Görüş, 5 Haziran 2001
Birikim Özgür
Örgütsüzleştirme
“Örgütsüzleştirme” kavramını Türk iyi bilir.
Avrupa ülkelerinde devlet hemen her mahalleye dernekleşmesi, örgüt kurması için sayısız imkanlar sağlamaktadır.
12 Eylül rejimi sayesinde iyice belirginleşen bir gerçek vardır. Türk insanı yıllardan beri örgütlenmeyi bir suç olarak algılayagelmiştir.
Öğrencinin biri parasını ödüyor ancak üniversiteye gelip gitmiyormuş.
Türkiye’de hemen çocuğun gelmişi geçmişi mercek altına alınır.
Acaba askerlikten kaçmak için mi kayıt yaptırmış?
Yoksa Kürt, Alevi falan mıdır?
Belki de İrtica-i faaliyetleri vardır, kim bilir?
Kesinlikle politik bir damga yer “bilinmeyen”!
“Sana ne adamın politik görüşünden! Okula gelse kendi yararına. Gelmezse peşine mi düşmek gerekiyor?”
İşte Türk mentalitesinin çarpıklığı burdadır.
Mentalite çarpık olunca uygulamanın da çarpık olmamasına imkan var mıdır?
Avrupalı, “bilinmeyen” kavramını ortadan kaldırmak için “örgütlenin” diyor.
Türk, “bilinmeyen” kavramını ortadan kaldırmak için insanlara “örgütlenmeyin” diyor.
Avrupalı neden örgütlenin diyor?
Öncelikli olarak totaliter tavrı yaklaşımı göz ardı edecek olursak, demokrasinin mükemmele ulaşabilmesi için örgütlenin diyor insanına.
Herkesin kendini bir şekilde ifade etmesi, sorunların örgütlerce sahiplenilmesi ve kocaman bir devletin küçük yapılardan hareketle kaburgasının oluşturulması....
Son derece sağlıklı bir yapılanma modeli gibi görünüyor.
Totaliter anlayış yukarıda bahsedilen demokrasi anlayışının kardeşi gibidir.
Bir anlamda, madalyonun öteki yüzüdür totaliter yönetim anlayışı...
“Örgütlenin” ki kimin ne olduğunu bilelim!
Avrupalı bunu söylüyor. Gelişmiş devletler insanını yönetebilmenin en iyi yolu olarak onlara bazı amaçlar sunar.
İnsanlar bunun pek farkında değildirler. Ev almak, araba almak....
Ne güzel amaçlar...
Bunlar bizlere sunulan hazır elbiselerdir.
Amaçlar...
Amaçlarımız sayesinde yönetiliyoruz... Totaliter bir denetime tabiyiz...
Hazır elbiseler bize hayati amaçlar olarak empoze edile dursun, sistem bizim davranışlarımızı bunlar sayesinde daha kolay anlar, önceden kestirebilir ve tabi ki bizleri denetler.
Önümüzdeki yıl kaç para harcayacaksınız?
Nerede, ne kadar süre tatil yapacaksınız?
Bunları derinlemesine irdelemek bize ne fayda sağlar?
Ancak da “Bakın ben kritik düşünebiliyorum” mesajını verirsiniz etrafınıza. Belirli durumlarda işe yaramıyor da değil hani!
Gelin görün ki bunlar üzerine kafa patlatmak pek de akıllıca gelmiyor bize.
Şu veya bu şekilde bu hayat yaşanacak. Şu veya bu sistem sayesinde bu yıl tatile çıkılacak veya önümüzdeki bir yıl boyunca nefes almaksızın çalışılacak. Bunlardan kaçamazsınız.
Esas mesele şu:
Özgürleşme adına değiştiremeyeceğiniz apaçık ortada olan bir sistemi eleştirmek mi marifet yoksa bu sistemin bilincinde olarak size sunduğu örgütlenme alternatifini iyi değerlendirebilmek mi?
Varsın devlet kendi totaliter düzenini yaşatsın. Bizi idare etsin. Bu geri plandaki senaryodur. Gözler önündeki senaryo daha gerçekçidir. Demokratik, katılımcı yönetim sayesinde vatandaş devletine kolayca ulaşabiliyor ve haklarını daha kolay kollayabiliyor.
Çarpık Türk mentalitesi Avrupa’da filizlenmiş totaliter anlayışı uygulamaya kalkınca yüzüne gözüne bulaştırır. Adamlar “alan memnun satan memnun” diyerek hem insan gibi yaşamayı hem de düzeni korumayı aynı anda başarabilirken bizimkiler “örgütlenmeyin” diyerek, baskı, tehdit, komplo teorileri ve yıldırma politikalarıyla düzeni devam ettirebileceklerini sanıyorlar.
Türkiye’de devletle vatandaş arasındaki çatışmaların altında yatan sebep budur.
***
Komşumuz Mustafa Tanıl’ın katli bizi derinden etkilemiştir. Ailesine sabır ve metanet dileriz.