Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 25 Haziran 2002
Birikim Özgür

Toplumsal Bunalımı Nasıl Aşarız?

Felsefik yazılar veya sohbetler insanımızı bunaltır. Halbuki yapılan her iş, atılan hemen her adım felsefeyi de içinde barındırır.

“Neden?” sorusunun varolduğu her durum, felsefe içerir.

Örneğin, “Yüzyüze görüşme süreci neden söz verildiği halde bu ay sonunda bir sonuca vardırılmadı?” dediğimiz zaman, felsefe yapmış oluyoruz.

“Neden toplumsal bir bunalım yaşıyoruz, yurtseverlerin kaderi delilik midir?” sorusuna felsefenin de yardımı ile birlikte cevap arayalım.

Filozofların farkına varıp tanımladıkları özdeşim, nedensellik ve çelişki yasaları vardır.

Özdeşim yasasına göre, birşey; ne ise odur; başka birşey değildir.

Nedensellik yasası ise şudur: Bir nesne kendi doğasına uygun davranır. Bir nesnenin ne yapacağı, onun ne olduğu ile belirlenmiştir.

Sandalye, sandalyedir ve üzerine oturmak için vardır.

Ne kadar basit değil mi?

Filozoflar bunları açıklıyor; fazlasını değil. Bir de, bizlerden farklı olarak açıklamalarına isim de veriyorlar. Sandalyenin sandalye olduğunu ifade etmek, özdeşim yasasına uygundur. Sandalyenin üzerine oturmak için kullanıldığını söylemek de nedensellik yasası ile açıklanır.

Bu yasalara aykırı durumlarla karşılaşır mıyız?

Karşılaşırsak ne olur?

Dünyamız sarsılır!

Güneşin yarın doğmaması ihtimalini hiç düşünür müyüz? Doğmayacak olsa ne hissederiz?

Üzerine bastığımız toprağın ayağımızın altından kayacağını düşünür müyüz? Bir deprem felaketinden sonra insanların dünyaları alt üst olmuyor mu?

Böylesi bir durumda, temeller sarsılır, kaygı ortaya çıkar...

Çelişki yasası neyi açıklıyor?

Bir şey aynı zamanda hem A hem de ‘A değil’ olamaz.

Kıbrıs, aynı zamanda hem anavatan hem de yavruvatan olamaz mesela.

Bir toplum böylesine bir çelişkiye mahkum edilirse ne olur?

Deprem gibi birşey işte!

İnsanların temeli sarsılır. Kaygı ortaya çıkar. Psikolojiler alt üst olur.

***

Örneğin, anne, baba veya öğretmen, dürüstlüğün önemini anlattıktan sonra dürüst olmayan bir davranışta bulunduğu zaman da çocuğun dünyası alt üst olmaz mı?

Açık seçik düşünen genç bir nesil yetiştirmekten bahseder dururuz.

Çevresindeki öğretmenleri kaplumbağalaşmış, başını kabuğuna çekmişse, çocuklar da belirli bir düzensizlik, alt üst oluş yaşadıktan sonra onlara benzemezler mi?

***

15 Haziran 2002 tarihinde, Dr. Yağlı’nın Yenidüzen’e yaptığı değerlendirmeyi okuduk.

Kaos ortamında yaşadığımızı anlatıyor Dr. Yağlı.

Birçok yönden kaos durumunu yaşıyoruz.

Sandalyenin, sandalye işlevini görememesi gibi birşey...

Çelişki yasasına uygun düşmeyen pek çok durumla karşı karşıya kalıyoruz. Dünyamız alt üst oluyor, psikolojimiz bozuluyor.

Özellikle de yurtseverler üzerinde duruyor Dr. Yağlı.

Dr. Yağlı, şu saptamada bulunuyor: “Gerçek yurtseverler toplumun bu halini hazmedemedikleri için depresyona giriyor”.

Doğrudur. Toplumun durumu hazmedilecek gibi değildir. Akıllı adamın rahat edeceği bir ortamda yaşatılmıyoruz!

Nedensellik yasasına göre devletin varlığının sebebi, vatandaşların dünyada bir kimlik kazanmaları iken kimliksizleştirilmemizin bir aracı olarak birileri bizim adımıza devlet kurarsa dünyamız alt üst olmaz mı?

Varolan egemenlik haklarımızı kullanamayalım diye devlet kurarsak ve çelişki yasasını alt üst ederek, “Bu devlet bizim egemenliğimizdir” dersek insanımız daha ne kadar dayanır?

Bir devlet, hem egemenliğin önündeki engel hem de egemenliğin kendisi olamaz. Bu durumu felsefe kabul etmez. Çelişki yasası buna izin vermez.

Ne yapmak lazım?

Kendi kendimizi tedavi süreci, kendi kendimizi yönetebilmenin dolayısı ile de bizi temsil eden bir baş seçmenin yöntemini bulabilmekle başlayacak.

Özü sözü doğru olan, değerler ve ilkelerle ahenk içinde yaşayan ve bir duruşu olan sözcüye sahip değiliz. Hal böyle olunca da insanımızın iç dünyası da allak bullak oluyor.

Bir toplumu yöneten politikalar hurma ağacı gibi dimdik olmalıdır.

Güvenle, yavaş yavaş gelişen, çalı çırpı gibi dağılmayan bir duruşumuz olabilmelidir.

Dünya bizi anlamıyor, iyi gözle görmüyor...

Dünya, Denktaş’ın söylemlerinden ve isteklerinden dolayı Kıbrıs Türk Toplumu’na hak ettiği kimliği yakıştıramıyor, bizi dışlıyor...

Hal böyle olunca da hem kendi insanımız aklını kaybediyor, çelişkileri düşünmekten kahroluyor hem de toplumumuz bir hurma ağacı gibi emin adımlarla büyüyemiyor, çalı çırpı gibi dağınık bir izlenim veriyor.

Bunu yapmaya kimsenin hakkı yoktur!

Biraz düşünen, felsefenin kolay anlaşılırlığını kabullenen ve filozoflara kulak veren sıradan bir insan bile Denktaş’tan kurtulmanın önemini ve kazançlarını kolayca görebilir.

Bu çağdışı yönetimden toplumu kurtarmak için yola çıkmış çalı çırpı görüntüsü veren dağınık sol güçler de eminiz ki bu farkındalık düzeyindedirler. O halde, “Neden?” sorusunun cevabını verdikten sonra saptanan sorunların çözümünü kolaylaştırmanın yöntemi, “Ne yapılmalı?” sorusuna cevap aramaktır.

Doğru mücadele yönteminin en kısa zamanda hayata geçirilmesini dileriz.


Birikim Özgür|Ana Sayfa