Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 26 Mart 2002
Birikim Özgür

Katılımcılığın Önemi

1995 yılından beridir Ankara’da yaşarız.

7 yıldır sürekli gündemde olan bir tartışma vardır. Yüksek Öğrenim Gençliği’ni biraraya getirecek bir oluşum politika yapsın mı yapmasın mı?

Yıllar önce yazdığımız raporları açıp okuyoruz. 1 Nisan 1998 tarihli bir rapordan 2-3 paragrafı buraya aktarmak isteriz:

“…

Rumlardan egemenlik isterken “Size Türkiye’nin verdiği kadar egemenlik hakkı veririz!” gibisinden bizi küçük düşüren cevaplar almaktan bir an önce kurtulabilmeyiz. Ama önce ne istediğimizi tam olarak saptamalı, gençlik olarak tepki politikalarına tepki göstermeli, toplum ileri gelenlerinin geleceğimizi ipotek altına almasına karşı çıkabilmeliyiz.

Ben kişisel olarak bu düşüncelerimi ÜTK gibi bir örgütlenme içinde daha rahat dile getirebileceğimi düşündüğüm için bugün ÜTKlıyım. ÜTK’nın yapılanması buna uygundur. Amaçlar uğruna etkinlikler düzenlenmeye çalışılır. Gönül isterdi ki tüm Kıbrıslı Türk Yüksek Öğrenim Gençliği toplum sorunlarını sahiplensin. Toplum onurunu kurtarmaya baksın. Yurtseverlik denen o yüce düşünceye kendini gerçekten odaklayabilsin.

Ben kişisel olarak sorunların özüne inip bunları irdelemeyi uygun görüyorum. Bu politika yapmak değildir. Politikacıları yönlendirmeye çalışmaktır belki. Bir öğrenci grubunun bu gücü kendinde görebilmesi gerekir. Bazı toplumsal gerçekleri göz ardı ederek hareket etmeye çalışmak bizi bir noktaya taşımayacaktır.”

Aradan çok da uzun bir süre geçmiş değildir. Yaklaşık dört yıl önce ortaya koyduğumuz ilkesel tavır bizce geçerliliğini korumaktadır.

- Rejimin tanımı yapılacak.

- Bu tanımlamayı yapabilmiş bir örgütlenme modeli ile dürüstçe hedefler saptanıp toplumun sorunları sahiplenilecek.

- Bu iki gereği yerine getirmeden adım atmanın anlamsızlığı vurgulanacak ve toplumsal gerçeklerin özüne inilerek irdelenmelerinin önemi ortaya konacak.

***

Bir çocuğa amcası “Hayatın anlamı nedir?” sorusunu yöneltmiş. Çocuk da, “Ama Amca, şıkları vermedin ki!” demiş.

Bugün bize sunulan özgürlük anlayışı bu örnekle çok iyi açıklanabiliyor. Özgür olduğumuzu zannediyoruz. Halbuki yaptığımız seçimler bize sunulan seçeneklerden bir tanesini benimsemekten başka birşey değil.

Totaliter rejimlerde, bu, çok kolay gözlemlenebiliyor.

Yıllar önce de “Örgüt kurun ancak resmi ideolojiyi eleştirmekten kaçının” derlerdi. “Örgütlenin, folklor ekibi kurun, biz de ihtiyacımız olduğunda (TRT elçilikten bir folklor gösterisi için yardım talep ettiğinde) sizi çağıralım” derlerdi… Diğer taraftan, ÜTK’nın adını bile ağızlarına almazlardı.

Yıllar geçti, anlayış değişmedi. Geçtiğimiz haftalarda Ankara’daki Kültür Derneği çıkaracağı dergide yayımlanmak üzere bizden yazı talep etti, biz de Kıbrıs sorunu üzerine geliştirilen paradigmanın iflas ettiğini, en kısa zamanda dostluk paradigmasına uygun, bütün tarafların çıkarlarını gözeten bir anlayışı içeren politikaların gündeme getirilmesi gerektiği görüşünü içeren bir makale hazırladık. Yazı, dergide yayımlanmadı.

Kızsak vay, kızmasak vay… Kızmazsak, “böyle geldi böyle gidecek” der durumuna düşmeyecek miyiz?

Kızsak, sinir sistemimiz harap olacak, kendimize zarar vermiş olacağız.

Çoğalmak şart…

Korku miskindir.

Düşman bellidir. Egemenler tüm araçlarını adeta birer silah gibi üzerimize yöneltmişlerdir. Sinemadan tutun da yazılı basına, televizyonlara kadar sayısız araçları vardır. Eğitim sistemi bu araçların en önde gelenidir. Açık fikirli, eleştirel düşünme yeteneğine sahip, sağlam bir dünya görüşünden hareketle konuşan, konuşmak zorunda olduğunu sandığı için değil söyleyecek sözü olduğu için konuşan gençler yetiştirmek istersek, tüm bu araçların varlıklarından kaynaklanan tehditin de farkında olmalıyız.

Kıbrıs’ta düşman “elini kolunu sallaya sallaya” işlevini sürdürmektedir. Acı veren budur. Adamlar paranoya ile toplum yönetmektedirler. Birkaç göstermelik hedef saptayıp bu hedeflere düzenli şekilde saldırarak başka insanların korkmasını, toparlanmaya çalışan barışsever güçlerden uzaklaşmalarını sağlamaktadırlar. İlkel insanları başımızdan defetmedikçe bu saçmalıklara daha çok hayıflanacağız. Bunları başımızdan defetmek için de aklın silahını kullanacağız… Barışı… Toplum ile barışacağız… Toplum ile aramızdaki kopukluğun sebeplerini ortaya koyup rejime değil topluma yaklaşacağız. Biz topluma yaklaştıkça, toplum da bize yaklaşacaktır. Önemli olan insan içine çıkmaktır. İnsan içine çıktıkça, insanların zaten bizden bir adım önde olduklarını sürekli görüp şaşırmıyor muyuz?

Bu ilkel yönetim anlayışına rağmen Ankara’da örgütlenmek isteyen Kıbrıslı gençler bize danıştıklarında önerimiz ne olur?

Demokrasinin işlevselleştirilmesi… Katılımcılığın mutlaka ama mutlaka sağlanması…

Anketler düzenlenmeli, genel olarak Ankara’daki öğrencilerin ihtiyaçları ne ise ona göre bir misyon ve vizyon saptanmalı…

Bizim görüşümüz ne olursa olsun, kitleden uzaklaştıkça yalnızlaştığımızı, yalnızlaştıkça da kitlenin algılayış şekline göre anlamsızlaştığımızı göz önünde tutmalıyız. Bugün içinde yaşadığımız koşullarda hem düzenin kitleden yana olmadığını hem de aynı düzenin tüm aygıtlarıyla kitleyi esir tuttuğunu gözlemlemek acı vericidir. Acı verse de, zor olanı deneme cesaretini göstermek gerekir.

Esirlere ulaşıp, onlara çağdaşlığın, demokrasinin ne demek olduğunu, esir olmanın, korkmanın, kaçmanın ecele faydası olmadığını anlatmak gerekir.

Ne mutlu bu görevi yüreğinde hissedenlere…


Birikim Özgür|Ana Sayfa