Görüş, 9 Şubat 2004

Birikim Özgür

 

SORUN ÇÖZME SANATI

Seçim sürecinde bizler “TC derin devletini çözüme zorlamak” üzerinde durduk. Diğer taraftan da Türkiye’deki çözüm yanlıları ve özellikle de sol cenahtan barış yanlısı unsurlarla sonuna kadar “işbirliği” yaklaşımını savunduk. Bunu yaparken, liberal bir partiye dönüşme çabası sergileyen eskinin İslamcılarından oluşturulmuş AKP’yi ve onun kurduğu hükümetin çözüm yanlısı tavırlarını de tümden reddetmedik. Yaklaşımlarını çoğu zaman yetersiz ve tutarsız bulmuş olsak da AKP’nin çözüm yönünde geliştirdiği her söylemi alkışladık.

Seçimlerden hemen sonra görüşmelerin başlayacağını zaten biliyorduk.

Toplumumuzda çözüm yanlıları için Rumlar kadar Türkiye ile de bir ortak paydada buluşma zorunluluğu hep vardı.

Seçim döneminde yükselen tansiyonun aksine sessiz sedasız bir şekilde bu zorunluluğun Türkiye ayağı iyice somutlaştırıldı.

Rum Tarafı ile görüşmeler ise yeni başlıyor.

Çözüm yanlısı Kıbrıslı Türkler, Türkiye ile ortak payda oluşturma sürecinde ne oranda başarılı olabilmişlerdir?

Bu sorunun yanıtında gizlidir Rumlarla yapılacak görüşmelerin sonucu...

***

Önümüzdeki günlerde başlayacak görüşmelerde çözüm yanlısı Kıbrıslı Türklerin geçmişe oranla daha etkin bir konumda olup olmayacaklarını şimdiden kestirmek zordur.

Çözüm yanlısı bir partinin başkanı da üstelik başbakan olarak görüşmelerde yerini alacak. Bunun psikolojik etkisini küçümsememek gerekir.

Diğer taraftan bunun sadece psikolojik bir etki olarak kalması olasılığı bile tüylerimizi ürpertiyor doğrusu. Onca toplumsal hareketlilikten sonra bir sonuca ulaşamamak öncelikle bu topluma karşı çok büyük bir haksızlık olmayacak mı? Esas bu nedenle bekleyip görmektense şimdi gördüğümüz bazı eksiklikleri vurgulamamız daha doğru olmaz mı?

Sn. Talat’ın bugüne kadar hep sadece Ankara ile iyi ilişkiler geliştirmenin önemine değinmiş olması kafalarda soru işaretleri yaratmaktadır. İki adım ötemizdeki Rumlarla da iyi ilişkiler geliştirmek gerekmez mi? Bunun hiç mi önemi yok çözüm sürecinde? Nedense bu es geçiliyor; yurdumuzda 40 bin askeri bulunan Türkiye’ye bizden çaldığı onca yıla rağmen hiç “nazlanma” demeyen Talat, Kıbrıs’ı birleştirme idealini önemsizleştirmekten kaçınan Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na bunu söyleyebiliyor.

Hangi tavır daha doğru?

Başbakanın hem Türkiye hem de Rum tarafı ile daha sağlıklı bir iletişim kurmasını beklerdim doğrusu.

Her şeye rağmen bana göre Sn. Talat’ın Türkiye ile ilişkiler konusunda geliştirdiği tavır ciddi eksiklikleri dahi olsa göreceli olarak çağdaş, geliştirilebilir bir tavırdır.

Diğer taraftan Rumlarla ilişkiler konusunda benzer bir tavır sergilemeyen başbakanın Kıbrıslıları temsil etmek adına masada oturmasının fayda mı yoksa zarar mı doğuracağını doğrusu zaman gösterecek.

Türkiye ile dikkatli, Rumlarla ise kaba bir üslupla iletişim kurmak, Kıbrıs’ta, sadece ama sadece taksim politikalarına hizmet edebilir.

Aynı duyarlılığı Rum tarafından da bekliyoruz.

Taksim politikalarının işine gelecek bir müzakereci anlayışla değil birleşik bir Kıbrıs idealine bizi yaklaştıracak bir anlayışla Rumların masaya oturmaları en büyük beklentimizdir.

Papadopulos ve Talat, görüşmelerde Kıbrıs’ı temsil ettiklerini anlaşılır bir dille ortaya koymalı, orada onun veya bunun değil iki toplumun beklenti ve taleplerinin ön plana çıkabilmesi adına var güçleriyle çalışmalıdırlar. Gerekirse bu konuda işbirliği dahi yapmalı, doğru zamanlarda kendi taraflarını aklın yoluna çekebilmeli veya buna yeltenmelidirler. Başaramadıkları anda da “Ben elimden geleni yaptım ama Kıbrıs’ta gelişmeler Kıbrıslıların istediği yönde olamıyor” diyebilmelidirler.

Bunun bir hayal olmamasını dilerim.

Ancak Talat da dahil olmak üzere Türk tarafını görüşmelerde temsil edecek hiç bir yetkili Rumlarla aramızdaki sorunları çözecek güzel ilişkileri geliştirmek adına tek bir adım dahi atmamışlardır.

Böyle bir ortamda kısacık bir süre içinde ağızlı yüzlü bir anlaşma beklemek sağlıklı bir yaklaşım değil gibime geliyor.

CTP’nin seçim sürecinde seçmenle de paylaşmış olduğu hedefinin “çözüm” olduğunu çok iyi biliyoruz.

Bunun için de Türkiye ile “aynı dili konuşma” bir gereklilik olarak algılanmış olabilir.

Aynı dili konuşabilmek de elbette Türkiye ile iyi ilişkiler ve güven temelinde mümkün olabilirdi. Anladığım kadarıyla başbakanın en çok vurguladığı noktalardan bir tanesi bu.

CTP açısından bu konu söz konusu olduğu zaman ortada bir amaç (Kıbrıs’ta çözüm) ve bir ilişki (CTP-Türkiye Dışişleri) var.

Göstergeler, bu bağlamda CTP’nin ilişkiyi sanki de amacın önünde tuttuğunu işaret ediyor.

CTP, hep Ankara’ya ve onun atacağı adımlara katkı koymaktan bahsediyor. Başbakan bir açıklama yapıldığı zaman kendi görüşünü ifade etmektense, “önce detayları göreyim” diyor. İnisiyatif, tamamen Ankara’ya bırakılıyor.

Hükümet kurulurken ortaya konan çözüm vaadi doğrultusunda tek bir girişim dahi başlatılmamış, hükümetin bakanları hiç de beklenildiği şekilde hummalı bir çalışma içine de girmemişler üstelik...

Hayat tıpkı bir önceki hükümet dönemindeki gibi devam ediyor...

Ankara’dan arayan soranlar da olmasa, Kıbrıs’ın kuzeyinde, başbakan, koskoca bayram tatili süresince gazetecilerle 5-6 saatlik sohbetler dışında pek de yapacak iş bulamayacaktı.

İyi ki bayramın sonlarına doğru Ankara’dan bir davet geldi de Kıbrıslının çözüm beklentileri yönünde birtakım işaretler alınabildi.

Özetlemek gerekirse, CTP’nin Türkiye Dışişleri ile ilişkilere çok fazla önem yüklediği, kendi amacını da ikinci plana ittiği gözlemleniyor.

Bu durumda, Türkiye ile aramızda çıkabilecek olası çatışma noktalarını, “uyma” yöntemiyle CTP bertaraf etmiş oluyor.

Eğer CTP açısından Türkiye Dışişleri ile ilişkiler kadar çözüm amacı da çok önemli olsaydı, “işbirliği sonucu bir uzlaşmaya varma” yöntemi ağırlık kazanacaktı.

Eğer ilişkiyi çok önemsemeden, sadece amaç doğrultusunda hareket eden bir başbakan olsaydı, o zaman da “Türkiye’yi çözüme zorlama” yöntemi ön plana çıkacaktı.

Türkiye Dışişleri ile bir uzlaşmaya varıldığı ortada.

Sn. Talat’ın bu uzlaşma sürecinde “zorlama” yöntemi ve “işbirliği” yöntemini denemediğini yaşayarak gördük.

Sn. Talat, Türkiye’nin politikalarına “uymuştur”.

Kıbrıslı Türkler de çeşitli söylemlerle Türkiye’nin politikalarının “çözüm” üzerine kurulduğu yönünde ikna edilmeye çalışılmıştır.

Elbette Türkiye’de bazı çevrelerin hatta hükümetin “çözüm niyeti” taşıyor olduğu iddia edilebilir.

Bu olumlu bir şeydir.

Olumsuz olan şey ise Türkiye’de Kıbrıs’ın hala daha Kıbrıslılara ait olabileceği gibi bir anlayışın dolayısı ile de demokrasi çerçevesinde bir tavır geliştirilip 40 bin askerin Ada’dan çekilmesi ve Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların kafa kafaya vererek kendi sorunlarını birlikte çözmelerine olanak sağlanması gibi bir anlayışın geliştirilmemiş olmasıdır.

Türkiye’de, Kıbrıs’ın kuzeyini vilayetleştirme politikalarının denetiminde yeni bir yol haritası üretilmiştir. Bu yol haritasında birinci hedef olarak Kıbrıs’ın demokratik bir yönetime kavuşturulması iradesi yoktur. Kıbrıs, birtakım başka amaçlar için bir araç olarak kullanılacaktır. Arada çözüm yönünde beliren bazı puslu işaretler bu araç olma konumundan kaynaklanır.

Görüşmelerin başlamasına kısa bir zaman kala, Kıbrıslı Türkleri temsil edecek gruba Sn. Talat’ın da dahil olmasından çıkarmamız gereken bazı olumlu mesajlar elbette vardır. Yine de Sn. Talat’ın Türkiye ile arasındaki ilişkinin sürebilmesi için ideallerini askıya almış olduğunu da hesaba katmak durumundayız. Dahası, Sn. Talat, Türkiye’deki karar vericileri mutlu edecek her şeyi yapabileceği yönünde her fırsatta işaretler de vermektedir. Sn. Talat, Kıbrıslı Türklerle Türkiye arasındaki amaç farklılıklarını örtbas etmeye çalışmakta, Türkiye’ye de sürekli olarak aramızdaki farklılıkların önemsiz olduğu mesajını vererek Türkiye’nin amaçları doğrultusunda pekala yürünebileceği durumunu yaratmaya çalışıyor... Kıbrıslı Türklerin seçim sürecinde ve daha önceleri mitinglerde vurguladıkları mesaj bu olmasa gerek.

Tüm bunlara rağmen Kıbrıslı Türkler açısından görüşme masasında her şey değişebilir de.

Görüşme masasına Türk tarafı ile Rum tarafı oturacak. Türk tarafının görüşme masasına dönmüş olması büyük bir avantajdır. Sn. Talat da bu büyük avantajı hedefleyerek Türkiye ile “işbirliği” ya da “zorlama” yöntemini değil “uyma” yöntemini kullanarak bir ortak payda yaratmış olabilir.

Masada Türk tarafı çözüm bulma sanatını sergileyebilecek mi?

Sn. Talat, bu kez Türk tarafı adına “uyma” yöntemini kullanmayı önermeyecektir.

En büyük korkumuz, Türk tarafının şimdiye kadar yaptığını yani Rumları taksime “zorlama” yöntemini kullanmasını engelleyemeyeceğimiz durumlardır.

Türkiye hükümeti gerçekten çözüm isterse, Sn. Talat da Türk tarafının dengeli bir yaklaşım sergilemesi noktasında gerekli girişimleri doğru zamanlarda yapabilirse, Kıbrıs konusunda “uzlaşma” ve ülkeyi bütünleştirme yöntemi hayat bulabilecektir.

Türk tarafının herkes için iyi olabilecek bir çözüm yönünde çaba sarf edip etmeyeceğini çok kısa bir süre sonra göreceğiz.

Sn. Talat’ın da Türkiye ile tam bir uyum içinde görünme adına geliştirdiği Kıbrıslı Türkleri çok da mutlu etmeyen edilgen tavrını görüşme masasında bir avantaja dönüştürebilmesi tercihimizdir.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org