Görüş, 26 Haziran 2003

Birikim Özgür

 

Kendi İçimizdeki Etnik Temele Dayalı Tartışmalar

Brüksel’deyiz.

EJC’nin (European Journalism Center) davetlisi olarak AB’nin başkentinde çeşitli temaslarda bulunuyoruz. AB’nin politikalarını, geleceğe yönelik çalışmalarını anlamaya çalışıyoruz. Bunun yanında sivil toplum ve etik gazetecilik üzerine de bu konular üzerinde çalışmış insanlarla sohbet etme fırsatı yakalıyoruz.

Buradan bakınca, AB’nin ne kadar büyük bir proje olduğu ve bu sürece dahil olduktan sonra bir daha dönüp arkaya bakmanın, AB ile ilgili “girsek mi girmesek mi” gibi tartışmalarla vakit kaybetmenin bir toplum için onur kırıcı olacağını daha kolay anlıyoruz.

Bu sürece dahilseniz ABD gibi dünyada sözü dinlenir bir yapı üzerinde çalışan, kısa zamanda ortak bir dış politika üzerinden yol alma kararlılığında, kısaca dünyanın geleceğine hükmetme ideali ile var gücüyle çalışan bir ailenin üyesisinizdir. Aksi takdirde, var olmakla olmamak arasında cebelleşip durmaktan başka şansınız kalmayacaktır.

Resim bu kadar net.

Kıbrıs Türk Toplumu da gelecekte bir kimlik olarak olmak veya olmamak savaşımı vermektedir. AB sürecine dahil olmanın bu noktada toplumumuza ciddi katkı sağlayacağından şüphe duymamak gerekir.

Nitekim toplumumuz da tarihsel bir karar vermiş durumdadır.

Bu kararın dünyaya ilan edilmesi için hem sağduyulu Kıbrıslılar hem de AB çatısı altında temas kurduğumuz parlamenterler ve akademisyenler aralık ayındaki seçimleri işaret ediyorlar.

Bu seçimler bizim için çok önemli...

Sonucun beklenenden farklı olmaması için her sivil toplum örgütü ve hatta birey “Acaba bu tarihi süreçte ne gibi bir somut katkıda bulunabilirim?” düşüncesiyle hareket etmeli.

AB sürecinin kazasız belasız atlatılması için toplum olarak elimizden geleni yapacağımızı düşünüyorum. Seçim sürecini tüm dünya ilgiyle gözlemleyecektir. Sulandırılmış nüfus yapımızın da bu süreçte en fazla gündeme geleceği unutulmamalı. Bu süreci her yönden hayrımıza olacak bir süreç olarak değerlendirmek ve umudumu kaybetmemek istiyorum.

İçinde yaşatıldığımız ortam özellikle sağ kesim tarafından açıktan ortaya konan, sol kesim tarafından ise içten içe beslenen en önemli sorunu erteleme gerekliliğini bizlere dayatıyor. Vizyonumuzu belirlemeden, uzun vadeli hedeflere dayandırılmamış bir politik yaklaşımla hedefe ulaşmaya çalışıyoruz. Buna ben “içgüdüsel politika” diyorum.

İçgüdülere göre gündelik ve hatta anlık yaklaşımlarla politik çıkışlar türetiyoruz gibime geliyor. Bu sakat yaklaşımla bile AB hedefine bizi yaklaşıyorsak kendimizi şanslı saymalıyız. Bu şans, bahsedilen vizyonsuzluk sorunumuzun çok fazla su yüzüne çıkmasına da engel olabiliyor. Şu veya bu şekilde 2004’te, her an, açılan “sınırlar” tamamen ortadan kalkabilir.

İşte o andan itibaren karşı çıkmanın ve ona karşı savaşmanın çok daha zor olduğu bir sınırla burun buruna geleceğiz.

Soyut etnik sınırlar...

Rum-Türk ayrımı başını alıp gidecek gibime geliyor.

Şu anda zaten etnik sınırlar dev boyutlara ulaşmıştır.

Kuzeyde ve güneyde barış yanlıları bile bu sınırları içselleştirmiş görünüyorlar.

Brüksel’de Türk-Rum gazetecilerin özellikle ilk günlerde sağlıklı iletişim kuramadıklarını gözlemlemek beni derinden etkiledi.

Rum arkadaşlar sürekli “işgalden” ve kuzeydeki idari yapının aslında var olamayacağından bahsetmeden duramıyorlar. Kıbrıslı Türkler de bunun farkındadırlar ancak zaman zaman Rum dostların iletişime kapalı bir tavırla ortak vatan beklentilerimize insan ilişkileri çerçevesinde gerekli katkıyı koyamadıkları hissediyoruz. Empati yoksunluğu sözkonusu...

Buna karşılık Kıbrıslı Türk arkadaşlar da içgüdüsel ve belki de haklı gerekçelerle tepkisel davranıyorlar. Önceliği empati kurma gerekliliğine veremiyoruz.

Etnik ayrımcılık barış yanlıları arasında da nefes alıp verebiliyor. Yurdumuzdaki en büyük sorun bana göre budur. Şartlar gereği etnik ayrımcılığın üzerine gidemiyoruz. İçgüdüsel, anlık politik yaklaşımların yurdumuza bir fayda getirmeyeceğini farketmiş olanlara çok iş düşüyor. Bir taraftan çözüm ve AB üyeliği için çalışırken diğer taraftan da içten içe kaynayan bir etnik kazanın içindeyiz. Öğretici ve teskin edici yaklaşımlar saptamalıyız.

En önemlisi de bunu yaparken toplumsal varlığımızın gözardı edilmeyeceği bir gelecek kurma çabalarından da geri durmamalıyız.

Birden fazla cephede yol gösterici olabilmek de akılcılığı ön plana çıkaran, ilkeli, prensiplerine bağlı bir çizgi ile mümkün olabilir. Duruma göre politikalar belirlemek ve güncel tepkilerle yol almaya çalışmak, barışa ve etnik ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkı koymanın önündeki en büyük engeldir.

Barış için ortaya konan çaba geçer not alırken, etnik ayrımcılığa karşı verilen mücadelenin yetersiz kalmasının altında bana göre tek bir sebep yatıyor:

Barış ve ortak vatan için mücadele verdiğini iddia eden güneydeki ve kuzeydeki partiler geleceğe birlikte bakmadılar ve bu yolu birlikte yürümediler.

Her parti kendi toplum şartlarında kendince gerekeni yaptı. Ortak bir retorik belirlenmemiştir. Politikalar, “diğer taraftaki” barış yanlıları ile birlikte saptanmıyor, birlikte savunulmuyor. Hal böyle olunca da barışı savunan bir Rum gazeteci ile Türk gazeteci ayrı telden çalabiliyorlar. Dahası, söylemleri birbirini tutmadığı için aynı şeyleri savunsalar dahi, bir kıvılcım, karşı karşıya gelmelerine yetiyor.

Bu durumu ben güneydeki ve kuzeydeki partilerimizin kırık notu olarak değerlendiriyorum. Önümüzdeki dönemde bu kırık notu geçer bir nota dönüştürmek istiyorlarsa, en kısa zamanda işi şova dönüştürmeden, yoğun bir çalışma süreciyle ortak politikalar ve ortak bir politik dil oluşturmak temel hedefiyle masanın etrafında buluşmaları gerekir.

Bir sonraki adım, belki de ortak partiler olacaktır.

Bu adımı atabilmek için öncelikle kırık notumuzu geçerli bir nota dönüştürecek toplumsal çabayı ortaya koymalıyız. Aksi takdirde Kıbrıslı Türk ve Rum insanları biraraya getirmenin mümkün olmayacağı iddia edilebilir. Kaş yapayım derken göz çıkarma yani toplumun beklenti ve ihtiyaçlarını gözlemleyememe sorunu ile karşı karşıya kalma riskimiz vardır.

Brüksel’de yaptığımız toplantılarda yaptığım gözlemler ve çıkarımlarımı paylaşmaya devam edeceğim.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org