Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 1 Mayis 2001
Birikim Özgür

Düşünmek I

Düşünün...

Düşünün...

Düşünün...

Eşşek olmayın...

Düşünün...

Şu bir gerçek ki bu tarz “haddini aşan”, iddialı bir tarzdır.

Düşünce veya düşünmek kimsenin tekelinde olamayacağı gibi, koşullar ne olursa olsun, unutmamak gerekir ki herzaman için “akıl akıldan üstündür”.

“Düşünmezseniz Sömürülürsünüz” diyerek toplumsal bir mesaj verebilirsiniz. Belki büyük bir çoğunluk kastedileni çok iyi anlar, özümser. Bu büyük çoğunluğun varlığı haddini aşan tarzınızı haklı da çıkarabilir.

Genel bir yaklaşımla, “toplum kötüdür” savını her fırsatta sömürmek, bizleri derin sulara sürükler, tehlikeli bölgelerde yüzmeye başlarız.

Farkında olmamız gereken, toplumun kötü olması demek aslında bizim de kötü olmamız demek olduğunu işaret eder. Bu nedenle toplumu kötülerken bilmeliyiz ki aslında kendimizi temize çekmeye çalışırken aslında çamurun birazı da elimize yapışır.

Bizans oyunlarından, etrafımızı saran düşmanlardan önce dönüp de bir aynaya bakmamız gerekmez mi?

Acaba Denktaş Rumları suçlarken bizde de bir aksaklık olabileceğini hiç düşünür mü?

“Dört bir tarafı düşmanlarla çevrilmiş” Türkiye acaba kendini ne kadar sorgular? Dört bir tarafını saran düşmanlarda mı kabahat yoksa kendinden kaynaklanan bir sorun da sözkonusu mu?

“Eşşek olmayın, düşünün...” diyen bir insan acaba kendisi ne kadar düşünür?

Belkide düşünemediği içindir ki etrafındaki herkesi düşünemeyen zavallılar olarak nitelendirmekten büyük haz duyar.

Denktaş’ı uzlaşmazlıkla suçlayanlar mesela... Kendileri çok mu başarılı gerek insan ilişkilerinde gerekse politik çalışmalarında?

Mahalledeki psikolojik sorunları olan genç hergün kapımızı çalar.

Kapıdan içeriye girer...

Ayakkabılarını çıkarır...

“Öpeyim abi...” der.

Salona yönelir.

Oturur.

Toplumu eleştirir.

Kalkar.

Ayakkabılarını giyer.

“Öpeyim abi...” der.

Kapıdan çıkar.

O’na göre toplumda insanlık ölmüştür, herkes asabidir, kimse kimseyi düşünmez.

Anlatır da anlatır...

Kurduğu analojileri bir duysanız, o kadar isabetli saptamalar yapar. Sorun şu ki, her allahın günü gelip de aynı şeyleri tekrar edince artık sinirlernizi bozmaya başlar ki o anda gerçekten kabullenirsiniz.. Bu çocuğun psikolojik sorunları vardır...

Düşünmenin de bir haddi hesabı olmalıdır.

Tabi ki her an sömürüldüğünüzü düşünerek yaşarsanız bir aksaklık sözkonusudur.

Kıvamını iyi tutturmak lazımdır.

Bu iş şiiri tanımlamaya çalışmak gibi aslında.

Melih Cevdet Anday “Dünya Şiir Günü Bildirisi”nde şöyle der:

“Bir deli, akıl hastanesinde arkadaşına, ‘Dün seni rüyamda gördüm.’ demiş; arkadaşı da onu, ‘Ben seni görmedim.’ diye yanıtlamış. Bu konuşmaya gülmekle kalmayalım, ikinci delinin yanıtını anlamaya çalışalım. Bu yanıtın bir matığı var. O mantık da belli bir mekan anlayışına dayanıyor. Başka bir deyişle ikinci deli, dünya mekani ile rüya mekanını aynı saymaktadır. Bu mantık, şiirin de mantığıdır. Demek ki bir delinin sözünü bir akıllı söylerse, o söz şiir olur. Meslektaşlarım çok iyi bilirler ki bir şair, sevgilisine seslenen bir şiirinde bu rüya motifini korkmadan kullanabilir; hatta “Sevgilim, dün gece rüyamda seni gördüm, sen de beni gördün demek?” diyebilir ve şiirseverler o şairi hiç de deli yerine koymazlar”1

Mahalledeki gencin veya Anday’ın anlatımındaki rüya gören delinin arkadaşının durumuna düşmemek gerekir.

Herşeyde olduğu gibi toplumsal sorunların irdelenmesi noktasında da insan düşüneceği, konuşacağı, sinirleneceği, oturacağı, kalkacağı, slogan atacağı yeri çok iyi bilmelidir. Kim bilir kaç kişi durup da bu yazıları yazdığımız için bize gülmektedir.

Bizler toplumsal işlevine inandığımız için özveride bulunup düşündüklerimizi paylaşmaya devam edeceğiz.

İşte en başa geri dönüyoruz; düşünemeyenlere de güleceğiz!

Neden güleceğizimi yazınımızın geri kalan kısmını yorumlayarak anlayacağız.

“Düşünmek” üzerine iddialı bir tarzla üstelik de “eşşek olmayın” diyerek bir yazı kaleme aldık. Aldık almasına da, altından kalkamadık...

Milyonlarca insana düşünün derken neyi anlatmaya çalışıyoruz?

Toplumsal mesajın dışında bahsi geçen eylemi (fiili, edimi) yani düşünmeyi nasıl algılıyoruz?

Filozoflar sağolsunlar.

Kendimizin “düşünce”den ne anladığımızı somutlaştırmaya çalışırken imdadımıza koştular.

“Düşünmek” üzerine tarihin çeşitli dönemlerinde yaşamış filozofların düşüncelerini çeşitli kitaplardan toparlamaya çalıştık.

Bir noktaya varıyoruz.

Galiba yazmak bir işe yarıyor.

Düşünceye yönelmek için okumak, araştırmak gerekiyor... Düşünmek gerekiyor... Eşşeklikten kurtulabilecek miyiz?

DEVAM EDECEK

(1) Anday, M.C., (1989), “Çevren”


Birikim Özgür|Ana Sayfa