Görüş, 7 Mayıs 2004

Birikim Özgür

 

“KKTC’ye Sıcak Mesajlar”

Sıradan vatandaşlar olarak barış istediğimizi ifade ediyoruz.

Çözüm yönünde irade geliştiriyoruz.

Örneğin ne yapıyoruz?

Bayrak sallıyoruz...

Sloganlar atıyor, çözüm ve barış yönünde kendi elimizden gelenin en iyisini yapmış olmanın psikolojisi ile dans ediyoruz...

Ülkücüler bize laf atınca arabamızı yolun ortasında durdurup bagajda beklettigimiz sopayı elimize alarak onlara “Yeter be artık sizden çektiğimiz” diyerek saldırıyoruz...

Türkiyeli köşe yazarları bizi biraz üzecek olsa onlara verecek cevabımız da hazır:

“Rahat bırakın bizi... Biz AB üyesi olmak istiyoruz”...

Burada bir irade var. Kıbrıslı Türkler, barış, çözüm ve AB üyeliğini gerçekten istiyor. Bu konuda fırsat buldukça da gerekli cesareti göstermekten geri durmuyorlar.

Peki niye bir arpa boyu kadar yol kat edemiyoruz?

Barış ve çözüm istiyoruz ama olmuyor... AB üyeliğinden yana tavır geliştiriyoruz ama orada da yokuz.

Niye?

Dünya büyük, biz küçücüğüz... Elbette bu durum irademizi aşan bir gerçekliğimiz...

Ancak bu durum ülkemize sahip çıkmaktan vazgeçeceğiz anlamına da gelmiyor. Kıbrıslı Rumlarla işbirliği yaparak ülkemizin büyük güçlerin elindeki bir oyuncağa dönüştürülmesini engelleyebiliriz.

Yani Kıbrıslılık ortak paydasına buluşarak ülkemize sahip çikabiliriz...

Dünyanın ve elbette Türkiye’nin büyüklüğü karşısında toplum olarak iyiden iyiye küçülüyoruz. Politik liderliğimiz toplumun beklenti ve ihtiyaçları doğrultusunda gerekli girişimlerde bulunup dayatmacı bir anlayışla toplumsal çıkarlarımızı ve ülkenin bütünlüğünü kollayamıyor.

Bir anlamda Kıbrıslı Türkleri birileri peşinden sürüklüyor.

Bizler de Kıbrıslı Türkler olarak sokakta başarılıyız ancak entellektüel ve politik düzeyde başarılı olamıyoruz. Şu veya bu nedenle toplumsal akıl ve eleştirel düşünce süzgeci ile gelişmelere yön veremiyoruz.

Biz barış için sokaklara dökülüyoruz ama barış ve çözüm adına tek bir ağızlı yüzlü adım atılmasını sağlayamıyoruz...

Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin kendi ülkelerine sahip çıkıp kendi geleceklerini birlikte belirleyebilmeleri adına hiçbir girişimde bulunulmuyor son birkaç yıldır. Tüm gelişmeler yüzeysel yaşanıyor.

Hep sahte bir bekleme süreci yaşıyoruz.

Tamamen Turkiye’nin kuyruğunda bir yerlere doğru sürükleniyoruz ama öyle görünüyor ki sürüklendiğimiz nokta hala daha meçhul.

Kıbrıslı Türk kimliğine adeta ihanet ederek geleceğimizi Türkiye’nin gözetiminde ve direktifleri doğrultusunda hazırlanmış bazı politikalara bağlıyoruz.

Sıradan vatandaşlar olarak elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz ama bir yerlerde bir şeyler hep ters gidiyor. “Son tarihler” sanki bir kader...

Hep bekliyoruz...

Bekleme süreçlerinde de hep bir şeylerle meşgul ediliyoruz. Böylelikle “uyanmamız” da engellenmiş oluyor.

Şimdi de Başbakan’ın ABD ziyaretini, izolasyondan kurtulma hikayelerini dinleye dinleye günümüzü gün ediyor, çözüm ve AB üyeliği yönünde tek bir adım dahi atmayan liderliği sorgulamaktan geri duruyoruz.

Bekliyoruz...

Gözlerimizi açalım artık! Uyanmak zorundayız!

Bilelim ki Kıbrıslı Türklerin izolasyondan kurtarılması ve benzeri hikayeler zaman kazanma amaclı atılan adımlardır...

Kıbrıslı Rumlar buruk ama mutludur. Avrupa Birliği çatısı altında dünya ile kucaklaşmış olan Kıbrıslı Rumlar, elbette ki bize yalvaracak değiller...

Uyanıp bu ülkede bizim de yaşıyor olduğumuzu, ülkemize sahip çıkmak istediğimizi, gerçekten Kıbrıslı olduğumuzu dünya aleme göstermek durumundayız. Bunun için de tek alternatif Kıbrıslı Rumlarla işbirliği kapılarını sonuna kadar açmaktır.

Ulusal çıkarlardan ya da bizim durumumuzda olduğu gibi toplumsal çıkarlardan bahsedip insanların gözünü boyayarak gelişmiyor Avrupa Birliği üyesi ülkeler...

Tam aksine, böylesi girişimleri mümkün olduğunca engelleyerek bir büyük projeye dönüşebiliyor Avrupa Birliği... Burada insanlar düşünüyor, tartışıyor... “Nasıl olur da bir ülkenin ulusal çıkarları bir hükumet değişikliği ile tamamen farklılaşabiliyor?” diye sorguluyor örneğin insanlar...

Ve her şeyden önemlisi, ortak bir gelecek için canla başla çalışıyor AB vatandaşları. Bunların arasında Kıbrıslılar da var. Ancak Kıbrıslı Türkler nedense bu ortak gelecekle pek ilgilenir gibi görünmüyorlar. “Misafir” konumunda hala Kıbrıslı Turkler AB çatısı altında... Daha çok Türkiye’nin gölgesinde, çözümden yana tavır geliştiren, bu yönüyle alkışlanan ama kendi geleceği söz konusu olduğu zaman yeterince bağımsız hareket edemeyen, AB üyeliği sürecini Rumlarla birlikte yaşamaktan kaçınan ve bunu ayrılıkçı bir temelden hareketle yapan yeterince yenilikçi olamayan bir toplum konumunda Kıbrıslı Türkler...

Oysa yapılabilecek o kadar çok sey var ki!

En başta, karar vermek gerekiyor.

Geleceğimizi nerede görüyoruz?

Eğer bu sorunun cevabı AB üyesi, birleşik, bağımsız bir Kıbrıs ise atmamız gereken yegane adım AB çatısı altında yürütülen çalışmalara fiilen katılmaktır...

AB kimliğini benimseyerek bu kimliğe katkı koyabildiğimiz takdirde gerçek anlamda bu ailenin bir parçası olabileceğiz.Uzaktan bakarak kimse bir ailenin parçasına dönüşemez.

Unutmamak gerekir ki bizsiz de bu aile var ve var olmaya devam edecek..

Kimse Kıbrıslı Türklerin kara kaşına kara gözüne sevadalanmış değil.

Kıbrısla ilgili bir süreç vardı. Biz geç kalınca o süreç durmadı.

Avrupa Birliği şimdilerde yeni anayasasını tartışıyor. Avrupa Birliği için Kıbrıs’taki sorun hayatın merkezinde değil. Hatta bu konuyu hiç önemsemezmiş gibi de bir tavırları var üstelik...

İtalyanlar bu durumu anlatmak için bir futbol terimi kullanıyorlar. Avrupa Birliği Kıbrıs konusunda “melina” denilen taktikle zamana oynuyor... Maçın sonucunu değiştirmek adına tek bir girişim dahi yapmadan hatta sanki de son dakikalarda skorda bir değişiklik olmasın diye orta sahada top çeviriyorlar.

Kıbrıslı Türkleri çözüm yönunde geliştirdikleri irade nedeniyle alkışlarken Kıbrıslı Rumlara da demokratik hakları doğrultusunda bir karar verdiklerini söylüyorlar.

Öyle görünüyor ki Kıbrıslı Türkler hemen uyanmaz ve olup bitenleri kavrayarak bir karşı duruş sergilemezlerse buzdolabı formülü birkaç ay içinde bizim de rızamızla “resmileştirilecek”...

Durum da bunu gösteriyor zaten. Kıbrıs gazetesindeki şu haber başlığı toplumsal uyku halimizi ne de guzel anlatır:

“AB Komisyonu'ndan KKTC'ye sıcak mesajlar : Kıbrıslı Türklerin zarar görmemesi için, gerekli bütün tedbirler alınacak”

Avrupa Birliği de Kıbrıslı Rumlar da Kıbrıslı Türklerin zarar görmemesini istiyorlar. Ancak bunu KKTC diye anılan sahte yapıya ve kuzeyde yaşayan Türkiyelilerin yardımlardan belki de Kıbrıslı Türklerden daha fazla yararlanacaklarını bilmelerine rağmen ortaya koyuyorlar. Biz ise bu iyi niyeti alıp böyle haber başlıklarına dönüştürüyoruz. “AB’den KKTC’ye sıcak mesaj” diye diye Kıbrıslı Türkleri uçuruma sürüklüyor, barış ve AB üyeliği yönünde irade geliştirmiş insanımıza da haksızlık etmiş oluyoruz.

AB, Kıbrıs ile ilgili bir melina yani top çevirme taktiği uyguluyor.

Kıbrıslı Türkler de buna uyuyor. Halbuki telaşla bu aile içinde yer almak adına gerekli adımları atmamız gerekir.

Kıbrıs’ın güneyinde olduğu kadar hatta daha fazla AB çatısı altında tartışılmakta olan olgular gündemimizi oluşturabilse ve Kıbrıslı Türkler AB ailesine ait olduklarını buraya yapacakları katkılarıyla ortaya koyabilseler, işte o zaman tüm kapılar ardına kadar açılacak... Zaten onlar bize “gelmeyin” demiyorlar. Biz “Kıbrıs Cumhuriyeti bizi temsil etmiyor” diyerek AB ile bağımızı inkar eder pozisyondayız toplum olarak. Bu nedenle AB çatısı altında yaşanan aile içi sorunlar da dahil olmak üzere (anayasa, ortak dış politika konusunda yaşanan sıkıntılar, terör tartışmaları, liderlik konusunda yaşanan sıkıntılar, vb.) her türlü gelişme Kıbrıslı Türklerin gündemine getirilmeli, Kıbrıslı Türkler AB’ndeki gündemi yakalayabilmeli ve bu ailenin gerçek bir ferdi gibi davranabilmelidirler.

Bu doğrultuda güney ile ortak çalışma alanları da yaratılmalı... Bu küçücük hedef Kıbrıslıları birleştirmek için yeter de artar bile... Ama önce niyet gerekir. O niyet de Kıbrıslı Türklerin geleceğini belirleyen güçlerde yok. Kıbrıslı Türkler de o güçlere rağmen kendi gelecekleri ile ilgili adım atma iradesini geliştirmektense Kıbrıslı Rumlara saldırmaya, ülkede bir iç çekişme ortamı yaratmaya fazlasıyla meyilli... Bu da Kıbrıs’ı bir barut fıçısı olmaktan kurtmaya değil tam aksine ABD’nin de katılımıyla iyiden iyiye bir silah deposuna dönüştürmekte. Eğer bu hareket planı bu şekliyle hayata geçirilirse Kıbrıslı Türkleri temsil ettiğini iddia edenlerden gün gelecek bu Ada hesap soracak. Bunun yaşanmaması icin kendi aramızda da işbirliğini en üst düzeye çıkarmak ve Kıbrıslı Türkler olarak birlikte hareket etmek zorundayız...

Unutmayalım. Şimdiki durumda Türkiye kazanıyor. Güneyde devleti sahiplenmiş güçler kazanıyor. AB de zaten Turkiye, Güney’deki statukocular ve İngiltere mutlu ve mesut olduğundan dolayı durumdan bir hayli memnun... Tüm bu güçlerin top çevirmek yani zamana oynamak işlerine geliyor.

Geçen zamanın Kıbrıslı Türklerin de lehine olduğu izlenimini yaratmak amacıyla “KKTC’ye sıcak mesajlar” gibi “yüzeysel” başlıklar kullanmanın bedelini kim ödeyecek?

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org