Görüş, 16 Şubat 2005

Birikim Özgür

 

Ticaret Odası’nın hazırladığı yol haritası

Ticaret Odası 14 Aralık 2003 seçimleri öncesinde toplumun nabzı gibiydi...

Bugün de özellikle düşünce üretimini önemseyen yaklaşımlarıyla Ticaret Odası Kıbrıs Türkü’nün dünyaya tutulmuş bir aynası gibi algılanabilir. 15 Şubat 2005 tarihli basın bildirisiyle duyurulan yol haritasında da bunun izleri var. Aslında bu yol haritası iki gün gibi çok kısa bir sürede oluşturulmuş bir şey. Yine de vurucu ifadelere yer veriliyor ve sanki yaşadığımız zaman aralığının düşünsel bir özetini teşkil ediyor. Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yaprağın kımıldamadığı bir dönemde, Ticaret Odası bir sivil toplum kuruluşu olmanın gereklerini ihmal etmiyor... Bunda çağdaş ve ikircikli olmayan bir çizgi tutturmuş olmasının payı büyük. Dahası da var; Ticaret Odası, tek bir ideolojinin ya da toplumsal bakış açısının takipçisi değil... Tam aksine toplumun tecrübe ve beklentilerinin bir sentezini yansıtabilen güçlü bir ses olmayı becerebilmiş durumda.

Bu sesi önemsemek gerekiyor zira özellikle Brüksel’de bu ses çokça yankılanıyor. Kıbrıslı Türklerin duygu, düşünce ve beklentilerini siyasilerden çok Ticaret Odası aktarabiliyor belirli çevrelere.

Brüksel, ABD’nin “yeni çözüm yanlısı lider” diye lanse etmeye çalıştığı Mehmet Ali Talat’a dahi gönül koyabiliyor... Sn. Talat’ın, “Kıbrıs Türkü’nün çıkarları” diye diye Türkiye’de oluşturulmuş bazı politikaları savunuyormuş gibi bir izlenim yaratıyor oluşu ve Rumların bu durumdan son derece rahatsız oluşları önemli bir sıkıntıydı Kıbrıslı Türkler açısından. Dipkarpaz’daki ilkokuldan tutun da gazetecilerin askeri mahkemelerde yargılanmamasını sağlayacak kararlara kadar pek çok politik manevra, aslında Türkiye’yi AİHM’nde açılmış davalardan kurtarmaya yönelikti. Bunu Brüksel görüyor ve Sn. Talat’ın tutumundan da oldukça rahatsız oluyordu.

Ne var ki Ali Erel ve arkadaşlarının seçimlerin ardından bilinçli bir şekilde siyasetten uzak durmuş olmalarının meyvelerini zaman içinde toplum olarak toplayabildiğimizi gözlemlemek mümkün. Belki kuzey Kıbrıs’ın konumundan ötürü saygı duyulmayan siyasi yapımıza rağmen toplumumuzun Brüksel tarafından dışlanmıyor oluşunun en önemli sebeplerinden bir tanesi de Ali Erel ve arkadaşlarının çabalarıdır.

Kuzey Kıbrıs’taki siyaset arenasında bu denli ayakları yere basan bir duruş sergilemek imkansız denebilecek kadar zor. Bu nedenle önümüzdeki seçimlerde siyasetler toplum tarafından tamamen ikinci plana itilecek ve siyasiler (tercihler oyları) çok fazla ön plana çıkarılacaktır. Burada verilen mesaj, siyaset üstü yaklaşımların gerekliliğidir. Ticaret Odası bunu siyasetin dışında durarak başarabildiği için Brüksel tarafından dikkatlice izleniyor. Bu yaklaşımın altında yatan çağdaş değerleri algılayamayıp bunu kategorize etmeye çalışanların ve mesela Ticaret Odası’nı herhangi bir partinin veya Rum’un ya da AB’nin sözcüsü olmakla itham edenlerin çok sığ sularda yüzmek ve bazı şeyleri anlayamamaya sebep olabilecek yanlış bir bağlama kendini hapsetmek gibi ciddi sorunları olduğunu vurgulamakta fayda var. Bu yanlışa düşmemek için özellikle gençlerin çok dikkatli olması gerekiyor.

***

20 Şubat seçimleriyle Kıbrıslı Türkler Brüksel’e dolaylı bir mesaj gönderecekler. Bundan tam beş gün önce, 15 Şubat’ta, Ticaret Odası bu mesajın içeriğini şekillendirmiş oldu yayınladığı yol haritası ile...

Ticaret Odası çözümün önündeki engelleri önem sırasına göre ortaya koyarken ilk sırada Türkiye’nin olumsuz yaklaşımlarına yer veriyor. Türkiye’nin kendi AB üyeliğine kadar Kıbrıslı Türkleri bir koz olarak elinde tutma yaklaşımı, çözümün önündeki en önemli engel şeklinde ifade ediliyor. Bunun ardından ortaya konan iki engel ise doğrudan Kıbrıslı Rumlardan kaynaklanan olumsuzluklara ve Kıbrıs’ın çarpık AB üyeliği sürecine atıfta bulunuyor.

Aynı çalışmanın “yapılması gerekenler” bölümünde ise kuzey Kıbrıs’ta etkin ve fiili kontrolün gerçek anlamda Kıbrıs Türk otoritelerine devredilmesinin öneminin altı çiziliyor. Bununla birlikte güneyin “evet” diyebilmesi için çalışacak bir siyasi yapı temenni edilmekte. Bu siyasi yapıyı temsil edecek güçlü bir hükümetin bir taraftan Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin elde edilmiş haklarını koruması diğer taraftan da güneyi tatmin edecek girişimlerde bulunması beklentisi ortaya konmakta.

Ticaret Odası’nın çağdaş bir yaklaşımla Kıbrıslı Türklerin sıkıntı ve beklentilerini ifade etmeye çalışması son derece yerinde bir girişim.

Önem sırasına göre yazılan “yapılması gerekenler” listesinin sondan dördüncü maddesi, AKEL ile 20 Şubat sonrasında hükümeti oluşturacak partilere inisiyatif almaları konusunda baskı yapılmasının gerekliliğine dikkat çekiyor.

Çalışmada, KKTC’nin egemenliğinden “rüya” şeklinde bahsedilmekte ve gerçekçi – Birleşik Kıbrıs’ı gözeten - bir ekonomik vizyonun önemine vurgu yapılmakta ayrıca.

Bu çalışmanın her satırı dikkatlice okunmalı.

Brüksel’in bunu yapacağından kuşku yok.

Çözümün önündeki “engeller” sıralanırken ilk madde olarak göze çarpan Türkiye’nin tavrı ile ilgili olarak “yapılması gerekenler” kısmında üstü kapalı birtakım mesajlar ortaya konmuş.

Yine de gereken mesaj fazlasıyla yerine ulaştırılıyor.

Zaten “yapılması gerekenler” kısmında teğet geçilen belli başlı şeylerin temcit pilavı gibi Rumlar tarafından sürekli tekrarlanıyor oluşu da bu konuda Kıbrıslı Türklerin dengeli bir yaklaşım sergilemelerinin önemini artırıyor... “Türkiye karşıtı, Rum yanlısı” bir imajın Kıbrıs sorununun çözümüne katkıdan çok zarar getireceği muhakkak...

Ticaret Odası, tüm bunların yanında bir şeyi yapmıyor!

Aslında toplumun esenliği için yapılması gereken onca iş varken kalkıp da anarşik yaklaşımlarla boykot çağrısı yapanlara “Niye bunu böyle yapıyorsunuz?” diye sormuyor. En iyisini yapıyor! Hırsından gözü insanca bir iletişimden tutun da arkadaşlığa, dostluğa kadar pek çok şeyi göremeyecek kadar kendinden geçen ve düşüncelerini küçümseyici ya da alaylı bir üslupla ortaya koyanlarla hiç muhatap olmuyor.

Ticaret Odası’nın siyaseti olduğu gibi okuyabilme becerisinden tutun da üslubuna ve üretkenliğine kadar pek çok özelliğini örnek almalı özellikle diğer barış yanlısı örgütlenmeler... Eğer tabi koydukları teşhislerin ardından sergiledikleri tepkilerle Kıbrıslılara ve tüm dünyaya sağlıklı mesajlar ulaştırmak istiyorlarsa...

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org