Görüş, 7 Subat 2001
Birikim Özgür

Kaçınılmaz Olan

Örgütlenmek, bireysellikten kurtulmak, umudun en güzel göstergesidir. Eğer insanlar örgütlerde biraraya gelebiliyorsa hala daha, gerçektenden de Kıbrıs’ta umut vardır.

KTÖS umudu yaşatan örgütlerden sadece bir tanesidir.

Rolü nedir?

Kıbrıs koşullarında bir kitle örgütünün rolü ne olmalıdır?

Koşulları tekrarlamakta fayda vardır.

Tek bir cümle...

Yok olmakta olan bir toplum.

Politika’nın tanımı bu noktada gereklidir.

İki temel tanım vardır.

Birincisi Lasswell’in “politika ‘Kimin, neyi, ne zaman, nasil elde ettigini’ belirleme faaliyetidir” diyerek katkıda bulunduğu tanımdır.

Farklılıklar neticesinde ortaya çıkan “çatışma” vurgulanır.

Diğer tanıma göre politikanın amacı her şeyden önce toplumda bütünlüğü sağlamak, özel çıkarlara karşı koyarak genel yararı ve insanların “ortak iyiliğini” gerçekleştirmektir.

İçinde bulunulan koşul tek bir cümle ile “yok olmakta olan bir toplum” şeklinde açıklanabilirken, hangi tanım daha geçerlidir sizce?

Çatışma içeren tanım mı yoksa bütünlüğü sağlayan tanım mı?

İkinci tanım bize o kadar uzak ki!

Türkiye’nin başkenti Ankara’dan görünen odur ki Kıbrıs Türk Toplumu karpuz gibi ikiye bölünmüştür.

Kim ne derse desin, bu durumun tek bir sorumlusu vardır!

Her fırsatta sorumsuz, yetkisiz olduğunu dillendiren Cumhurbaşkanı Sn. Rauf Denktaş toplumda çatışma kültürünün yerleşmesinde en büyük sorumluluğu taşır.

Son zamanlarda da KTÖS ile toplumu çatıştırmayı başarmıştır.

Aylardır var olan bir sloganı kullandı diye sendikacılara demediğini bırakmayarak “Saldır” komutunu vermiş olmadı mı?

Halbuki “Benim öğretmenim toplumun yok oluşunu kaygıyla izlemekte ve kendi ayaklarımız üzerinde durabilmemiz gerektiğini vurgulamaktadır” diyebilse, birleştirici görevine uygun davranmış olacaktı.

Cumhurbaşkanı bilecek!

Bu ülkede belli başlı sorunlar vardır! Bir kitle örgütünün birincil görevi bu sorunların üstüne gidip toplumu geliştirmektir.

En önde gelen sorun demokrasi sorunudur. Gazetelere düşünce içeren ilanlar verenlerin hain ilan edilip her şekilde yargılanmaları bu sorunun en güzel göstergesidir.

İnsan Hakları sorunu yaşıyoruz.

Gazetecimiz, politikacımız, sendikacımız tehdit edilmektedir.

İnsanlar sadece öyle düşünüyorlar diye yargılanabiliyor.

Toplumda bir kesim sırf düşüncelerinden dolayı potansiyel suçlu olarak görülebiliyor. Cumhurbaşkanı kendi insanına, kendi varlığının biricik nedenine, bunu layık görebiliyor.

Cumhurbaşkanı, “kendi insanını kendi insanına kırdırmak” politikasını bugün hala uyguluyabiliyor.

Cumhurbaşkanı bütün politikasını sadece rum düşmanlığına bağlıyor ve bu ırkçı politika ile seçimlerde en fazla oyu alabiliyor.

Üretim durmuş, halkın alım gücü sıfırlanmıştır.

Toplumda herşeyin yanlış gittiğini açıkça ortaya koymuyor mu tüm bunlar?

Bir kitle örgütü toplumun yok olmasına neden olan tüm bu yanlışları ifade etmeyecek de ne yapacak?

Cumhurbaşkanı sınırsız düşünce ve ifade özgürlüğü ilkesine sadık kalarak örgütlerin vurguladığı noktaları toplum çıkarlarına olacak şekilde değerlendirmek zorundadır.

Bunun farkında olamayan bir cumhurbaşkanın yapacağı tek bir şey vardır: İstifa etmek.

Toplumda pek çok şeyin yeniden yapılanması, pek çok şeyin yeniden organize edilmesi ya da kurulması gerekiyor. Anlayışların toptan degişmesi, köhnemiş zihniyetlerin ortadan bir an önce kaldırılması gerekiyor. Bunun için Sn. Denktaş’ın istifası gerekiyor.

Birleştirici olabilecek birine koltuğunu devretmek...

Zaten çocukça bir tavırla, “Türkiye beni istiyor” diyebilen, baskılar yüzünden adaylıktan çekilen rakibine, “Demokrasinin gereği yarışmaktır. Nereye gidiyorsun? Kozlarımızı paylaşmadan ben o koltuğa oturursam içim rahat edemez, topluma faydalı olamam!” demeyen birisi yok olmakta olan bir toplumu yaşatabilecek sorumluluk, birikim ve özgüven sahibi değildir.

O, bizi temsil edemez!

Geleceğini Kıbrıs’ta kurmak isteyen bir genç olarak diyorum ki, kaçınılmaz olan kendimizi yönetebilmemiz, bizi temsil edecek birini toplumun başına getirebilmemizdir.


Birikim Özgür|Ana Sayfa