Görüş, 19 Mart 2002
Birikim Özgür
AB ve Kıbrıslı Türkler – Satır Araları
Bugün dünyanın ve bölgemizin koşullarına bakıldığı zaman Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliği biraz da “zoraki” bir durum teşkil ediyor.
Bu “zoraki” durum, Kıbrıslı Türkler’in aleyhine değil lehinedir.
Kıbrıs’ın AB’ne üyeliği durumunda, sadece Kıbrıslı Türkler’in değil, Kıbrıs ile şu veya bu şekilde, gerek uluslararası antlaşmalardan doğan haklar nedeniyle, gerek bölgesel çıkarları nedeniyle, ilişkisi bulunan tüm ülkelerin lehine bir gelişme sözkonusu olacaktır.
Resim bu kadar net...
Bazen dünyayı bir okuldaki sınıfa benzetebiliriz.
Dünyadaki her ülke, sınıftaki birkaç öğrenci gibi algılanabilir.
Sınıftaki “birkaç öğrenci”, o ülkedeki şartları iyi analiz edebilen, geniş bir vizyona sahip olan “başarılı öğrenciler” ile ülkede vizyon sıkıntısı çeken, geçmişe saplanıp kalmış “başarısız öğrenciler” gibi düşünülebilir.
Okuldaki sınıf, ortak bir hedefe kilitlenmiştir.
Dünyada da gelecekte ulaşılması planlanan hedeflere ulaşabilmeye yönelik hummalı bir didişme sözkonusudur.
Politik görüşlerimiz ne olursa olsun, kendi aramızda yaşadığımız çatışmalar hangi boyutlara ulaşmış olursa olsun, Kıbrıslı Türkler olarak dünyaya anlamlı bir ses olarak ulaşma başarısını yakalamak kararlılığında olmalıyız.
Unutulmaması gereken, nasıl ki okuldaki sınıf içinde başarılı öğrenci olmanın yegane koşulu o öğrenci grubu için ortaya konmuş hedeflere ulaşırken ortaya genel durumun dışında söylemler ve hareketlerle çıkıp “düzeni” bozmaktan kaçınmak gerekir, bizler de Kıbrıslı Türkler olarak dünyanın ve bölgemizin gidişatı doğrultusunda vizyonumuzu belirleyip ona göre toplumsal politikalar saptamak durumundayız. (Bunun için de Denktaş’tan kurtulmanın şart olduğunu artık belirtmeye bile gerek yok!)
Dünyanın gidişatını gözönünde bulunduran politikalar saptamak, AB vizyonuna sahip çıkmak ne bireyin ne de partilerin geçmişlerine ihanetleri anlamına gelmez! Dünyanın gidişatına ayak uyduramayanlar yok olur... “Bunlara oy vereceğimize oy pusulasını tuvalete atar, şifonu çekeriz” derler...
Demezler mi?
Derin soğutucuda 30 yıl beklentilmiş de sonra piyasaya sürülmüş gibi söylemlerle de kitlelere ulaşmak hayal olmalı artık ...
Dünyayı, toplumu iyi izlemek, gidişata ayak uydurmak lazım...
Hegel ne demişti?
İlerleme, hep daha çok özgürlük ve daha çok akılcılık yönünde olmaktadır. Bahsedilen, insanlığın ilerleyişidir. Bunun geriye dönüşü yoktur, kaçınılmazdır.
Bizler de yaşadığımız kısacık zaman aralıkları boyunca bu daha çok özgürlük ve daha çok akılcılık gidişatına bir tuğla koymak gayretini sergileriz... Gerek bilim adamı olarak, gerek bir sendika üyesi, gerekse de bir parti, dernek üyesi olarak, hatta milletvekili, bakan, cumhurbaşkanı olarak bu gayreti sergileriz...
“Ben bilirim”, “Bu toplum hayırsızdır”, “Herkesin zeka seviyesi düşük, benden başka!” gibi tavır ve söylemler veya toplumsal tabandan yoksun bir şekilde “hızlı solcu” muhabbetine girmek bu tuğlayı koymamıza engeldir... Dünyanın gidişatına rağmen ucuz milliyetçi söylemler geliştirmek de anlamsızdır. İnsanlık için çabalıyoruz... Toplumumuz için... Kendi küçük grupçuğumuzu sabahlara kadar konuşup, tartışıp tatmin etmek için ya da birkaç bireyi hedef göstererek şantaj ve tehdit ile günü geçirmek için değil...
***
Kıbrıs’ın kuzeyinde “başarısız öğrenciler” ayaklandılar.
Sınıfta anarşik bir tavır takınıyorlar.
Dünyanın gidişatını görmezlikten gelerek sınıftaki “başarılı öğrenciler”in üzerine geliyorlar.
Yurtta, gündemdeki konu bu anladığımız kadarı ile...
Hikaye işleri...
Fogg’a veya O’nunla iletişim kuranlara taş atararak, şaçma sapan ajanlık martavalları anlatarak sınıfın esas hedeflerini, yani dünyanın gidişatını değiştirebileceklerini mi sanıyorlar?
Nedir bu başarılı öğrencileri çekememezlik sendromu?
Herkes önündeki pilava baksın...
Günter Verheugen 15 Şubat 2002 tarihinde ODTÜ’de yaptığı konuşmada(1) AB’nin Kıbrıs’a bakışını birkaç dakikada özetledi.
Gidişat bellidir, akılcıdır, kazanımlarla doludur.
Bu gidişata taş koymak niye?
Verheugen’e göre, “Kıbrıs’ın geleceği, anayasası, güvenlik ayaralamaları ile ilgili kararları taraflar verecek. AB’ni ilgilendiren, bir çözümün gerçekleşmesi ve bu çözümün Kıbrıs’ı bir AB üyesi ülke olabilecek yapıya kavuşturmasıdır.”
Nedir bu durum?
Yine Verheugen’e göre, “AB kurumlarında diger üye ülkelerde olduğu gibi, anayasal düzenlemeleri ne olursa olsun tek ses olarak temsil edilebilecek yapıya sahip olmak”...
Kıbrıs’ın bu hedeflere ulaşabilmesi için AB elinden gelen gayreti gösterecek, çözüm sürecine karışmamakla birlikte, çözüm ve AB üyeliği sonrasında Kıbrıslı Türkler’in de duruma adapte olabilmeleri için ne yardım gerekiyorsa yapılacak...
Adamlar bu kadar anlaşılır konuşurken bizim birkaç sivri akıllının söylediklerine, yazdıklarına uyup da anlamsız konuları toplumun önüne temcit pilavı gibi getirmemiz niye?
Bir genç olarak soruyoruz....
Hadi sizi anladık, böyle gördünüz, böyle alıştınız... İyi güzel de, bizim suçumuz ne?
Geleceğimizi çalıyorsunuz beyler!
Yapmayın!
***
(1) Verheugen’in konuşmasında Kıbrıs ile ilgili satır aralarını yazının sonunda Hamamböcüleri okuyucuları ile paylaşmak isteriz:
Verheugen:
“- Uzun süredir çözümlenememiş olan Kıbrıs sorunun halledilmesi için yeni umut işaretleri vardır.”
“- Prodi: ‘Kıbrıs yaralarını iyileştirir ve Kıbrıslı Rum ve Türkler bütün tarafların çıkarlarını gözeten bir anlaşma çerçevesinde Avrupa Birliği’ne birlikte girerlerse hem Avrupa hem de bütün dünya için muhteşem bir durum ortaya çıkacak’ demişti.
“- Kıbrıs’ta iki lider arasında işbirliği atmosferi vardır. Haziran 2002’ye kadar bir sonuca varma konusunda ortak bir istek ifade edilmiştir.”
“Türkiye ve Kıbrıslı Türk insanların görüşü çözüm yönündedir.”
(Özellikle bu cümleden de anlaşılmaktadır ki AB yöneticileri, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’taki devlet görevlilerinin toplumlarından ne kadar ayrık durduklarını ve AB vizyona her fırsatta ne derece ihanet ettiklerini gözlemliyor ve söylemlerini buna göre saptıyorlar)
“- Helsinki kararlarını akılda tutarak haziran 2002’ye kadar bir çözüm beklentimiz vardır. Katılım müzakerelerinden bitmesinden önce çözüm gerçekleşmelidir! Bu, Kıbrıs’ın AB’ye katılımı için gerekli şartları da tamamlar.”
“- AB birçok kez EU genişleme takvimini ertelemeyeceğini belirtti”
“- Avrupa ve ötesindeki barışın, istikrarın ve güvenliğin sözkonusudur.”
“- Çözüm olabileceğini düşünüyorum.”
“- Bütün tarafların çıkarlarını gözetecek bir çözüm için gerekli temel etmenler çok iyi bilinmektedir ve bugünlerde iki lider bunları tartışmaktadırlar.”
“- Şimdi bu olumlu zamanlamayı iyi değerlendirmek için gerekli olan politik cesaret ve kararlılıktır.”
“- Biz istenildiği takdirde birçok konuda danışmanlık yapmaya hazırız. Ancak AB çözüm için yapılan müzakerelere dahil olmak arayışında değildir. Bu sürecin sahibi ilgili taraflarlardır.”
“- Kıbrıs’ın geleceği, anayasası, güvenlik ayaralamaları ile ilgili kararları taraflar verecek. Bizi ilgilendiren, bir çözümün gerçekleşmesi ve bu çözümün Kıbrıs’ı bir AB üyesi ülke olabilecek duruma sokmasıdır.”
“- Durumu, AB kurumlarında diger üye ülkelerde olduğu gibi, anayasal düzenlemeleri ne olursa olsun tek ses olarak temsil edilebilecek yönetime sahip olma şeklinde açıklayabiliriz.”
“- Kıbrıslı Türklerin genişletilmiş birliğe entegrasyonu için AB komisyonu elinden gelen gayreti gösterecek. Çözüm sonrasında adanın kuzeyinin ekonomik, sosyal ve bölgesel gelişimi için maddi destek sağlanacak.”
“- Şimdiki öneriler bu maddi paketin 2006 yılına kadar 100 milyon Euro’ya ulaşacağını gösteriyor.”
“- Bir anlaşma sağlanır sağlanmaz Kıbrıslı Türklerin zorlukları aşabilmeleri için acil çareler de üreteceğiz. Bunlara AB üyeliğinin kazanımları da eklenecek.”