Görüş, 9 Nisan 2002
Birikim Özgür
Gençlik Hareketleri/ Hareketlenmeleri
Gerek Kıbrıs konusunda son birkaç ayda yaşanan gelişmeler gerekse bu gelişmeler çerçevesinde değişik toplum kesimlerinden çıkan sesler, sessiz kalmayı tercih eden genç bireylerin günlük yaşamlarına yeni bir boyut katmıştır.
Bu yeni boyut, sessizlik kabuğunun kırılmasına sebep olabilecek midir?
Sessizliğin sese dönüşebilmesi için gruplaşma (örgütlenme), ortak çıkarların belirginleşmesi ve nihayet “ses”, bir genç bireyin günlük hayatın parçası olabilmelidir.
Yıllardır potansiyelin var olup olmadığını sorgularız.
Bugünlerde iyimseriz.
Gençlerde bir hareketlenme mevcuttur. Bu hareketlenmelerin çok olumlu sonuçlar doğuracağı gibi bir kesin yargı olmamakla birlikte, zararın neresinden dönülürse kardır mantığıyla bu hareketlenmeyi doğru yöne kaydırma görevini biz de bireysel amaçlarımıza kattık.
Gençlerle biraraya gelip tecrübelerimizi aktarma fırsatı yakalıyoruz.
Kesinlikle politik davranmıyor, genç arkadaşlarımızın bizden daha farklı bir perspektifle benimsediği bu biraraya gelişleri kesinlikle politik bir araca dönüştürme histerisine kapılmıyoruz.
Kendi bilgi ve becerilemiz elverdiğince demokratik ortamların yaratılması ve yaşatılmasına, bu ortamların ileriye taşınmaları için gerekli zeminin oluşturulmasına katkıda bulunma gayretindeyiz.
Demokrasi anlayışının gelişmesi bize göre en önemli dönemeçtir.
Avrupalılaşmak, demokrasiyi, insanlar arasındaki güveni, kısaca sağlıklı, şeffaf ortamları geliştirerek mümkün olabilir.
Bu bakış açısıyla gençler arasındaki hareketlenmeler değerlendirildiğinde, gelişmenin kalıcı olması isteniyorsa, bireysel kazanımların ilk aşamada vurgulanmasında fayda vardır.
Bir gencin bireysel gelişimi, bize göre duyarlılık derecesiyle bağlantılıdır.
Toplumsal duyarlılık, çevreye duyarlılık hatta mesleki duyarlılık, sadece ayaküstü küfürler sallayarak ya da söğüt ağacının altında atıp tutarak olacak şeyler değildir.
Shakspeare’in şu alıntısı anlamlıdır:
“…Yaşa herşeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için, laf olsun diye günlerini geçirme.
… Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine ‘Ben elimden geleni yaptım’ diyebilesin.
Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir.”
Eğer genç arkadaşlarımızın geleceğe yönelik bir duyarlılık potansiyeline sahip olmalarını istiyorsak, ilk aşamada yapılması gereken, onların demokrasinin tadına varmalarını sağlamak, şimdiye kadar maruz bırakıldıkları edilgenlik durumlarından sıyrılmalarına yardımcı olmaktır.
Herhangi bir oluşum içerisinde gençlerin pankart taşıyan, militan takım kimliğiyle algılanmaları bu amaca hizmet etmeyecektir.
Sağlam, ciddi ve bazen de yavaş adımlar atmak gerekir.
Ankara’da yeni bir oluşum için potansiyelin varolduğuna inanan bir grup arkadaş neler yapılabileceğine dair görüş alışverişinde bulunmak amacıyla toplanma girişiminde bulundular.
Bu toplantılarda olumlu bir izlenim edindik.
Ankara’da Kıbrıslı gençlerin biraraya gelebilme potansiyelleri vardır.
Arkadaşlara bir hareket planı önerdik.
Bahsedilen gruba dahil arkadaşlardan oluşan çekirdek bir kadro şu anda Ankara’da mevcuttur.
Bu çekirdek kadro çok fazla genişlemeden kendine göre amaçlar ve bu amaçlara ulaşmakta kullanılacak araçlar üzerinde somut öneriler üretmelidir.
Bu aşama, başarı ile tamamlanmıştır.
“Katılımcılık olmazsa, oluşum geleceğe taşınamaz” dedik ve ortaya konan amaç ve araçların kitleye mal edilmesi için katılımcılığın sağlanabileceği ortamlar yaratmanın alternatifleri üzerinde durduk.
Bir anketle amaç ve araçlar sorgulanmalı, kitleye ulaştırılmalı, geliştirilmeleri için demokratik ortamlar yaratılmalıdır.
Bir sonraki aşamada ise kitlenin desteğiyle ortaya çıkacak amaçlar ve araçlara yönelik çalışmaları yürütecek uygun bir yönetim yapısı üzerinde durulmalıdır.
Bu yönetim yapısında görev alacaklar için adaylık ve seçim ortamı yaratılmalıdır.
Yönetimde temsil edilecek kişiler belirlenir belirlenmez, çekirdek kadro ortadan kaldırılmalı ve yeni seçilen yönetim kendi içinde görev paylaşımını yapmalıdır.
Bu süreç, yaşanması imkansız olmayan, anlamlı bir süreçtir…
Gençler, gerçek demokrasinin zevkine varabilecekler ve ortaya çıkacak olan ürün de çok büyük bir kitlenin ihtiyaçlarına ve benimsediği hedeflere yönelmiş, anlamlı bir oluşum olacaktır…
Daha önceden örgütlenme deneyimi yaşamış bizlere düşen görev ise, saflıkla ve iyi niyetle, bu süreci denetlemek ve aksaklıkların önüne geçmektir.
Bunu yapmak yerine, “Sizin dünya görüşünüz var mı ki örgütlenmeye çalışıyorsunuz?” gibi söylemlerle genç insanların pek de anlam veremeyeceği tepkiler vermek, hem bireysel olarak “yapıcı insan” tanımının dışına taşmanıza hem de potansiyel faydalı ortamların oluşmasına katkı koymayarak bu insanların zaman içinde geliştirebilecekleri dünya görüşlerinin yeşermesinin de önünde bir engel oluşturmamıza sebep olacaktır.
Kıbrıs Türkü’nü bu anlayış mahvetmiştir, bu anlayıştan uzak durmak gerekir.
***
Ankara’da durum özetle böyle…
Ortada büyük bir eksiklik var.
Bu herkesin kabullendiği bir gerçek.
“Keşke bu eksiklik olmasaydı” demekle iş bitmiyor.
Madem ki bu eksikliğin farkında olan tek bizler değiliz, o halde gerekli adımların sabırla atılmasını sağlamak gerekir.
Peki eksiklik sadece Ankara için mi geçerlidir?
Bu soru bizi başka açılımlara yöneltecektir.
ÜTK’nın yapılanması Türkiye’deki tüm şehirlerde okuyan Kıbrıslı gençlere yönelikti. Biz ÜTK’da görev yaparken İstanbul ve Ankara ağırlıklı bir yönetim mevcuttu. İzmir’de de ağır aksak işleyen bir yapı vardı.
ÜTK katılımcılık ilkesini şu veya bu gerekçeyle hayata geçirme becerisini kaybettiği için bugün adı bile anılmamaktadır.
ÜTK’da görev almış birkaç kişinin tecrübeleri yol gösterici oluyorsa da bu tecrübeler arasında en fazla başarısızlığa sebep olan olumsuzlukların sorgulanması tesadüf değildir.
Yine de bügün için madem ki ÜTK bağlantılı tecrübelerden bahsediyoruz ve bunları rehber ediniyoruz, ortaya şu sonuç çıkar:
ÜTK’nın çok gerisindeyiz…
ÜTK’nın son dönemlerinin bile çok gerisindeyiz…
İşte bizi başka açılımlara yöneltecek sorunun cevabını ararken de ÜTK’nın bıraktığı mirası iyi değerlendirmek gerekir.
Soru şu idi:
“Peki eksiklik sadece Ankara için mi geçerlidir?”
ÜTK’nın yapılanması da gösteriyor ki sadece Ankara için geçerli olan bir eksik sözkonusu değildir.
Eğer işin içine Kıbrıslı gençlerin kaynaşması, toplumsal duyarlılığın sağlanması gibi amaçlar giriyorsa, yurtdışında öğrenimini sürdüren tüm gençlerin işin içine dahil edilmesi gereksinimi vardır demektir.
Hatta bu amaçların daha geniş bir çerçevede ele alınıp Kıbrıs’a sahip çıkma, Kıbrıs’ta barıştan ve çözümden yana tavır geliştirme gibi yaklaşımlar sergileme niyeti de varsa, hedef kitlenin arasında Kıbrıs’ta yaşayan gençler de vardır demektir.
Bu da bizleri, en sağlıklı olanın tüm bu gençlerin bir çatı altında biraraya gelmeleri gereğinin vurgulanmasına kadar götürüyor.
Tabi ki demokratik işleyiş en önemlisidir.
Pratikte Ankara’daki gençlerin kuracakları bir oluşum, demokratik işleyişi çerçevesinde bu konuyu ele alıp böylesine geniş bir çatıdan yana tavır geliştirmeyebilir.
Demokrasiden ödün vermeden derdimizi anlatarak böylesi bir çatının önemini insanlara aktarmaya çalışırız… Ancak bunun ötesi yoktur.
Bir bebeğin maratonda koşmasını beklemek gibi birşey bu…
Adım adım…
İhtiyaçlar zaman içinde algılanır, ihtiyaçlara göre adımlar teker teker atılır…
Bugün için maratonda koşarken gereksinim duyulacak ayakkabılardan bahsetmek demokratik işleyişe ihanettir.
Bazı şeyler biz isteriz diye gerçekleşmez…
Biz neler neler isteriz de gerçekleşmeyecekler.
Ancak bu durumda var olan potansiyelin doğru yöneldirilmesi, demokratik işleyişin sağlıklı bir şekilde sağlanması en çok istenilen ve hedeflenen olursa, hergün karşımıza çıkacak sorunlar üzerinde görüşler belirterek en çok istediğimiz uzak hedeflere ulaşmak da zaman içinde mümkün olabilecektir.
İnternet’te oluşturulmuş Kıbrıslı Gençlik listesi de bu uzak hedefleri somutlaştıran anlamlı bir ortamdır.
Bu ortamda Türkiye’de ve Kıbrıs’ta değişik şehirlerde biraraya gelmeyi başarmış gençlik gruplarının birlikte hareket edebilmelerini sağlayabilecek bir yapı geliştirilebilir.
Eğer bu yapı var olmayan altyapı üzerine inşa edilirse sonuç hüsran olacaktır.
Çatıyı kurabilmek için önce sütunları var etmek gerekir.
Zamana ihtiyaç vardır.
Tabi bir de vizyona…
Durum bu kadar açıkken Kıbrıslı Gençlik listesinde “imzasız” yazılarla “Ankara’daki gençlerin biraraya gelişleri bu listeye ve listenin amaçlarına, geleceğine zarar verecektir” gibi temelsiz, içgüdüsel ve de ben merkezci saptamalar yapmak, vizyon eksikliğinin göstergesidir.
Üstelik bu eksik artık düşüncelerle gündem belirlenebiliyorsa, bu daha da vahimdir.
Eğer bu gündem belirleme girişimi imzasız bir yazıyla yapılmışsa ve başarıya da ulaşmışsa, demokrasi adına atacak daha pek çok adım olduğunun da bir işaretidir.
Denktaş taktikleri mi kullanılıyor? Denktaş’ın toplumumuzu parmağının üstünde yılarca oynattığı gibi acaba bu listede de bir gizli parmak gündem mi belirliyor?
Demokratik ortamlarda gizli parmaklara yer yoktur.
Eğer ortada gizli bir parmak varsa, o ortamda yetkililer zan altında kalırlar, güven zedelenir.
Demokrasilerde buna yer yoktur…
Demokrasilerde var olmayan yöntemlerle yol almaya çalışmak da tecrübeyle sabittir ki bizi önü açık yollara değil, duvarlara yöneltir… Duvara toslarız…
Bu düşüncelerle Kıbrıslı Gençlik listesinin geleceğe yönelik, değişik coğrafyalardaki Kıbrıslı gençleri biraraya getirecek bir çatı olma girişimini anlamlı bulmakla birlikte, bu amacın başarılabilmesi için en önemli koşulun değişik coğrafyalardaki gençlerimizin biraraya gelmeleri çabalarını destekler nitelikte çalışmalar yapılmasını ve bu çalışmaların da demokrasiden ödün vermeden, gizli parmaklara ihtiyaç duymadan, şeffaflıkla yapılması olduğunu görüyoruz.
***
Gençlerimiz arayış içerisindedirler.
Bu arayış Kıbrıs’a büyük kazanımlar sağlayacaktır.
Yapıcı olmanın önemini ve uzlaşma kültürünü ne kadar vurgularsak, o kadar avrupalılaşabileceğiz. Avrupalılaşabildiğimiz oranda da Denktaşizm virüsünün etkisini üzerimizden atmış olacağız.
Bu nedenle sabırlı ve gereksiz hırsları gündeme getirmeden hareket etmemiz gerekir.
Hareket etmemiz gerekir…
Hareket etmemiz gerekir…
Hareket etmemiz gerekir…
“Hareketten bereket doğarmış” derler…
Oturduğumuz yerden, kitlelere ulaşmaya çalışmadan ahkam keserek bir yere varamayacağımız ortada.
İşte bu yüzden hareket etmenin önemini vurguluyoruz…