Görüş, 20 Mart 2001
Birikim Özgür

Bilim Adamının Toplumsal Görevleri

Hamamböcülerine ihtiyaç duyduk. Sebebi ülkemizde ve dünyada “değişim” istememizdir.

Tarihte felsefeyi inzivaya çekilerek düşünmek, birbirleriyle tartışmak olarak kabul edenler olmuştur. Onlar için değişim olabilirdi de, olmayabilirdi de. Onu gözlemlemek ve neden olup olmadığını anlamak yeterliydi.

Zaman içinde farklı tavır takınanlar olmuştur. Yukarıda anlatılan felsefe anlayışının tersini savunanlar halkın içinde yaşayarak, konuşarak, herkes gibi iş güç sahibi olarak, toplumla sürekli iletişim içinde bulunarak gerçek felsefenin yapılabileceğine inanmışlardır.

Gel zaman git zaman felsefe anlayışı gelişmiş, felsefe yapmak değişime inanmakla kalmamak, değişimin hangi yönde olması gerektiği yönünde bizzat kolları sıvayarak gayret sarfetmek olarak görülmüştür.

Çok kabaca incelendiği zaman felsefe anlayışlarının gelişimi bu şekilde özetlenebilir.

Günümüzde ise “değişim” için filozoflara değil sivil toplum kuruluşlarına, kitle örgütlerine ve en nihayet bilime bel bağlanmıştır.

Değişimden “gelişim” kastedildiğine göre bireylerin tek başlarına bunu gerçekleştirememelerini normal karşılamak gerekir zira toplumsal gelişimin önündeki en büyük engel yine toplumun kendisidir.

Bilim adamı birey olarak değişime katkısını en basit ifadeyle, “önündeki pilava bakarak” yapar. Sorun olarak saptadığı durumları ortadan kaldırmak için bireysel çaba harcar ve “sadece” o soruna yönelik çözümler üretir. Ondan bireysel anlamda beklenen budur.

Bilim adamı ya da araştırmacı olmayı öğreniyoruz. Yepyeni bir beceri... Çok yoğun çalışmazsanız üstesinden gelinebilecek gibi değil! Gitar çalmayı sıfırdan öğrenmek gibi mesela...

Derste hoca “Öğretim Teknoloğu” sıfatının gereklerini anlatırken “ne yapamamamız gerektiğini” anlatarak bir araştırmacı olmanın nasıl bir mentalite gerektirdiğini açıklıyor.

Örneğin bir tez yazarken ortaya bazı sorular koyarsınız. Bir sorunun çözülebilmesi için kendi tezinizi üretirsiniz. Yazılan herşey o sorunun çözümüne yönelik olacaktır.

Hocamız diyor ki, “Eğer bir sınıftaki soruna yönelik bir tez ortaya atarken kalkıp da mesela eğitim sisteminin düzeltilmesine dair bir sonuç çıkarırsanız, hata yapmış olursunuz”.

Hocanın anlattıklarına katılmamak elde değildir.

Hocamızın anlattıklarının doğru olduğunu görmekle birlikte O’nu dinlerken sanki de eksik bir nokta kalmış gibi bir his doğuyor içimizde.

Öğrencisini istediği gibi şekillendirmek gibi bir güce sahip hocanın yukarıda anlattıklarına ilave edecek entellektüel birkaç nokta yok mudur?

Biz bugüne kadar yazılar yazarak veya doğma-büyüme çeşitli örgütlerin çatısı altında nefes alarak bir amaca ulaşmak adına kafa yormadık mı?

Peki üniversite bitirmeyi, bir alanda uzmanlaşmayı ulaşılacak hedeflere daha bilinçli bir şekilde ulaşabilmenin bir aracı olarak görmedik mi?

Aydınların, bilim adamlarının bilinç düzeylerini takdir ediyor ve bazı toplumsal hedeflere ulaşmaya çalışırken onlara “kurtarıcı” rolünü yakıştırıyoruz. Bilimi ve entellektüel düşünceyi bir toplumun can simidi olarak algılıyoruz.

Bizim bu kadar duyarlı olduğumuz bir noktada bilim adamı yetiştirenlerin anlattıkları konunun dışına çıkacak olsalar da ilave birkaç cümleyle toplumları ileriye taşımanın da bilimsel araştırma yapanların görevleri arasında olduğunu söylemesi gerekmez mi?

Amerika ve Türkiye’de yetişen veya yetiştirilmekte olan bilim adamlarına veya araştırmacılara toplumsal misyonları yeterince anlatılmamaktadır.

Bilim adamı yetiştirenler onlara esas görevlerinin ortaya koydukları özgül sorunları çözmek olduğunu anlatırken öğrencilerinin bilinç altına “sistem sorunlarını çözmek size düşmez” düşüncesini yerleştirmektedirler.

Böyle bir düşüncenin sadece eğitim alanında yetiştirilen değil her alanda yetiştirilen bilim adamlarının bilinç altına yerleşmesinin sonucu ne olacaktır?

Bir öğretim teknoloğunun çağdaş bir anlayışla soruna yönelik olarak yaptığı çalışmaları ne derece başarılı olabilecektir?

Eğer sistemin kökü çürükse binbir zahmetle yaşatılmaya çalışılan basit yaprağın ömrü çok kısa olacaktır.

Bunun yerine yaprağın yeşermesi için çalışmalar yapan bilim adamlarına, “Sizin göreviniz yaprağı canlı tutmaktır AMA etrafınızdaki yapraklardan sorumlu diğer bilim adamlarıyla biraraya gelmek, eğitim dalının çürümemesi için çaba sarfetmek de toplumsal görevinizdir” denilebilir.

Aynı şey diğer dallar için de geçerlidir.

Değişik dallardaki bilim adamlarının biraraya gelip kendi dallarının sorunlarına yönelik bir tavır sergileyebilmeleri, toplumuna göre değişse de gövdenin sorunlarına yönelik de kendiliğinden bir çaba ortaya çıkarmış olacaktır.

Örneğin Kıbrıs’ta gövdeyi çürüten, ülkenin köküne kezzap suyu döken sorun barış ortamından yoksun oluşumuzdur.

Kendi dalında buluşmuş bilim adamları sesini yükseltip “Ey ahali biz bu ülkede bazı sorunları çözmek için ortaya çaba koyuyoruz ancak Kıbrıs Sorunu’nu çözemezsek ilerlememiz mümkün olmayacaktır” diyebilseler ortaya irade konmuş olacak toplumun geleceğini yaratma görevi yerine getirilmiş olacaktır.

Eğer Türkiye’de gövdenin yeterince güçlü olamamasının sebebi politik çarpıklıklarsa, ekonomistler, eğitimciler kendi aralarında biraraya gelip öze yönelik söylem geliştirebilmelidir.

Bugün CNN TÜRK veya NTV’yi seyreden herkes bilir ki kendi alanlarında başarılı kabul edilen her bilim adamı aslında başarılarını kendi yapraklarını yeşertebilmenin gereğinden hareketle önce kendi dallarında söz sahibi olmayı bilebilmelerine daha sonra da gövdeye yönelik mesajları halka verebilmiş olmalarına borçludurlar.

Türkiye’de eğitim alanında kendini kanıtlamış bilim adamları kendi dallarındaki sorunların sebebi olarak Eğitim Bakanlığı’ndaki cahilliğe varan uygulamaları görüyorlarsa, kendi ortaya koydukları tezleri hayata geçirirken yaşadıkları sorunları yani tecrübelerini biraraya getirmeyi bilmeli ve gövdedeki aksaklığı tüm topluma anlatabilmelidirler. Çarpıklıklardan kurtulmanın bir başka yöntemi var mıdır?

Eğer önerilen yöntem için “hayal” tanımlamasını yapacaklarsa sorunları en az Kıbrıs’taki kadar büyüktür demektir. Bizim Kıbrıs’taki sorunumuz demokratik olmayan bir rejime sahip olmamızdır. Önerilen yöntemin başarısız olacağı ifade edildiği anda anlaşılmalıdır ki demokratik yöntemler Türkiye’de de sökmemektedir. Böyle bir durumda alternatif önerimiz şu olacaktır:

“Eğer gerçekten soruna yönelik adım atılacaksa esas sorunun kaynağıyla ilgilenen ağacın dalı toplumu bilinçlendirme konusuna daha çok önem vermeli, demokrasinin gelişebilmesi için toplumsal veya sınıfsal mücadelenin beyin takımı olarak kitleleri uyarma görevini tam yapmalıdır. Diğer dallar da bu mücadelede geride durma lüksüne sahip olamamalıdır; kurtarılacak olan ağacın gövdesidir!


Birikim Özgür|Ana Sayfa