Görüş, 5 Subat 2002
Birikim Özgür
İdeoloji Derlemesi
Bu hafta sizlerle ideoloji sahibi olmanın önemini ve ideoloji sahibi insanların kendi yaşadıkları ülkelerin koşullarını iyi analiz ederek halkları için daha güzele ulaşmak adına yapmaları gerekeni anlatmaya çalıştığımız bir diziyi paylaşıyoruz.
Dizi, iki yazıdan oluşuyor.
Birincisi, yani “İdeoloji Sahibi İnsanlar” başlığını taşıyan yazı, 1 Şubat 2002 tarihinde Yeni Çağ Gazetesi’nde yayımlanmıştı.
Bu yazı, ideoloji sahibi insanlara hayranlığımızı gizlemekten çekinmediğimiz bir yazı. “Politik konularda yorumları kaale alınan” insanların temel özelliğini anlatmaya çalıştık.
İkincisi (“İdeoloji ve Koşullar” başlıklı yazı) ise bir aksilik olmazsa/olmamışsa 8 Şubat 2002 tarihinde aynı gazete yayımlanacak/yayımlandı.
Bu yazıda ise, yorumları dinlenen, okunan insanların ülkelerine politik anlamda gerçekten hizmet edebilmeleri için nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda düşüncelerimizi aktarmaya çalıştık.
İki yazı birbirini tamamlar diye düşünüyoruz. Zevkle okumanızı dileriz.
***
İdeoloji Sahibi İnsanlarGündüz Vassaf’ın 27 Ocak 2002 tarihli Radikal’de çıkan en son yazısının son paragrafı şöyledir:
“Teknolojideki gelişmeler, internet örneğinde olduğu gibi düşüncelerimizin ifadesine konan yasakları giderek anlamsız kılıyor. Ancak günümüzün köhnemiş totaliter rejimleri, demokrasi adı altında Batı'da egemen ideolojiinin çıkarlarına ters düşen hatta yandaş olmayan düşüncenin nasıl dar alanlara tecrit edilip etkisizleştirildiğini anlayabilseler, işkence gibi ilkel baskı yöntemlerini de bir yana bırakıp, hemen demokrasiye geçerlerdi. Yaşam değerlerinin küreselleşme adına tekdüzeleştirildiği ve özgürlüklerin arz talep denklemlerine indirgendiği bir dünyada yaşar olduk. Bir zamanlar yeraltında ya da hapishanelerde tüm baskılara rağmen yaşatılabilen özgürlüklerin düşleri bile ABD öncülüğünde gün geçtikçe şekillenen 21. yüzyıl totaliterizminin biz tüketicilerine fazla geliyor...”
Eğer kendinizi gerek zor yaşam koşullarının gerekse egemenlerin dikte ettirdikleri günlük düşünce üretiminin dışına çekerek ve ufkunuzu genişleterek dünyada olup bitenleri algılayabilmek isterseniz, Eser Keskiner’in Hamamböcüleri Dergisi’ndeki yazılarını, Gündüz Vassaf’ın kitaplarını, makalelerini okuyun…
Yukarıdaki Gündüz Vassaf’tan aktardığımız tek bir paragraf bile dünyada olup bitenleri birkaç cümleye sığdırarak özetleyebiliyor.
Eğitimciler çoğu zaman belirli bir alanda, gerekli yetenek ve kapasiteye sahip olduğu halde başarıyı birtürlü yakalayamayan öğrenciler için “Temeli zayıftır” derler.
Sosyal yaşamlarımızda karşılaştığımız pek çok insanın “politik hayvan” olma özelliğini her fırsatta gösterebildiğini gözlemleriz.
Öncelikle “politik hayvan” tanımlamasını açıklamak gerekir…
İnsan düşünme yeteneğini kullanmayı öğrendiği günden itibaren çevresiyle, toplumuyla, dünyayla ilgili birtakım çıkarımlar yapmaya, yorumlarda bulunmaya, sorunların aşılması için fikirler ortaya atmaya başlar. Bu nedenle politikanın tanımını yapanlar zaman zaman insana da “politik hayvan” yakıştırmasını uygun görürler.
“Politik hayvan” olma özelliklerini sergileyenleri çoğu zaman zevkle, hatta hayranlıkla dinleriz.
Sıkıntı şurada başlar:
Özel (özgül) konularda harika düşünceler üreten kimselerin iş icraata (politik insiyatif kullanmaya) geldiği anda genelde bocaladıklarını görürüz.
Sebebi basittir.
İdeoloji yoksunluğu çok başarılı bir “politik hayvan”ı bile sıradanlaştırabiliyor.
İdeolojiler gökteki yıldızlara benzerler… Yıldızlara hiçbir zaman ulaşamayız ancak yeri geldiğinde kutup yıldızı gibi bize yol gösterebilirler.
Belirli bir ideolojiye sahip insanlar alınıp satılamazken diğer “başarılı politik hayvanlar” maalesef alınabilirler, satılabilirler.
Belirli bir ideolojiye sahip insanlar “doğal lider” özelliği taşırlar. Egemenler onlardan çok korkarlar, korkmalarının sebeplerinden bir tanesi de onlara “aşırı saygı” duymalarından başka birşey değildir. Bu “aşırı saygı” pek çok kez ideoloji sahibi insanların öldürülmelerine kadar varır… Alınıp satılabilen birisi katledilmez, satın alınır… Alınıp satılamayanlar ise maalesef bu saygınlıkları farkedildiğindendir ki belirli durumlarda ölüme mahkumdurlar.
Zaman zaman egemenler öldürmeyi değil “etkisizleştirmeyi” tercih ederler. “Etkisizleştirilmiş” bir ideoloji sahibi insan için bu durum ölümden de beterdir, işkencedir. Bu işkence yöntemiyle egemenler hem kendi düzenlerini muhafaza ederler hem de kendilerini tatmin ederler, adeta eğlenirler.
Gündüz Vassaf eğer bizim son birkaç haftadır anlatmak için yoğun çaba sarfettiğimiz bazı düşünceleri, kimseyi incitmeden sadece bir paragrafla bile anlatabiliyorsa, bu O’nun sağlam bir ideolojiye sahip oluşundan, hayat sınavında başarıya ulaşmışlığından kaynaklanır.
“Ağzı olanın konuştuğu” bir ülkede, sayıları az dahi olsa bazı insanların yazdıkları ve söyledikleri üzerinde iki kere düşünmenin önemini kavramış olmak bile bir birey için önemli bir kilometre taşı olsa gerek…
İdeolojik temelin önemi birey için bu kadar açıkken, siyasi partiler açısından bu konunun önemini açıklamaya çalışmak adeta zaman kaybı olacaktır. UBP bir ideolojiyi temsil etmiyor gibi görünse de dünyadaki en geçerli ideolojinin Kıbrıs’ın kuzeyindeki en başarılı temsilcisi olduğundan dolayı yüksek oy oranına sahiptir. Hükümet tuzağına düşüp ideolojisine, ilkelerine ters düşen sol partilerimizin kan kaybının sebebi de temellerinin sarsılmasından başka birşey değildir.
YBH de eğer Kıbrıs’ın geleceğine talip bir parti olacaksa, kişilerin değil ideolojilerin ve ilkelerin ön plana çıktığı bir yapıya dönüştürülmelidir. Yine de unutulmamalıdır ki bu yapıyı da geleceğe taşıyacak olan yine insandır.. Enerjik, sağlam karakterli, ideoloji sahibi genç sözcülerin elinden tutmak, onları halka benimsetmek, YBH’nın ve Kıbrıs’ın geleceğine yapılacak en olumlu katkıdır. İdeoloji sahibi insanlara yakışan budur…
***
İdeoloji ve KoşullarGeçtiğimiz hafta “İdeoloji Sahibi İnsanlar” başlığı altında bize göre sözüne güvenilir kimsenin, can kulağıyla dinlecek, okunacak insanın profilini çizmeye çalıştık.
Politika penceresinden “doğru insanı” anlatmaya çalıştık.
Sadece kendi politik penceremizden bakarak ideoloji sahibi insanı üç-beş kritere göre saptayacak olursak, ülkelerine gerçekten hizmet etmekte olan veya hizmet etmiş pek çok tarihi kişiliğe haksızlık etmiş oluruz.
Daha açık yazmak gerekirse; “Sosyalist” veya “solcu” hatta Kıbrıs’ta, “federasyoncu” olmayanları tek kalemde silip atmak gerçekçi bir yaklaşım olur mu?
İnsanlar, “sosyalist” olmadan da karakterli olabilirler. Alınıp satılmamak sadece sosyalistlere özgü bir vasıf olamaz. Sağcı olup da gerçekten hizmet etmeyi, dürüstçe çalışmayı kendince doğru kabul etmiş pek çok insan vardır.
Bunun tam tersi de geçerlidir.
Solcu veya rejim karşıtı olup, konuşurken “mangalda kül bırakmayan”, iş icraata geldiği zaman ise koşulları tam olarak ölçüp tartmadan hareket eden pek çok insan da olabilir. Bunu ahlaki zeminde irdeleyelim…
Birkaç yıl önce ODTÜ’de, “Eğitim Sosyolojisi” dersinin konularını sağlam bir temelden hareketle aktararak ortamı renklendirmesini bilen değerli bir hocamız vardı.
Sosyalistliğin ne olmadığını bize anlayacağımız dilden şöyle aktarmıştı:
Kendi öğrenciliği döneminde sosyalist olduğunu ifade eden, her gece sabahlara kadar sosyalizmi dilinden düşürmeden nutuklar sallayan arkadaşları varmış…
Bu arkadaşlarından bazılarının yurttaki odaları pislikten geçilmezmiş. Adeta “köpek bağlasan durmaz” diye tabir edilen cinsten ortamlar… Ahırdan farksız… Leş gibi kokan odalar…
Kimse alınmasın ama adam olamadıktan, çevresine saygılı olmayı bilemedikten sonra sosyalist olmak, sosyalist ideolojiye ihanetten başka birşey değildir. Buzlukçu (sanki de bu işle uğraşanlar emekçi değillermiş gibi), kel (sanki de kel olmak ayıpmış gibi), ve benzeri “küfür” veya “aşağılayıcı tanımlamalar” kimseye birşey kazandırmaz, bunları kullanandan çok şey götürür.
“Eksik olsun sizin sosyalistliğiniz” dermiş hocamız arkadaşlarına. “Zaten onların çoğu şimdi zengin, paradan para kazanan ‘kocaman’ adamlar olmuşlar” diyordu hocamız.
“Gül zannettiklerimiz maalesef düzenin yırtıcı dikenlerine dönüştüler” cümlesini de beynimize yine bu hocamız kazımıştı…
Anlatmaya çalıştığımız kısaca şudur:
Birçok insan vardır ki “Eksik olsun sizin solculuğunuz da barışseverliğiniz de” denecek kadar sığ görüşlü ve ahlaki zeminden yoksun tavırlar takınmaktadır.
Bunlara karşılık ise sağcı olup da son derece saygın, dürüst pek çok insana rastlamak mümkündür.
İnsanın ideolojisi ne olursa olsun ülkesine ciddi anlamda hizmet etmesi için o ülkedeki nesnel ve öznel koşulları sağlıklı bir bakış açısıyla değerlendirebilmesi lazımdır. Nesnel koşullar o kişinin ve çeversindekilerin müdahele etmesinin güç olduğu, dış kaynaklı koşullardır. Öznel koşullar ise o çevrenin müdahale edebileceği, kendi iradesine bağlı, kendi koşullarıdır.
Örneğin Kıbrıs’ta, dış güçlerin üzerimizdeki etkisi bizim nesnel koşullarımızın sonucudur. Barışsever insanlarımızın biraraya gelip nesnel koşullara rağmen Kıbrıs’a sahip çıkan, halkla birlikte adanın bütünlüğünü, ayakları yere basarak, savunamayışları, öznel koşulların tam olarak yorumlanamayışlarından kaynaklanır.
“Kıbrıs işgal altındadır” nakaratına takılmak da “Nasıl olsa statükoyu değiştirecek yetkiyi bize vermeyecekler o yüzden biz de statüko içinde kalarak yapabildiğimiz kadarıyla birşeyleri düzeltmeye çalışalım” demek de “Şükran sana Anavatan” şemsiyesinin altına saklanmak da hem nesnel hem de öznel koşulları gözönünde bulunduramamanın sonucudur.
Kısaca Türkiye’nin çıkmazına bakacak olursak, sorunlar ekonomik gibi görünse de esas üzerine gidilmesi gereken ülkeyi adeta bir ahtapot gibi sarmış, gücünü hukuk devletinden değil de kendi karanlık sisteminden alan derin ilişkiler yumağından başka birşey değildir.
Uğur Mumcu, bu ahtapotun üzerine gitmişti, yaşatmadılar…
Diğer taraftan örneğin Saadettin Tantan, sağcının allahı dahi olsa, bu ahtapotun üzerine giden bir insandır. Hayatını bu sisteme karşı mücadeleye adamış birisidir. Uğur Mumcu’nun kitaplarını okuyanlar Saadettin Tantan’ı öven pek çok unsurla karşılaşmışlardır… Bir tanesi solcu, diğeri ise sağcıdır. Her ikisi de dış ve iç kaynaklı sorunları iyi analiz edip gerçekten ülkelerine hizmet etmeye çalışırlar. Ne nesnel koşulları ne de öznel koşulları gözardı ederler.
Ülkesine, toplumuna gerçekten hizmet etmek isteyenler, benimsedikleri ideoloji doğrultusunda, nesnel ve öznel koşulları doğru değerlendirip pekala çizmelerini giyer ve yola çıkarlar. Belirlenen hedeflere, halka rağmen değil halkla birlikte, ancak da bu şekilde ulaşılabilir…