Görüş, 1 Şubat 2005

Birikim Özgür

 

Güzel düşler, ulaşılabilir hedefler

Biz tatsız bir seçim gündemiyle cebelleşirken, dünya da dönmeye devam ediyor. Türkiye’de son birkaç günde yaşanan siyasi ve coğrafi depremlerin sayısı oldukça fazla.

Irak’ta evlere şenlik bir seçim yapılmış, yüz binlerce insan geleceğini arıyor belirsizlikler ülkesinde.

Tüm bunlar yaşanırken Dünya Sosyal Forumu’nun beşincisi toplanmış Brezilya’da...

Bu sol buluşmaların önemli özelliklerinden bir tanesi de gösterişten uzak olmaları. Davos’taki “büyük” buluşmaları, Erdoğan’ın Sharon Stone ile el sıkışmasını gazete ve televizyonlardan takip edebiliyoruz ama Davos’a alternatif bir zirve niteliği taşıyan 5. Dünya Sosyal Forumu’ndan bihaberiz...

Özeleştiri yapmamız ve dünyayı yakalamamız gerekiyor.

Fırtınaya yakalanmış gemi gibiyiz.

Bir o yana bir bu yana sallanıp duruyoruz...

Ara sıra güvenli limanlara yanaşıp rotamızı gözden geçirmemiz gerekiyor.

Kıbrıs solu ve bunun bir parçası olmaktan hızla uzaklaşan Kıbrıs Türk solu nereye gidiyor?

Kıbrıs’ın yapay sorunlarından, insanlığın gerçek sorunlarına odaklanma fırsatı bulamıyoruz.

Emperyalizme karşı etkili bir duruş sergileyemiyoruz... Bunu yaptığını iddia eden AKEL’e Papadopulos ile kurduğu “ulusal” ittifak nedeniyle burun kıvırıyoruz...

Etkili bir duruş sergilemeyi çoğu zaman marjinalleşmek ya da sekter yaklaşımlar sergilemek şeklinde algılıyor ve uygulamaya çalışıyoruz. Kendimizi zorluyor ve haliyle zorlanıyoruz... İçinde yaşadığımız şartların en olumsuz yönlerini hep sert söylemlerle ifade etmeyi, solculuk sanıyoruz...

Solun toplumun insanlığa dair umudu olması beklenirken, bahsedilen sıkıntılar nedeniyle iyiden umutsuzluğun, boş vermişliğin, restleşmelerin, vazgeçmelerin, terk edişlerin, azalmanın, alternatif olamamanın, çoğu zaman içi boş bir gururun sembolüne dönüşüyor oluşu ne acı...

Solun giderek daha çok “edilgenlikle” özdeşleşiyor olması ne acı...

Dünya Sosyal Forumu, alternatif bir dünyanın nasıl mümkün olabileceğine ilişkin düşünceleri, entelektüel sermayeyi geliştirmeyi hedefliyor. Uzaklarda bir yerlerde, neo-liberal küreselleşmenin yarattığı derin tahribata karşı “etkin” bir direnmenin örgütlenebilmesi için kafa patlatılıyor... Biz ise yokuz!

Halbuki sözde bir mücadeleyi, özde bir mücadeleye dönüştürmek imkansız değil... Kıbrıs’ta içi boşaltılan çözüm vaatlerine anlam katmak, güneydeki ve kuzeydeki sömürünün ortadan kaldırılabilmesi için ortak bir anlayış geliştirmek pekala mümkün.

Edilgenliği ters yüz edip çağdaş ve etkin bir anlayış geliştirmek çok da zor değil...

Bunu yaparken kendimizi dev aynasında görmeden, etkili olabileceğimiz alanları iyi hesaplayarak, lafta kalmayacak girişimlerde bulunabilmemiz ve “üzerimize düşeni yapmamız” gerekiyor.

Kıbrıs’ın ötesindeki coğrafyalarda insanlık bambaşka sıkıntılarla boğuşmakta.

Kıbrıslı Türklerin seçimleri tatsız-tuzsuz diye nitelendirdiklerini ve boykot eğiliminde olduklarını ortaya koyarak aslında kendimizi kandırıyoruz.

Seçimlere ya da Kıbrıs’ın kuzeyindeki partilere değil garazımız.

Biz, dünyadan kopmuşuz.

Seçimi boykot etmiyoruz sadece. Tsunami felaketi sonrasında içimizden gelenleri erteliyoruz. Yardımlaşmaya soğuk bakıyoruz. Hayatı boykot ediyoruz.

Arabalarımızla, evlerimizle, haksız kazançlarımızla günümüzü gün ediyoruz. Eldekilerin değerini de bilemiyoruz.

Denizin, suyun, temiz havanın kıymetini unutmuşuz.

Kıbrıslı Türkleri bu duruma düşürenler utansınlar.

Biz ise çıkış yolu aramak ve toplumumuzu tekrardan hayata bağlamakla mükellefiz.

Hayata bağlanmak, dünyaya köprü atmaktır.

Dünyayı anlamak, Irak’a bakmak, Ortadoğu’yu irdelemek, küreselleşmeyi ters yüz etmenin yollarını aramak, İnsan Hakları konusunda girişimlerde bulunmak...

Yapacak o kadar çok şey var ki...

İnsanlığa dair güzel düşleri birer demagoji unsuru olmaktan çıkarıp ulaşılabilir hedeflere dönüştürmek gerekiyor. Aksi takdirde, akıl, o düşlerin baş düşmanı olarak hep karşımıza dikilip bizlere “Otur oturduğun yerde. Ayakların yere bassın” diyecektir!..

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org