Özker Özgür

Ortaokulda anneme resim yaptırmıştım birkez. Anne yüreği işte... Tembel oğlunun karnesinde resim notu kırık olsun istemezdi herhalde. Oturup benim için yapmıştı birkaç resim. Babam kızmıştı.

Aradan yıllar geçti.

Bu kez kendi yapmam gerekeni babama yaptırdım.

Okuması hem benim için hem de hamamböcüleri okuyucuları için zevkli olacaktı, bundan emindim.

Haftasonu bilgisayarın başına oturdu ve yazmaya çalıştı.

Sonuç kısmı kalmıştı ki yemeğe çağrıldı. Yazı yarım kaldı.

Aklı zaten pazartesinde idi.

Pazartesi hastahaneye gittik.

Ameliyat olması gerektiğini öğrendik.

Hemen hastahaneye yattı ertesi gün.

Yazıyı tamamlayamadı.

Sağlığı iyidir.

İleride bir sorun çıkması olasılığını ortadan kaldırmak için doktorun tavsiyesine uyup midesindeki fıtığı ameliyat ettiriyoruz.

En kısa zamanda iyileşecek ve yazıyı tamamlayacak.

Belkide uzun bir dizi olacak bu yazı.

Yazıyı tamamlanmamış haliyle gerekli düzeltmeleri yapıp gönderebileceğimi söyleyince bu haliyle sizinle paylaşmayı uygun gördüm.

İlgiyle okuyacağınızı tahmin ederim.

Babamın haftasonu yazmaya başladığı ve son noktayı koymaya fırsat bulamadığı yazı aşağıdadır:

“Birikim Oğlum,

Bugün Haziran ayının 9’u. Annenle Ankara’dayız. Eksik olmayasın. Bizi hava limanından aldın.

Hava limanından Ankara’ya giderken, sınavların olduğu için, yerine Hamamböcüleri’ne bir yazı yazıp yazamayacağımı sordun.

Deniyorum.

Sana seslenerek geçmişi biraz irdelemek istiyorum.

Sen 22 Mart 1978 tarihinde doğdun. Dünyaya geldiğinde ben 38 yaşında idim.

Şimdi sen 23 yaşındasın ve üniversite öğreniminin son aşamasındasın. Toplum sorunlarıyla ilgileniyorsun. Düşündüklerini yazıyorsun. Yazdıklarını okuyanlar beğendiklerini söylüyorlar.

Ne yalan söyleyim, yazdıklarının beğenildiğini duydukça seviniyorum.

Ben de yazmaya aynı yaşlarda başlamıştım. Fakat o dönem benim yazdıklarım ile senin şimdi yazdıkların arasında dağlar kadar fark vardır. Senin yazdıkların çok daha oturaklı ve düzeyli. Gözlem gücün vardır. Saptamaların yerindedir. Okudukça yetkinleşecek, yetkinleştikçe daha iyi bir yazar olacaksın. Yalnız unutmaman gerekir. Yazılarının besin kaynağı halkın kendisi olsun. Halktan öğrenecek çok şeyimiz vardır. Halktan alıp halka vereceğiz. Temel yapıtlar bize yol gösterir. Temel yapıtlardan öğrendiklerimizi halkın sorunlarıyla bütünleştirebildiğimiz ölçüde insanımıza yararlı olabiliriz.

Lefkoşa’da, Dr.Vesile Vehbi’nin kliniğinde doğdun. Doktor normal bir doğum olmayacağını söylemişti. Sezariyan gerekiyordu.

22 Mart 1978 günü sabahleyin annen her zamanki soğukkanlı haliyle valizini hazırladı ve birlikte kliniğe gittik.

Kliniğe giderken Atatürk Meydanı’nından geçmemiz gerekiyordu. Alan ana-baba günüydü.

Çiftçiler traktör ve biçerdöverleriyle alanı doldurmuşlardı. Hükümet mazota zam yapmıştı. Çiftçiler de eylem yaparak fiyat artışını protesto ediyorlardı.

Seçimler yapılalı iki yıl bile olmamıştı.

Şimdi cumhurbaşkanlığı makamında bulunan Denktaş’ın kurduğu UBP, 40 milletvekilliğinden 30’unu kazanmıştı. Geriye kalan 10 milletvekilliğin 6’sını TKP, ikisini Halkçı Parti, ikisini de CTP kazanmıştı.

Atatürk Meydanı’nda eylem yapan çiftçilerin ezici çoğunluğu UBP’ye oy vermişlerdi. Aradan iki yıl geçmeden traktör ve biçerdöverleriyle eylem yapıyorlardı. Hükümeti protesto ediyorlardı.

Neden?

Kulağımıza geldiği kadarıyla UBP yöneticileri arasında çelişkiler yaşanıyormuş. Bir kısmı genel başkan ve başbakan Nejat Konuk’a karşıymış. Eylemin altında yatan neden buymuş. Anneni kliniğe bıraktım ve Atatürk Meydanı’na döndüm. Çiftçilerin eylemini izlerken aklım klinikteydi.

Büyük ablan 11, küçük ablan da 7 yaşındaydı.

Kendimi üçüncü kıza hazırlamıştım. Kliniğe döndüğümde Dr.Vesile Vehbi doğumunu müjdeledi.

Artık iki kızım, bir de oğlum vardı.

Annen iki isim önermemi istedi.

-Birikim veya Çağrı, dedim.

Annen Birikim’i yeğledi.

Sen Kıbrıs Türk Federe Devleti’ne doğdun.

1976 seçimlerinde CTP Lefkoşa ve Mağusa’dan birer milletvekilliği kazanmıştı. Mağusa’dan Naci Talat, Lefkoşa’dan da ben Meclıs’teydik.

O günün kadroları Naci’yi genel sekreterliğe beni de genel başkanlığa uygun görmüşlerdi.

Anımsayacaksın. Sen 13 yaşındayken birlikte Londra’ya gitmiştik. Naci Londra’da bir hastahanede tedavi görüyordu. Kendisini ziyaret etmiştik. Bir yıl sonra 1991 yılında öldü.

Naci Talat, 1964 yılında toplumlararası çatışmalar sürerken Türkiye’den Erenköy’ye çıkan yüksek öğrenim gençlerinden biriydi. Aynı dönemde ben de İskoçya’da öğrenimde idim. 1964 yılının Ağustos ayında ben de Türkiye üzerinden Erenköy’ye gittim. Ancak Naci Talat’la yakından tanışmamız 1968 yılına raslar. Naci Ankara’da hukuk okuyordu. Kıbrıslı öğrenciler arasında sivrilmişti. Kıbrıs’a gidiş-gelişlerinde öğrencilerin toplum sorunlarına dönük eylemleri olurdu. Ben de genç bir öğretmen olarak öğrencilerin eylemleriyle ilgilenirdim.Naci’yle o dönemde arkadaş olduk.

Naci huhuktan mezun oluncva CTP’nin kurucusu Ahmet Mithat Berberoğlu’nun yazıhanesinde staj yaptı. Staj yaparken CTP’ye girdi. Kısa süre sonra genel sekreter oldu.

Ben öğretmen olduğum için CTP’ye üye olamazdım. Üyelik formalitesi dışında ailecek CTP’liydik. Katkımızı esirgemiyorduk.

Sen doğduğunda Naci ve ben, CTP’yi hem yönetiyor hem Meclıs’te temsil ediyorduk.

Tartışırdık. Fakat iki arkadaş gibi tartışırdık. Birbirimizin eksiklerini tamamlamaya çalışırdık.

CTP 1976 yılında iki milletvekili ile yola çıktı 1994 yılında 13 milletvekili ile DP-CTP koalisyonuna ortak oldu.

Hükümete ortak olduğumuzda sen 16 yaşındaydın. Çok sıkıntılı bir döneme girmiştik. Hükümet davulunu boynumuza asmışlardı fakat davulun tokmağını vermemişlerdi. CTP’yi halkın gözünden düşürmek için her türlü engeli karşımıza dikiyorlardı. Ortağımız DP Denktaş’ın güdümündeydi. Denktaş hükümet protokolünü takmıyordu. Koalisyon protokolü üst düzey anlaşmaları çerçevesinde federal çözümü öngördüğü halde O Türkiye ile bütünleşmeyi savunuyor, toplumlararası yakınlaşmaya karşı çıkıyordu. Güdümündeki DP, Meclis’te UBP ile işbirliği yaparak federal çözümü tek seçenek olmaktan çıkardı. Koalisyon protokolünü deldi.

DP-CTP koalisyonu anlamsızlaştı.

Ben hükümetten ayrılmamız gerektiği üzerinde durmaya başladım. Ne pahasına olursa olsun hükümette kalınmasını isteyenler ağır bastı.

Şimdi bildiğin gibi CTP Meclis’te 6 milletvekili ile temsil edilmektedir ve ben üyeliğim düşürüldüğü için Yurtsever Birlik Hareketin’de, bağmsız, egemen, toprağı bütün, federal bir Kıbrıs için karınca kadarınca çalışıyorum.

Senin de yazılarında sık sık vurguladığın gibi fedeal çözümden yana olduğunu söyleyenlerin biraraya gelip halka güven verecek bir güçbirliği sağlamaları gerekir. Demokratik olmayan entegrasyoncu rejimi başka türlü geriletmek mümkün değildir.

Baban Özker”

Mektubunun devamını merakla bekliyorum baba...