Görüş, 2 Nisan 2002
Birikim Özgür
İncir Çekirdeği
Mustafa Ekmekçi’yi andık bugün bir sohbette...
O’nun yazım tarzı olgundu, araştırarak yazardı.
Doğrucuydu.
Yazılarının kaynağı hep birinci ağızlardı...
Kıbrıs’a da merağı vardı.
Özker Özgür CTP Genel Başkanı iken ne zaman bir Kıbrıs yazısı kaleme alacak olsa, Ekmekçi, telefona sarılırdı.
Yıllar yılları kovaladı, ailecek tanışır, görüşür olduk.
CTP’de Genel Başkan değiştikten sonra, Ekmekçi’nin yazısına Kıbrıs konu olacağı zaman bu kez Mehmet Ali Talat’ı arar olmuştu. Yazılarında Sn. Talat’ın ifade ettiği düşünceleri vurgulardı.
Doğru olan buydu...
Kişiler mutlaka değerliydi ancak daha da önemli olan kitleyi temsil edenin görüşüydü... CTP yıllarca Kıbrıs Türk Toplumu’nda doğru politikaları ile kişilik kazanmış bir yapılanma idi. Bu yapılanmanın görüşlerini en yetkili ağızdan dinlemek de Ekmekçi gibi bir gazetecinin yapması gereken şeydi...
Ekmekçi’nin babamla dostluğu ise son nefesine kadar devam etti...
Bu da doğruydu...
Ekmekçi, doğrucuydu.
***
Bugün eve gelir gelmez O’nun kitaplarını karıştırdım biraz...Bunu yaparken de ne kadar doğrucu bir insan olduğunu bir kez daha anımsadım.
Yazılarının yalınlığına ve bir o kadar da içerikli oluşlarına hayran kaldım bir kez daha...
Şöyle bir düşündüm...
Bizim Kıbrıs’ta hergün satırlarca yazılar kaleme alan birsürü yazar var.
Ben de dahil...
Bizler yazarlık vasıflarına ne kadar sahibiz?
Adam, tam bir gazeteciydi. Ciddiydi. Araştırırdı. Çalakalem, iş olsun diye yazmazdı makalelerini. Doğruyu insanların gözüne sokardı.
Hani düşündüm de...
Bir yazar ya Şener Levent gibi bir nefeste okunabilmeli, akıcılığı, vurgulayıcılığı ile yazdıkları insanları etkilemeli, ya da şöyle adam gibi belgelere dayandırarak, fazla zırvalamadan, hergün dünyayı tekrar tekrar keşfeden saptamaları çok matah bir iş yaparmış gibi insanların para verip aldığı gazetelerde çarşaf çarşaf sergilemeden, Ekmekçi gibi yazmalı...
Bazen kendimi guguklu saatin her saat başı çalan guguğu gibi hissediyorum.
Bu rahatsızlığı kaçımız duyarız?
Köşe yazarlığı icra edenlere sorarım...
Bu, gelişme isteğinin güzel bir göstergesi, belki bir dengesizlik...
Dengeyi sağlamak ve iyiye ulaşmak için dengesizlik olmazsa olmaz bir hal bana göre.
Yazmış olmak için yazmak ne acı... Yazacak şeyleriniz olduğu için kaleme sarılmak anlamlı...
Kıbrıs’ta yazarların düştüğü kör bir kuyu var.
Yazar, ya Ekmekçi gibi bir gazeteci olmalı, ya da kitlesinin görüşlerini yaymak, büyük kitlelere ulaşıp önemli ve de uzun vadeli bir hedefe bir tuğla koymak adına kaleme sarılmalı.
***
Son zamanlarda Kıbrıslı gençlerin somut girişimlerine tanıklık ediyor, onlarla birlikte davranıyoruz.Bu yazının içeriği son aylarda başlatılan geleceğe dönük girişimlerden bahsedecek, örgütlenme yönünde yapıcı adımlar atmaktan yana olan gençlerden oluşan grupları ve yapılanları anlatacaktı.
Giriş kısmını da Ekmekçi’nin kitabında rastladığımız güzel bir fıkra ile süsleyecektik.
Adam, karısına,
“Leğeni, ibriği dama çıkar da aptes alacağım!” demiş. Karısı da,
“Niye beni yorup, leğeni ibriği dama çıkarıyorsun? Şurada al aptesini işte!” deyince, adam,
“Muhtarın görmediği aptesi ne yapayım” yanıtını vermiş...
***
Biz toplumun geleceğini kurtarmak amaçlı toplantılardan ve oluşumlardan bahsederken muhtara (üzülerek ifade ediyorum) yağcılık yapamıyoruz.Bizim muhtar biraz farklı...
Keşke diyorum bazen, keşke bizim muhtar, toplumunun gerçek temsilcisi olsa da hergün O’nun gözüne girmek için yazılar düzsek, biraz da basitliğimizi doya doya yaşayabilsek...
Nerede... Adam fırsatını bulsa bir kaşık suda bizi boğacak... Ajanlık, casusluk suçlamalarıyla yerin dibine sokacak... Uzaktan bakıldığında vallahi de billahi de Kıbrıs’taki muhtar öyle algılanıyor.
Bizim muhtar, “aptes alanları” sevmiyor, yeriyor.
Bizim muhtara inat damda aptes almaya devam edeceğiz.
***
Anlaşıldığı üzere gençlerin çalışmalarından ancak da haftaya bahsedebileceğiz. Bu yazıda bahsedilen “incir çekirdeğini doldurmayan yazılar” tanımlamasına denk düşmeyen başka köşe yazılarında buluşmak ümidiyle...