir insan, demokrasinin çarklarının nasıl döndüğünü bilemez. Katılımcılığın faydalarını, kısacası insanca yaşam koşullarını hep uzaklarda bir hayal olarak görürdü. İşte 2002’ye girerken Kıbrıs’ta yaşanılan sorunların ana sebebi olan ateşkes ortamının yerini yeni bir yapıya bırakması ihtimali gündeme geldi, bizim için bir ütopya gibi görünen insanca yaşama olasılığı hepimizin geleceğe dair beklentilerini, yurduna dair duygularını renklendirdi. 2002 yılından umutluyuz!

Peki bu yeni süreçte umutlandık da ne oldu? Ne değişti?

Yılardır umut bazen azalarak bazen de artarak hep devam etmedi mi? Umut en son ölürmüş… Yurdumuzdan umudumuzu hiçbir zaman kesmemiştik ki!

Bu bilince sahipsek, akılcılığı da kendimizi rehber edinmişsek, bölünmüşlüğün ortadan kalması umudunun arttığı şu günlerde vizyonumuzu sorgulamalı, geleceği, bir daha geçmişte yaşanılanlar tekrarlanmayacak şekilde planlamalı ve ona göre politikalar belirlemeliyiz.

1960’ta kurulan ortaklık, emin ellere teslim edilmemişti. O yüzden arkasını getiremedik. Cumhuriyet’i, O’na inanların yönetmesi gerekirdi, olmadı. Taksim ve Enosis politikaları ağır bastı. Yaşanılan tecrübelerden ders çıkartabildik mi?

Bizim “umut” diye nitelendirdiğimiz gelişmeler, Denktaş’ın Türkiye’nin üzerindeki baskıları hafifletmek, Türkiye’nin çıkarlarını gözetmek adına attığı bir adımdan ibarettir. Hayatımızda Denktaş’ın ağzından hiç duymadığımız pek çok olumlu mesajı son aylarda işitir olduk. Bunların taktiksel olduğunu tahmin ediyoruz. “Konfederasyon politikasından vazgeçtik” demediler… “Yurdumuzun bölünmüşlüğüne son vermek gerekir” de demediler. Türkiye’nin çıkarları ne gerektiriyorsa, onu söylüyorlar. Samimi olmadıklarını anlamak için alim olmaya gerek yok. Kıbrıs Türkü üzerindeki baskılar azalmıyor, artıyor. Türklük politikalarına hizmet edenler kayrılıyor, barış yanlısı düşünceler üretenler hala daha vatan haini olmakla suçlanıyor. Böyle barış olmaz! Hele bunları kendi toplumuna reva gören bir rejimin sözcüsü olan Denktaş’ın arkasını sıvazlayarak, barışa hiç ulaşılamaz. Diyorlar ki barış yanlısı güçler Denktaş’ın attığı adımları destekleyince üzerinde toplumsal baskı kuruluyormuş. Yıllardır bu toplumu dinlemeyen, adam yerine koymayan bir zihniyet, şimdi mi toplumsal baskıdan etkilenecek?

Kıbrıs’ta barışa hizmet, Kıbrıs’ta iki toplumun geleceğini birlikte kurmalarını sağlayacak, ortak vatan için ortak çıkarları ön plana çıkaracak politikaların arkasında durarak mümkündür. Nasıl ki Kıbrıslı bir Rum, “Girne’yi almadan çözüm yapamayız” diyorsa bir Kıbrıslı Türk’ün de Baf sokaklarında dolaşırken “İşte burası benim vatanım” diyemeyeceği bir çözüm, Kıbrıs’ın bütünlüğünü gözeten bir çözüm olamayacaktır.

Böyle bir çözüme ulaşmak için de Kıbrıs’ı bölenlerden medet ummak pek akıllıca olmasa gerek! 2002 yılında atılacak olası bir imzayı, Kıbrıs’ı Kıbrıslar’ın yönetebilmesi mücadelesinde yeni bir gelişme, yeni bir soluk olarak görebiliriz. Umut gözlerimizi kör etmesin. Mücadele güneyde de kuzeyde de devam etmelidir. İmzadan önce veya sonra, mücadele, militarist rejimlere, faşizme karşı olmalıdır.

Bu mücadelede herkes saflarını iyi belirlemek durumundadır. Güneyde ve kuzeyde, “Bu memleket bizim” diyenler ortak bir vizyon doğrultusunda, birlikte hareket etmedikleri sürece, gelecek hiçbir zaman Kıbrıslılar’ın insiyatifiyle oluşturulamayacaktır.

Kutlu Adalı’nın katlinden hemen sonra üniversiteli gençler şöyle bir bildiri yayımlamışlardı:

“Ben; Bu topraklarda itilip kakılmadan, horlanmadan, yönetilmeden, yöneterek, tüketilmeden, üreterek, korkmadan, korkutmadan, ezmeden, ezilmeden, yarınımdan endişe duymayarak, dünümden utanmadan, kandırılmadan, aldatılmadan, susmadan, susturulmadan ve susturmadan onurlu bir barışa ulaşmış bir toplumun içinde insanca yaşamak istiyorum!”

Bu bildirinin altına ne Denktaş ne de Klerides hiçbir zaman imza atmazlar! Bu bildiride anlatılanları hayata geçirmek istiyor muyuz?

O halde, kendi barışımızı, kendimiz yapacağız! Kıbrıs’ta atılacak olası bir imzanın öncesinde ve sonrasında Kıbrıslılık etrafında kenetlenmek, bu uğurda ortaya somut bir mücadele koymak, özellikle kuzeydeki rejimin tanımını doğru yapmak ve ona göre hareket etmek şarttır. Aksi takdirde 2002 yılı Kıbrıs’ta yıllardır ertelenmiş sosyalizm mücadelesinde yeni bir soluk olmaktan çok bozuk dünya düzenin çarkları arasında iyice sıkışıp kaldığımız sahte bir umut yılı olmaktan öteye gidemeyecektir…


Birikim Özgür|Ana Sayfa