Görüş, 27 Mayıs 2004 Birikim Özgür | ||
Eğitim ve “Statükoyu Sorgulamak" Eğitim öyle bir alan ki hemen herkesin bu alana dair söyleyecek çok şeyi var...Elbette toplumu oluşturan bireylerin hemen hepsi de eğitime dair konuşurken daha çok pratiğe yönelik alternatifler sunma güdüsü ile hareket ediyor. Günlük hayatta eğitime dair yaşanan sıkıntıların giderilebilmesi için elbette yaratıcı insanların önerileri her zaman dikkate alınmalı. Şu da bilinmeli ki eğitim sadece pratikte yaşanan birtakım olumlu ya da olumsuz tecrübelerden ibaret değil... Eğitim, tıpkı politika gibi geçmişi, bugünü ve geleceği doğrudan ilgilendiren bir alan. Böylesi önemli bir alana dair kafa patlatırken günlük sorunların yanında daha başka boyutlarda da ciddi tartışmalara katkı koymak mümkün. Nasıl ki politika bugünlerde yaşanan hükümet krizinden ibaret değil, eğitim de bu alanda yaşanmakta olan günlük sıkıntılardan ibaret değildir... Nasıl ki politikada ideolojiler, ideolojilerin sentezi, farklı akımların yıllar içinde oluşturdukları birikimler söz konusudur; eğitimde de psikoloji, felsefe, sosyoloji gibi temel etkenlerden yola çıkılarak farklı bakış açıları geliştirilmiştir zaman içinde. Teorik bazı yaklaşımların nasıl hayata geçirilebileceği konusu ise günümüz dünyasında eğitim alanında tartışılan başlıca konulardandır. Eğitim alanında yapılabilecek en büyük yanlışlık, bir bakış açısını sahiplenip eğitime dair tüm durum ve olguları onun üzerinden denetlemeye ve o bakış açısına göre şekillendirmeye çalışmaktır. Eğitimde “farklılıkların sentezi” üzerinde çokça durulur. Her bakış açısının kendine göre olumlu yönleri olabilir. Eğitimle ilgili her yöneticiden, öğretmenden veya veliden beklenen, tüm bu olumluları bir araya getirip sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirmeleridir. Örneğin eğitimdeki farklı bakış açılarından bir tanesi okulların, toplumun bir uzantısı oldukları noktasından hareketle geliştirilmiştir. Bu bakış açısının temel argümanı eleştirel yaklaşımdır. Bir başka deyişle, bu bakış açısına göre okullar özgürleştirici olmaları gerekmesine rağmen mevcut düzeni muhafaza etmeye yarayan birer araçtırlar... Bu noktada, okulların özgürleştirici olması gerektiğini iddia eden bakış açısını sahiplenmiş eğitimciler tarafından ortaya konan tüm kalıpların olduğu gibi eğitim ortamlarında kullanılması mümkün değildir. Ancak özgürleştirici bir yaklaşıma vurgu yapan böylesi bir bakış açısını göz ardı ederek herhangi bir uygulamaya girişmek de eğitimde ciddi bir “çağdaş olamama” sıkıntısının göstergesidir... Çünkü çağdaş eğitimci, en güzel sentezleri ortaya çıkarabilen, farklı bakış açılarını farklı ortamlarda uygulayabilen eğitimcidir... Çağdaş eğitimcilere dönüşebilmek için özgüven gereklidir. Katılımcı demokrasinin sağlıklı bir şekilde hayata geçirilemediği toplumlarda bireyler hiç bir zaman gerçek anlamda özgüven sahibi olamazlar... Kıbrıslı Türklerin sağlıklı bir toplumsal yapı için gerekli olan tartışma, ortak kararlara varma, sentezler üretme gibi süreçleri yaşamalarına yeterince fırsat yaratılmıyor. Eğitimdeki tartışmalar da bundan nasibini alıyor... Eğitim alanında akademik çevrelerce sürekli tartışılan “farklı bakış açılarına saygı ve bunların birbirlerinden beslenebilmeleri” ilkesi ve böylesi bir yaklaşımın faydaları, toplumsal hayatın tüm alanlarına da doğrudan yansıtılması gereken bir ilke gibi duruyor... Halbuki eğitim alanında böyle bir ilkenin yaratılamıyor oluşu ciddi bir politik sıkıntının ürünü... Bu sıkıntı da haliyle topluma doğrudan yansıyor. Bugünlerde politik hayata dair yaşanmakta olan tartışmalarda, bu “eğitimsizlik” durumunu gözlemlemek mümkün... Toplum olarak bazı yaklaşımları nedense olağan karşılamıyor, psikolojik birtakım manevralarla toplumun dikkatini dağıtmaya çalışıyor ve tartışılan konuların özüne inerek ortak bir tavır geliştirme olgunluğunu sergileyemiyoruz. Statükoyu adam akıllı sorgulayamıyoruz! Bu başarılamadığı için de toplumsal bir ilerlemeden bahsetmek mümkün olamıyor. Bir toplumsal süreç yaşanmaksızın bir yerlerde politikalar pişiriliyor ve toplumun gündemine getiriliyor. Bu gündeme dair toplumda kim ne demiş pek de önemsenmiyor... Tam da bu nedenle politik yaşam ve aslında entelektüel tartışmalar “sahtelik” kokuyor ve mide bulandırıyor. Referandum yapılıyor, Kıbrıslı Türklere birleşik bir ülkede, AB vatandaşı olarak yaşamak isteyip istemedikleri soruluyor. Sonuç “evet” çıkıyor. Bu “evet” nasıl oluyorsa Kıbrıs’ı bölmek isteyenlerin önünü açıyor... Önceden tasarlanmış birtakım politikalar hayata geçiriliyor. Önümüzdeki yıllarda bizi ne gibi gelişmeler beklediği ise sır gibi saklanıyor. Toplum sadece bir araç konumunda. Türkiye’de üretilen bazı politikalar doğrultusunda Kıbrıslı Türkler açık bir şekilde yönlendiriliyor... Toplumsal bir devinim yaşıyoruz ancak bir türlü “statüko” diye nitelendirilen “şeyin” ne olduğu konusunda bile bir karara varabilmiş değiliz. Çocuğun adını koyamıyoruz. Bu durumu eleştirmeyen toplumsal yapı bir şekilde üretiliyor... İyi mi oluyor kötü mü oluyor? “Statükoyu sorgulamak”, “politik olarak var olmak ve güçlenmek” demektir. Biz sadece statükoyu sorgular gibi yapıyoruz. Gerçek anlamda politik varlığımızı ortaya koyamıyor, koyarmış gibi yapıyoruz... Bunu yaparken de bazen (doğal olarak) uzun vadeli düşünmeden hareket ediyor, çeşitli çıkışlarımızla (yeni) statükoya hizmet ediyoruz. Şimdi artık Kıbrıslı Türkler olarak eğitim sistemine dahil edilmiş herkesin “neden” sorusunu sorabileceği ve bu yöntemle sonuca varabileceği bir ortama yönelmek zorundayız... Gerçekten demokrasiyi özümsemiş, farklı bakış açılarına saygı duyan yeni nesiller mi yetiştireceğiz yoksa şimdiye kadar yapılanı doğru kabul edip çağdaş beyinler yetiştirir gibi mi yapacağız? AB normlarına uygun bir eğitim sistemi istiyorsak, önce toplum olarak “mış gibi” yaşamaktan vazgeçmeliyiz...
copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||