Görüş, 30 Mart 2005 Birikim Özgür | ||
Yeni Cumhurbaşkanı ile birlikte eğitimde tutuculuk ve serbest fikirlilik Önümüzdeki günlerde yeni Cumhurbaşkanı görevi devralacak... Türkiye’deki Erdoğan hükümetinin de desteğiyle, yeni Cumhurbaşkanı, Mehmet Ali Talat olacak...Henüz Mehmet Ali Talat resmen göreve başlamadan bile Rauf Denktaş ile aralarındaki bireysel farklılıklar nedeniyle geleceğe dönük olumlu birtakım toplumsal çıkarımlarda bulunmak mümkün... Geçen hafta, Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye’nin ağırlığının aynen devam edeceğinden dem vurarak bardağın boş tarafını işaret etmiştim. Vilayetleştirme politikalarının geçmişteki gibi açıklıkla eleştirilmiyor oluşundan duyduğum rahatsızlığı ortaya koymuştum. Bu hafta eğitimi ön plana çıkarıp bardağın dolu tarafına bakmaya çalışacağım. Öncelikle küçük bir örnek vererek açık fikirliliğin eğitime yapacağı olumlu katkıdan bahsetmekte fayda var... 11 Eylül’ün ardından Amerikan Eğitimi’nde yeni bir durumun öğrencilere nasıl aktarılacağı veya aktarılması gerektiği konusunda ciddi tartışmalar yaşanmıştı. Bu tartışmalar hala da devam etmekte... 11 Eylül 2001’deki malum saldırılardan sonra kimi çevreler dünyadaki adaletsizliğin ortadan kaldırılması gerektiği üzerinde durmuştu... “Terörün” kaynağı bu çevrelere göre buydu. Gidişat hiç de öyle olmadı; adaletsizlik, adeta bir kanser gibi tüm dünyayı sarmaya devam ediyor. Eğer öngörüler doğruysa, “terör” de önümüzdeki süreçte azmaya devam edecek demektir... Biz gidişatın olumsuzluğu nedeniyle ABD’yi ve aslında çoğu zaman farkına varmadan ABD’lileri ötekileştirirken, orada da benzer tartışmaların sürdüğünü ve dünyayı, dünyanın her bir köşesinde yaşayan sıradanlaşmamış, içinde sol bir nosyon barındıran bireylerin çabaları ile güzelleştirebileceğimizi göz ardı ediyoruz. ABD’de sıradan bir öğretmenin belki de sıradan bir çabası, buna karşılık olarak da hem devletin tarafsızlığı hem de 11 Eylül mağdurlarının desteği güzel bir örnek teşkil ediyor. Bir süre önce, 11 Eylül Aileleri Derneği, Bob Peterson adındaki bir öğretmenin çocuklara terörizmin asıl kaynağını öğretmek için geliştirdiği yöntemi duyunca kızmaktansa öğretmeni ödüllendirmeyi tercih etmişti... Peterson, bir anlamda bu sayede cesaretlendirilmiş ve onurlandırılmıştı. Dernek bununla da kalmamış, Peterson’un kullandığı yöntemin daha fazla öğretmen tarafından sınıflara taşınması için bir de konferans düzenlemişti. Peki Peterson ne yapmıştı? Kullandığı yöntem neydi? Peterson, derste, devasa bir dünya haritasını döşeme üzerine yaydı... Sonra kıtaların nüfus oranlarına göre öğrencilerin harita üzerinde kümeler halinde durmalarını sağladı. Yanında getirdiği kurabiyeleri kıtaların yıllık gelirine göre öğrencilere dağıttı. Asya’daki 16 öğrencinin her birine birer kurabiye düşerken, Afrika’daki 3 öğrenci yarım kurabiyeyi bölüşmek zorunda kalmıştı... ABD’deki bir tek öğrencinin payına ise 8 kurabiye düşmüştü... İşte bu basit yöntemle, öğretmen, öğrencilerine dünyadaki gelir dağılımındaki adaletsizliği somut olarak anlatmış ve 11 Eylül’ün sebeplerini açıklamış oluyordu... Belki hala dünyada adaletsizlik tüm vahşiliğiyle devam ediyor. Ama bir yerden başlamak gerekmez mi? Peterson’un yaptığı yanlış bir şey mi? Dizginlenmesi gereken kötü bir öğretmen mi Bob Peterson? Eğer tutucu bir insansanız, Peterson ve Peterson gibilerini dizginlemeye, hor görmeye, “devlet politikalarına zarar veriyor” diyerek cezalandırmaya daha çok meyilli olursunuz. Tam aksine, açık fikirli birisi iseniz, daha geniş bir vizyona sahip olur, eleştirilere, değişik yöntemlere ve farklılıklara en kötü ihtimalle müsamahalı davranırsınız... Cumhurbaşkanlığı katından beklenen de bu. Ben bu olumlu duruşu Mehmet Ali Talat’ta görüyorum. Özellikle de Rauf Denktaş ile kıyasladığım zaman... Rauf Denktaş, Kıbrıs gibi birden fazla etnik kökene ev sahipliği yapan bir toprak parçasında, sadece tek bir etnik kökenin politik anlamda sorgulanamaz haklılığını simgelemiyordu sadece... O, aynı zamanda, ve ziyadesiyle, tutucu da bir insandı ve iki ya da daha fazla farklı etnik kökenden gelen Kıbrıs insanının mutlu bir şekilde, birlikte yaşayabilmesinin önünde çok önemli de bir engeldi. Adeta barışsızlığın, kavganın, çatışmanın, olumsuzlukların, umutsuzluğun bir sembolüydü... Sırtını kendi insanına değil Türkiye’deki belli odaklara dayamış, siyasi anlamda son derece “ahlaksız” da bir insandı eski Cumhurbaşkanı... Türkiye’deki söz konusu odakların bırakın Kıbrıs’ı bir tarafa, kendi ülke insanlarına reva gördükleri adaletsiz ve korkuya dayalı düzeni hep akıllarda tutmak gerekiyor. Türkiye’de bayrak konusunda koparılan paparanın iyice irdelenmesi gerekiyor. Türkiye nereye gidiyor? Türkiye’de yeni nesiller nasıl bir kafa yapısı ile donatılıyor? Türk Bayrağı’nı yakmaya kalkışan bireyin duygu ve düşünceleri hiç araştırılmıyor. “Bu adam bu bayrağı niye yakmaya kalkıştı?” diye sorgulanmıyor... İşin kolayına kaçılıyor; bayrağı yakmaya kalkışanla empati kurma konusunda ülkede yaşayan çok küçük bir azınlık dışında kimse başarı sağlayamıyor. Halbuki yargılamadan önce anlamamız gerekmiyor mu? Bayrak yakmanın, sözlü ifadenin önündeki engeller nedeniyle gündeme gelmiş olabileceğini görmek gerekmiyor mu? “Haklıdır” denilmesin ama bu olaydan vatan hainliği edebiyatının ötesinde, en azından sosyal birtakım çıkarımlar yapılsın. Uzun sözün kısası, Türkiye’deki eğitim sisteminden çıkmış bireylerin, Kürt sorununu anlamalarına ve bu sorunun çözümüne yönelik gerçekçi adımlar atabilmelerine imkan yok. Kıbrıs’ta da uzun yıllardır yapılmaya çalışılan o. Ancak Kıbrıslı Türklerin yarattığı kültür, bu zincirleri yıkmış bulunuyor. Sn. Denktaş, işte bu içe kapanık Türkiye’yi yaratanlardan medet uman, sıradan, toplumuna iki kuruşluk katkısı olmayan, verdiğinden çok alan bir politikacıdan başka bir imaja sahip değil... Sn. Denktaş, Kıbrıslı Türklerin O’na rağmen oluşturdukları çağdaş değerlerin ve çağdaş kültürün çok dışında kalan tehlikeli birisi... Toplumunu bölmeye çalışan, sürekli etrafa nifak tohumları eken, iş karıştıran, hırslı bir insan... Sn. Denktaş, öyle bir insan ki, yönettiği devletin öğretmenlerine, sırf açık fikirli oldukları için etmediği küfür kalmamış... Halbuki Kıbrıs’ta iş karıştıran değil iş bitirici, çalışkan insanlara ihtiyaç var. Kıbrıslı Türklerin Cumhurbaşkanı, olgun olmalı; çağdaş bir vizyona sahip olmalı; dünyaya ayak uydurmuş bir insan olmalı ki en başta eğitim alanında öğretmenlerimizin üzerindeki yük hafiflesin. En tepede, Cumhurbaşkanlığı katında, öyle bir isim bulunmalı ki, öğretmenlerimiz, Kıbrıs’ta yaşanmış olumsuzlukları öğrencilerine empati kavramını dışlamadan aktarabilecek yöntemler geliştirebilsinler... Öğretmenlerimizi tutucu olmaya değil açık fikirli olmaya sevk edecek bir imaja sahip olmalı Cumhurbaşkanı... Ne diyor Sn. Denktaş? “Dinimizi kaybettik. Bu nedenle Türklüğümüzü unutuyoruz. En çok kendi insanımdan korkuyorum”... Mehmet Ali Talat’ın Türkiye ile Güney arasında dengeli bir ilişki kurulması noktasında çaba sarf etmeksizin, “Güneyi köşeye sıkıştırma” söylemleriyle çözüm ve AB üyeliği konusunda başarılı olabilmesi çok küçük bir ihtimal. Ancak yine de, Rauf Denktaş gibi imajı son derece kötü birisinin halefi olması nedeniyle dünyaya verdiği mesaj ve yarattığı çözüm yanlısı imaj, insanı umutlandırıyor. Dahası, “en çok kendi insanımdan korkuyorum” diyen Rauf Denktaş’a inat, Mehmet Ali Talat, toplumuna “vatan hainliği” mevhumunu ortadan kaldırmayı vaat ediyor. İşte böyle bir Cumhurbaşkanı varken, eğitimde değişim ve yeniden yapılanma lafta değil gerçekten hayata geçirilebilir. Tutuculuğa karşı verilen mücadelede açık fikirliliğin bir kale daha kazanması yüzleri güldürmeli...
copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org
| ||