Görüş, 18 Haziran 2002
Birikim Özgür
Futbol - Dünya Kupası:Avrupa Birliği
Meydanlar, sokaklar sevinçle dans eden, şarkılar söyleyen insanlarla dolu... Sadece Türkiye’de değil! FİFA 2002 Dünya Kupası’nda temsil hakkı olan ve bu turnuvada başarılı sonuçlar alabilmiş her ülkede benzer görüntüler yaşanıyor.
ABD’de ise sözkonusu turnuvada kazanılan başarılar, günlük hayatı doğrudan etkileyecek şekilde bayram sevinci yaşanmasına sebep olmuyor.
***
Futbol, hem oynaması kolay (kuralları basit) hem de ekonomik yönden aileleri sarsmayan bir oyun olduğu için tüm dünyada meraklıları fazladır.Her ailenin çocuğu tenis oynayamaz ancak futbol oynamak için gerekli ortamı hiç para harcamadan yaratmak mümkündür.
İkişer tane büyükçe taşı sokağın iki ucuna koyduğunuz vakit seyreyleyin alemi...
Pek çok oğlan çocuğu mücadeleyi, kazanma hırsını, rekabeti, dürüstlüğü, kalleşliği ve daha pek çok şeyi ilk önce o iki kale arasında bir o yana bir bu yana koştururken öğrenmedi mi?
Zaman içinde ait olma-birey olma dengesini kurmak ve örneğin Galatasaray yenildiği zaman hastalanıp yataklara düşmenin, odanın her köşesine posterler yapıştırmanın pek de anlamlı olmadığını anlamak kişisel gelişim ile mümkündür.
Herhangi bir sportif başarının ardından sokaklarda avazları çıktığı kadar bağıran, bağırırken (ya da sevinirken) de toplumsal bir uyku halini yaşama geçiren kalabalıkları pek hoş düşüncelerle izlememe hakkınız her zaman vardır.
Herşeye rağmen, futbol güzel bir oyundur. Herhangi bir sinema filmine benzetebiliriz futbolu...
Her boyutta incelenebilir, herkes, kendi dünya görüşüne ve bilgi birikimine göre futbolu yorumlayabilir.
Marksist bakış açısıyla ele alarak futbol üzerine pek çok şey yazabilir, “Futbol Afyondur” diyerek derinlemesine sosyolojik saptamalarda da bulunabilirsiniz...
***
Gelelim esas meseleye...Avrupa Birliği’ne dahil olmak isteyen Türkiye, FİFA 2002 Dünya Kupası’nda başarıyı kovalayan ülkelerden birtanesidir.
Futbol alanında, Türkiye, seyirci pozisyonundan kurtulmak istiyor. Kazanılacak başarılar sayesinde ciddiye alınan, güçlü, dikkate değer, söz sahibi bir ülke konumuna yükselmek için bu ülkenin futbolunu yönetenler canla başla çalışıyorlar.
Bir anlamda, Türkiye, “yeni dünya düzeninde biz de varız” diyebilmek adına futbol alanında ağırlığını hissetirme çabasını ortaya koyuyor.
ABD’nin böyle bir kaygısı olmadığından dolayı futbol alanındaki başarılar orada bu kadar abartılmıyor.
Türkiye için sevinelim mi üzülelim mi?
Türkiye’nin sadece futbol alanında değil, herhangi bir alanda gelişmemiş, söz sahibi bir ülke konumuna yükselememiş olmasını arzulamak, Türkiye düşmanlığı yapmak demektir.
Türkiye’yi seven her birey artık uyanmalıdır. Sadece güruh halinde sokaklarda bağırarak, bayrak sallayarak, kırmızı-beyaz tişörtler giyip Tarkan’ın Türkiye Milli Takımı için hazırladığı şarkıyı hep bir ağızdan söyleyerek bu ülkeyi çağdaş, saygın ve her bireyi gerçekten değerli insanlardan oluşan bir topluma kavuşturmak mümkün değildir.
Kültürel bir dönüşüm şarttır.
Örneğin “korku”, eğitim ortamlarından, iş ortamlarından, devlet yönetiminden tamamen dışlanmalıdır. Korkunun yerini, “güven” almalıdır.
Türkiye’de çeşitli kesimler baskı altındadır. Sadece anayasayı değiştirerek değil, kültürel anlamda insanların baskının yerine özgürlüğü doya doya yaşayabilecekleri bir ortam yaratılmalıdır. Ekonomi düzeltilmeli, fakirlik yerini zenginliğe bırakmalıdır.
Yatırım, iş, kazanç, dayanışma, bilim, teknoloji, sosyal güvenlik gibi kavramlar, toplumsal yaşamın merkezine konmalıdır.
Bunlar yapılabildiği takdirde, futbol alanında yapılmaya çalışılan veya yapılan devrim anlam kazanacaktır.
Bunları yapmanın tek yolu ise Avrupa Birliği’nin “yapın” dediklerini vakit geçirmeden hayata geçirmektir. Göz boyayarak, ayak sürüyerek, kerhen yasal değişiklikler yaparak bahsedilen kültürel dönüşüm hayata geçirilemez...
Türkiye, her alanda, “Biz de varız” diyecekse, bunun yolu Avrupa Birliği’nden geçer.
Türk insanı da, fakir, yaşam kalitesi düşük, uygarlaşamamış bir ülkede yaşamak yerine her alanda fırsat eşitliğine sahip olabileceği bir ülkeyi tercih ediyorsa artık uyanmalıdır.
İdam, Kürtçe eğitim-yayın hakkı ve Kıbrıs kısa vadedeki ödevlerdir... Futbol ile sevinirken bu ödevlerin veya sorumlulukların geçiştirildiği bir uyku hali yaratmak isteyenler varsa buna sadece ama sadece futbol alanındaki başarılarla yetinmeyen ve insanlığın geldiği bu aşamada her alanda zirveye oynamayı tercih eden Türk insanı engelleyebilir.
***
Kıbrıs’ta eğer günün birinde Kıbrıslılar’ın mutlu bir şekilde, ruh sağlıklarını kaybetmeden yaşayabilecekleri bir toplumsal yaşam kurulacaksa, Türkiye’deki çağdaşlaşma sürecini iyi izleyerek bunun zamanlaması konusunda öngörülerde bulunabileceğiz.Koskoca Yunanistan bile düşmanlık politikaları yerine AB çatısı altında Türkiye’yi doğrulara yaklaştırma politikalarını tercih ediyorsa, bir avuç Kıbrıslı Türk içerisinde toplumdan dışlanmış, Türkiye düşmanlığı üzerine politika yapan birkaç kişi ile kendi toplumumuzun çağdaşlaşma sürecini hızlandıramayız.