Görüş, 15 Mayis 2001
Birikim Özgür
AİHM Kararı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “tarafları dinlemeden” karar verdi diyor Sn Denktaş.
Bizi dinlemeden daha nice kararlar alacak dünya bizimle ilgili... Niye?
“Görüşmenin ne anlamı var?” dediğimiz için... Başka?
Cumhurbaşkanı görüşmenin anlamsız olduğunu iddia ederken O’nu devirebilecek yetiye ve güce sahip olmayan bir zavallı muhalefete sahip olduğumuz için... Başka?
ABAD kararları alındığı zaman rejimi içerden değiştireceğiz diyen CTP bahtsızlığına ağlıyordu... AIHM kararları alındığında da Akıncı havayı yumuşatma görevini benimsedi. Hem nala hem mıha... Nereye kadar?
CTP yaşadı; Portakal posası gibi sömürülüp çöp tenekesine atılana kadar!
AIHM’nin kararı yıllardır Kıbrıs’ta elini taşın altına koyarak mücadele verenler için dikkate alınası bir gelişmedir.
Kendi kalemize gol atma konusundaki ustalığımız su götürmez bir gerçek artık. Tarafları dinlemeyen mahkemenin adaletsizliğinden bahsederken görüşmelerden çekilme kararını da aynı anda savunabilen bir cumhurbaşkanımız ve böylesine tutarsız, naptığını bilmeyen bir liderliğe koltuk deyneği olma heveslisi iki tane “büyük” sol partimiz varken kendi kalemize daha nice goller atacağa benzeriz.
İşlenen suç, Kıbrıs’ta insan hakları sözleşmesinin ihlali!
Türkiye suçlu bulundu.
Yaptırımı ne olacak bu suçun?
“Şimdilik” herhangi bir yaptırım sözkonusu değil. Mahkeme tazminat hakkını saklı tutuyor. Gelecek ne getirir bilinmez. Geleceği kararla ilişkili tarafların tutumları belirleyecek.
Rumlar şikayetçi oldu, gerekli yatırımı yaptı, delilleri mahkemeye sundu. İşin peşini bırakacağa benzemezler. Eğer Türk tarafı Yunanistan ile kurulan “iyi niyetli” dialog sayesinde bu kararı hafif sıyrıklarla atlayım niyetindeyse paşa paşa dost ve komuşu ülkeyle ve bizim aracılığımızla rumlarla dostluk çerçevesinde konuyu görüşecek. Kaçarak, kovalamaca oynarak, “kararı tanımam”, “görüşmem” diyerek bu çukurdan çıkmak bir tarafa, battıkça batarız. Biz de batarız, Türkiye de batar...
Sevgili hamamböcüleri okurları,
Ankara’da günlerdir yağmur yağıyor.
Ankara’da gençler Türkiye’den kaçmanın yollarını arıyorlar. Bir kapı bulsalar akın akın gidecekler...
Ülkelerine güvenleri kalmadı.
İşten çıkarınların haddi hesabı yoktur. İşten çıkarılmayanlar işverenlerin tehditlerine katlanmak zorundadırlar. Türkiye’de sosyal dengeler iyice alt-üst olmuştur. İnsanların ruh halleri Ankara’da günlerdir baharda güneş yüzü göremeyen bir erik ağacı çiçeği gibidir.
Bu umutsuz insanlara siz olsanız ne derdiniz?
“Aklı olan Türkiye’den kaçar!” mı derdiniz?
“Ülkenizi terketmeyin; AB sürecini takip edin!” mi derdiniz?
Ne deseniz boş... Çekenin halinden kim anlar?
Türkiye’nin hali toz duman...
Avrupa ile bütünleşmek bu topraklarda yaşayan insanların aslında tek umut verici alternatifi...
Türkiye’de kim ne yapsa, “iyi-kötü” diye değerlendirilirken AB sürecine katkısı ile sınanır oldu.
Kemal Derviş bu bakış açısıyla Türkiye’de “en popüler” siyasi durumunda şu anda.
Milli Kıbrıs politikası, bu bakış açısıyla Türkiye’de “out” olma yönünde en hızlılardan...
Gözden çıkarılan olsa olsa haksız yere üzerine oturulan yarım Kıbrıs olacaktır. Türkiye için zaten gönül rahatlığıyla “benimdir” diyemediği bir toprak parçasından olmak büyük bir bunalım yaratmayacaktır. Sadece seçim meydanlarında “Kıbrıs’ı sattınız!” diye suçlanacak birkaç tane koç başı...
Bugünkü durumda da yarın da olan Kıbrıs Türkü’ne olmaktadır ve olacaktır!
Kıbrıs Türkü kendi başının çaresine bakabilmeyi öğrenebilmeliydi, öğrenmelidir.
Milli Kıbrıs poltikası Türkiye’de “in” de olsa “out” da olsa Ankara’dan görüldüğü kadarı ile Kıbrıslı’yı kimse düşünmeyecektir.
Her iki durumda da kaygan zeminde dans ediyor olacağız Kıbrıslı Türkler olarak...
Türkiye’de Avrupalılaşma süreci ağır aksak ilerliyor. “Ulusal Program” ortaya kondu konmasına ancak “Şunları yapacağız!” demekten öteye gidemedi program... Hani şu yapılacak işlerin faaliyet planı? Yapacaksınız da nasıl yapacaksınız? Hangi adımları hangi tarihte nasıl atacaksınız? Kuru kuru amaçları kağıda dökerek düşük güvenilirliğinizi yükseltebileceğinizi sanmayın sakın... Avrupa Birliği’nin böyle şeylere karnı tok; yapılan işi görmek istiyor adamlar... Ekonomik yardım için gerekli yasaları çıkarırken bile; yumurta kapıya dayanmış olduğu halde siyasi hırsın bu ülke insanlarını ne derece tutsak kıldığını gördük...
Kıbrıs içinde aynı şey geçerlidir. Sonuna kadar direnecekler.
Nereye kadar direnirlerse dirensinler, olan her zaman bize olacaktır.
Kaygan zeminde patır patır düşeceğiz Kıbrıslı Türkler olarak...
Veya...
Kenetleneceğiz birbirimize; düşmemek için destek alacağız birbirimizden... Ancak böyle bir durumda Türkiye’nin Kıbrıs’ı gözden çıkarıp çıkarmadığına bakmaksızın kendi yağımızla kendi ciğerimizi kavurabiliriz.
***
Kıbrıs’taki barışseverler olarak donmuş nehir üzerinde yürümeye çalışıyoruz. Kaygan zeminde ilerlerken birbirimize el vermemiz gerekmez mi?
Geçtiğimiz yaz aylarında kaygan zeminde yürürken donmuş nehire düşenlere yurtseverler el verip onları donmaya birkaç dakika kala donmuş nehirden çıkarmadılar mı?
Donmuş nehirden çıkarıp onlara masaj yapmadık mı? Meydanlarda ısınmalarına yardımcı olmadık mı?
Herkes yeri geldiğinde, kendi duruşuna uygun fikrini söylüyor!.. Siz gönlünüzü hoş tutun... Donmuş nehir üzerinde yürüyüşümüze kenetlenerek devam etsek kaygan zeminde yürürken birbirimize çelme takmaya çalışmaktan daha hayırlı bir iş yapmış olacağız. Kişiler (ve/veya gazeteleri) bugün var, yarın yokturlar... Bir toplum gelecekte var olacaksa “kendine göre aklı başında politikalar üreten” partilere bir gazeteden çok daha fazla görev düşmektedir. Biz yeter ki sapla samanı karıştırmadan işimize bakalım... Partilerle gazetelerin aynı kaygılarla hareket etmediklerini ve etmemeleri gerektiğini bilelim... Gerisi gelir...