Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 5 Mart 2002
Birikim Özgür

Şeytanın Avukatı

Sorunumuzla ilgili gelişmeler ne olursa olsun, “gerçek söz sahibi” olamadığı her durumda, Kıbrıs Türkü’nü ciddi tehlikeler beklemektedir.

Bu nedenle, sayıları az da olsa aklı başında bazı insanlar, bugünlerde pek revaçta olan temkinli iyimserlik pozisyonunu benimsiyor, esas üzerinde durulması gerekenin, kendi kendimizi yönetebileceğimiz, adil, hakça bir düzeni sağlama kararlılığı olduğunu vurguluyorlar...

Toplumu oluşturan, aş ve iş derdindekiler ne desin?

Umutsuzca umut rüzgârını bekleyenler haksız mıdır?

Şu veya bu nedenle insanımızın artık kimseye güveni kalmadı...

Bugünlere nasıl gelindi? Bu toplum hangi süreçlerden geçti?

Özne değil nesne olmak öğretildi bizlere...

Örgütlenmenin, görüş ifade etmenin yasak olduğu bir ortam yaratıldı.

İdeolojisizliğin ideolojisine mahkum edilmiş yurdum insanının artık kendine bile güveni kalmadı...

Yıllardır, yüzlerce barışsever insan Kıbrıs dışında başka vatan arama yollarına düştü. Ezildi. Haksızlığa uğradı. Vatansızlaştırılıyor oluşumuza rağmen, kendine bile güveni kalmamış insanımızın, nefes almakta güçlük çeken barış yanlısı güçlere burun kıvırması sebepsiz değildir.. “Güvende olmakla”, “barış yanlısı güçlerden uzak durmanın” eş anlamlı olduğu düşüncesi insanımıza empoze edilmiştir.

Bütün şuç “öteki”nde midir? Özeleştiri yapmak gerekir mi?

Hak, hukuk, adalet umudunu ayakta tutamadık. Haksızlık, partizanlık yapanların karşısına dikilemedik. Toplumsal adaleti sağlayacağımıza dair bir güven ortamı yaratamadık.

Denktaş’ın bu toplumda ayrı bir mevzu olduğu gerçeğini kimse değiştiremedi.

Değiştirmek isteyenler de bir yere kadar geldi ve durdu... Toplumsal adaletin geleceği umudu, tümden yok oldu...

Niye yok oldu sağlıklı bir toplumsal yapıya yönelik umutlarımız?

Engels’in paralelkenarındaki iki vektörden (iradeden) bir tanesi küçülünce, toplumsal dengeler altüst oldu. Diyalektik materyalizmin önerdiği karşıt güçlerin birbirlerinden etkilenmeleri durumu ortadan kalktı. Bir ülkede en büyük tehlike, sol ideolojinin törpülenmesi olsa gerek...

Toplumumuz bir boşluğa düşürüldü... Umut azaldı... Yıllarca baskılara boyun eğmeyenler bile en sonunda pes etti, “Yeter artık! Şu pastadan biraz da biz yiyelim” der oldu. Müdürlük, müsteşarlık kavgaları derken nice dostlar birbirine düşmedi mi?

Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan gelişmeler de gösterdi ki, Marx’ın, Engels’in geçen yüzyıllara rağmen hiçbir zaman geçerliliğini kaybetmemiş ve kaybetmeyecek olan görüşleri, birkaç yüzyıl daha insanoğluna masal gibi gelmeye devam edecek... Nereye kadar?

Nietche, insanın basitliğini anlatır. İnsanlık, “şimdiyi yaşamak” basitliğini maalesef aşamadı...Dünyadaki kaynakları tüketip günün sonunda mecburen de olsa elde kalanları eşit bir şekilde paylaşmayı öğreneceğiz...

Bu bir rüzgâr hikayesidir...

Sağlıklı bir toplum ve toplumsal adalet konusundaki umutsuzluk kronikleşince, Kıbrıslı, gözünü dışarıya çevirmiş, yaşadığı günü kurtarmak için yelkenlerini dolduracak rüzgâr arar olmuştur...

Beklenen rüzgâr, 2002 yılında kapımızı çalmıştır.

Bu umut, “şimdiyi kurtarma” umudundan başka birşey değildir.

Bireysel kazanımlar ön plana çıkacaktır. “Refah” hepimizin kapısını çalacak mıdır?

“Kapitalist sistemden alabildiğince faydalananlar günlerini gün ederek yaşıyor da Kıbrıslılar’ın neyi eksik? Bu dünya düzeninde şanslı sıfatını kazanmak için ömür tüketmiyor muyuz? Piyango biletleri almıyor muyuz?”

“Kıbrıs’ta da bir imzanın hayatımızı değiştirebileceği umudunu beslemek, bütün topluma bu umudu yaymak kime ne kaybettirecektir?”

“Altta kalanların canı çıksın!...”

Bu bir rüzgâr hikayesidir sevgili dostlar... Kıbrıs’ta barış umudunun hikayesidir...

Bu çıkarımı kimler destekliyor?

Birşeyler yapmak adına, “Biz Denktaş’ı değil, çözüm sürecini destekliyoruz” diyenler, yani, toplumsal adalet duygusunu toplumdan söküp alarak Marx’ın kemiklerini sızlatanlar en başta akla gelenlerdir...

Başka kimler vardır bu listede?

Yıllarca “Kıbrıs’ta Barış! Kıbrıs’ta Federsayon! Kıbrıs Kıbrıslılar’ındır!” diyenlere kulaklarını tıkayıp da bügünlerde ses yükselten “işadamlarımız”...

Dün, günü kurtarmanın tek yolu barış yanlısı güçlere “burun kıvırmak” iken, bügün, günü kurtarmak için “umuttan bahseden” işadamlarımızın suratlarına vurulucak tokat gibi sorular yok mudur?

Bugüne kadar aklınız neredeydi?

Toplumsal adalet yok olup giderken neredeydiniz?

Burjuva ideolojisi veya ideolojisizliğin ideolojisi insanı bu kadar basitleştirir mi?

Bu bir rüzgâr hikayesidir sevgili dostlar...

Kıbrıs’ta barış umudunun hikayesidir...

Bu, Kıbrıs’ta, burjuvazinin barış umudunun hikayesidir...


Birikim Özgür|Ana Sayfa