Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 24 Nisan 2001
Birikim Özgür

Düşünmezseniz Sömürülürsünüz!

Türkiye’de yaşayıp da Türkiye basınını takip etmemek mümkün değil.

Özellikle Kıbrıs’la ilgili ne görsek çölde su bulmuşcasına yorumlamaya çalışıyoruz.

Ahmet Altan’ın, Erdal Güven’in yazıları içimizi açıyor, çoğu yazar keyfimizi kaçırıyor.

Ahmet Altan, “Zor Kısmı” başlıklı yazısıyla kendi halkına dokundururken bize de ilham kaynağı oluyor.

Düşünüyoruz…

Dünyanın kanunudur; göreceli olarak sizden daha güçlü devletlere yeşil ışık yaktınız mıydı, başınıza çıkarlar. Sizi manipule ederler.

Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği Küba’ya füzeleri istiflerdi. Amerika bunu ulusal bir tehdit olarak algılar, askeri ve diplomatik önlemler alırdı.

Bugünlerde Ankara’da vizyonda olan “13 Gün” isimli sinema filmi soğuk savaş yıllarını örnekliyor. Bizim yaşımız küçüktür. O yıllarda yaşananları içselleştiremezdik. Amerikan yapımı 13 Gün filmi ağzımıza sakız ettiğimiz soğuk savaşı Amerikan bakış açısıyla da olsa detaylandırıyor. Biraz ön bilgisi olan bir gence çok şeyler anlatıyor film. Tabi yorumlama, eleştirme özelliklerini geliştirememiş yığınlar filmi izledikten sonra bir o kadar daha Amerikanlaşıyor. Amerikan yapımı filmler özgüvenden yoksun zavallı toplumlarda oranın yerlilerinden çok daha fazla heyecan yaratıyor, özenme halkasını dalga dalga genişletiyor.

Amerika bir taraftan Küba’yı karantina altına alırken diğer taraftan diplomasi çalışıyor, nasıl idare edildiği belirsiz, yalan dolan üzerine politika inşa eden Sovyetler Birliği ile pazarlığa oturuyor!

Filmi mutlu sonla bitiyor! Nasıl mı?

Amerika’nın Türkiye’deki füzelerini geri çekmesine karşılık Sovyetler Birliği dünya barışının önemini vurgulayan bir mesaj yayımlıyor. Beyaz Saray’da kadehler kaldırılıyor...

Türkiye’nin böylesine aşağılandığı bir filmi insanlar duygusallıkla seyrediyor ve filmden güle oynaya çıkabiliyorlar. Bu da yetmezmiş gibi Amerikan özentisi sözler sarfediyorlar.

Yazılarımızda hep ılımlı, eğitici bir tavır takınırız. İnsanlar bilmeyebilirler, mücadele edeceğiz, en doğruyu insanımıza anlata anlata çoğalacağız diye düşünürüz.

Hani bazen herşey üzerinize gelir, aklı mantığı bir tarafa bırakıp isyan edesiniz gelir… Bu gibi durumlarda konuşmak, anlatmak, yazmak… Yetmiyor… İnsanın canı sıkılıyor haliyle… “Eşşek olmayın, biraz düşünün artık” deyiveriyorsunuz bir anda…

Düşünün…

Düşünün…

Düşünün…

Yorumlayın ve insan gibi yaşayabileceğiniz ortamı önce kafanızda siz çözün. Birkaç duyarlı insana bırakmayın herşeyi. İhtiyacınız olduğunu anlayın önce sonra ne gerekiyorsa onu yapın…

Ülkeniz başka devletlerin çıkarları uğruna zayıf, cahil, güçsüz mü kılınıyor. Karşı çıkın!.. Eşşek olmayın…

Türkiye’de üniversitede okuyan Kıbrıslı genç misiniz?

Sorunlarınız nelerdir? Adam gibi oturup konuşun, birlikte hareket etmenin gerekliliğini güncel yaşamınızdan hareketle somutlaştırın.

Niye birlikte hareket etmemiz gerektiği noktasına sorunlarınızı masaya yatırarak siz kendiniz adım adım ulaşın…

Kıbrıs’ta arkadaşlarımız ciddi sorunlarla karşı karşıya. Göndereceğimiz en basit destek mesajı bile onlara moral kaynağı olacaktır. Bunları düşünün…

Her 2-3 ayda bir memleket kalkar oturur. Gazeteciler tutuklanır, sorgulanır. Cumhurbaşkanı olmayan delilleri gördüğünü söyler.

Türkiye’de okuyan Kıbrıslı gençlerin tek bir eylemi, açıklaması bile yok! Hiç mi görüşü, duruşu, tavrı yoktur Türkiye’de okuyan gençlerimizin tüm bu toplum sorunlarıyla ilgili?

Haftasonu pikniğe gidiyoruz. 60-70 Kıbrıslı öğrenci…

Yaşımız çok küçük olmasına rağmen orada en yaşlılardan birisi konumundayız. Üniversiteye yeni gelen gençler “Bize yol gösterin!” diyorlar…

İnsan ister istemez ümitleniyor. Birazda tecrübeyle konuşulanların havada kalmaması için “Toplantı düzenleyin” diyoruz. “Biz gelip size bu işin yolu yordamı nedir anlatacağız. Her türlü yardıma da hazırız” diyerek destek olabiliyoruz ancak.

İnsan böyle hevesli arkadaşlarla buluşunca çoğaldığını hissediyor bir anda…

Hiç konusunu bile açmak istemediğiniz somut ve bir o kadar da hassas konulara değinmekten çekinmemeye başlıyorsunuz.

Türkiye ile ilişkiler konusunu kendileri açıyorlar… Anlatıyorsunuz…

ABAD Kararı’nı merak ediyorlar… Anlatıyorsunuz… Üstüne birde Denktaş’a verip veriştiriyorsunuz. KKTC’ye dava açılmış, KKTC kendini savunmamış, davayı kaybetmiş… Ulu önderimiz de “Ben onlara söylediydim ama bu becereksizler ihmal ettiler” demiş… Masal masal metitas.. Kaynanamın….

En basitten başlayın hele bir… Sorgulayın, düşünün…

“Niye bu pikniğe katılım ücreti 4 milyon da 2 milyon değil?” Ortada böyle etkinlikleri düzenleyecek bir örgütünüz yoksa, birkaç tane "çok akıllı" kalkar sizin birlikte olabilme isteminizi sömürür, ensenizden para kazanır.

Hiçbir şeyi görmezsek en azından bugünümüzü görelim, gözümüzü açalım. Zaten bunu başarabildikten, daha güzel, daha rahat yaşabilmenin tek koşulu olarak örgütlenmenin gereğini ortaya koyduktan sonra gerisi çorap söküğü gibi gelir.

Bütün sorun düşünebilen ve kendini toplumsal gelişmeye adamaya hazır beyinlerin biraraya gelememesi…

Eğer birkaç "çok akıllıyı" tek başınıza eleştirmek durumunda kalırsanız sonuçta siz kaybedersiniz. Yalnız kalırsınız.

Örgüt bilincini yaşatabildiğiniz oranda sosyalizme de farketmeden yaklaşırsınız. Mücadele ederken bazı değerleri korumak, geliştirmek güdünüz en büyük silahınız olur. Sermayeniz “bilgi” ve “düşünce” olur. Gözü paradan başka birşey görmeyen sömürücülere karşı savaşabilmenin tek yolu budur… Düşünceyi, üretimi, paylaşımı en büyük değerler olarak kabul ettirebildiğiniz oranda bu kokuşmuş çıkar düzenine direnebilirsiniz. Örgütlenip bu değerleri yaşatmayı beceremezseniz zaten mahvoldunuz demektir. Önüne gelen "bir tekme de ben vurayım" deyip sizi sömürmenin yollarını arar…

“Düşünce” temeli oluşturmazsa başka ne olabilir?

Hamamböcüleri dergisini çıkarırken “Bu işten ne kazanacaksınız?” diye sorarlar size…

Birşey kazanacağımız yok, bunca emek toplumun menfaatlerini korumak kollamak için dediğiniz zaman da… “Yok yok.. Mutlaka bir şekilde para kazanıyorsunuzdur siz bu işten” derler…

Niye?

İnsanların dini imanı paradır da ondan!

Toplumdaki yozlaşma gençlerin gözünde nasıl somutlaşır bilir misiniz?

“Yahu ayıptır bu adamlar ensemizden para kazanır, daha şeffaf bir gezi düzenlenmesi gerekirdi” dediğiniz zaman…

“Abartma Birikim, çok normaldir olup bitenler”…

“Toplum değişti artık. Bekleme sosyalist bir yaklaşım kimseden…”

“Bak CTP bile ne hale geldi!”

Bana söylenenler bunlardır.

Kimse alınmasın, darılmasın.

CTP’deki değişim toplumdaki yozlaşmanın somut göstergesi olarak beyinlere kazınmıştır.

Aptal durumuna düşmemek için düşünmeliyiz.

Düşünebildikten sonra gerektiği şekilde davranırsak kimse bizi kendi çıkarları için kullanamaz.

Ahmet Altan “Düşünün” diyor kendi toplumuna…

“Hayatınızı, kenetlenmiş dişlerin arasından almak istiyorsanız, ülkenin artık gevşemesini talep etmek zorundasınız.

Ama bunun için önce düşünmeniz gerekiyor.

Kim hayatınızı tüketiyor?

Düşünürseniz, nasıl bir hayat istediğinizi ve o hayata nasıl ulaşacağınızı bulacaksınız.

Bulduğunuz zaman, o hayat için talepleriniz olacak.

Ve işte o zaman hayat gerçekten değişmeye başlayacak

. Ama önce düşünün.

Düşünün.”

Demiştik ki, “Türkiye’de yaşayıp da Türkiye basınını takip etmemek mümkün değil. Özellikle Kıbrıs’la ilgili ne görsek çölde su bulmuşcasına yorumlamaya çalışıyoruz”.

Ahmet Altan’ın yazısını arşivimize Kıbrıs ile ilgili yaptığı bir değerlendirmeden dolayı katmıştık.

O kısa değerlendirmeyle yazımızı sonlandıralım.

Ahmet Altan düşünmeye davet ederken soruyor:

“Disarda bir Kibris sorunumuz vardı.

Ne yaptık?

Kıbrıs'ı bir kontrgerilla ve uyuşturucu kaçakçılığı merkezi haline getirdik.

Bu durumu değiştirmemek için bütün dünyayla kanlı bıçaklı olduk.

Bütün dünyayı karşısına almış bir ülke, bu durumu krizsiz atlatabilir miydi?

Bence zor.

Bu sorunların nasıl çözümlenebileceği açıkça tartışıldı mı bu ülkede?

İnsanlar, "evet, geleceğimizi ve paralarımızı bu sorunları silahla çözmek için harcamaya hazırız" dedi mi?

Böyle bir tartışma yaşadığımızı pek hatırlamıyorum.

Yalnızca devlet kaynaklı milliyetçi çığlıklar hatırlıyorum ben.”

Hamamböcüleri toplumumuzda düşünmenin, üretmenin, eleştirmenin kısacası gelişme için gerekli koşulların yok olmaması için direnen zincirin yeni halkasıdır.

Temennimiz zincire eklenen yeni halka zinciri daha güçlü kılabilsin ve diğer halkalara da örnek olabilsin… Zira zincirin herhangi bir halkası koptuğu zaman olan zincire oluyor ve o halkayı güçlendirmek için harcanan hayatlara, o halka için harcanan 10 yıllara yazık edilmiş olunuyor.


Birikim Özgür|Ana Sayfa