Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 16 Temmuz 2002
Birikim Özgür

Görüşme Masasına Oturmak İçin...

Haziran ayında en azından güven artırıcı birtakım önlemlerin hayata geçirilebileceğini, böylece toplumumuzun biraz nefes alacağını düşünüyorduk... Belirlenen bir takvim çerçevesinde de Kıbrıs sorunu kalıcı bir çözüme kavuşturulacaktı...

Beklentiler bu yöndeydi.

Gelişmeleri birlikte yaşıyoruz.

Geçtiğimiz yılın sonlarında yüz yüze görüşmeler süreci başlarken herkeste bir iyimserlik vardı. Bazılarımız aşırı, bazılarımız da temkinli iyimserlikten yana idik.

Ne oldu?

O günlerde halka umutsuzluk aşılamakla, karamsarlıkla suçlananlar haklı çıkmadılar mı?

Bugün de tutarlı bir çizgiyle Denktaş’ın güvenilmezliğini ortaya koyanlar, yapay bir Denktaş fobisi yaratıp halkı umutsuzluğa sürüklemekle suçlanmıyorlar mı?

Sadece son bir yılda Kıbrıs sorunundaki gelişmeler incelendiğinde, yıllarca Kıbrıs’ta barış için mücadele eden kesimin kendi kendini bile temsil etmekte yaşadığı sıkıntıyı gözlemleyebilmek mümkündür.

Barış, çözüm, federasyon...

Bir gecede tüm bunlar Denktaş’ın ağzında sakız oluverdi. Yıllarca bu kavramlara sarılan sol güçlerin ensesine kocaman bir tokat indi, adeta ağızlarından lokmaları alındı.

Aynen böyle hissetmiştik.

O gün, sol güçlerin Kıbrıs’ta bir hiç olma yolunda hızla ilerlediği kanaatimiz artmış, solun biraraya gelerek ciddi, sözünü dinleten bir ağızlı yüzlü iradeye dönüşmesi gereğini biraz daha iddialı bir şekilde ifade etme gereğini duymuştuk.

Haziran geçeli çok oldu.

Türkiye’nin nefes alabilmesi için görüşme masasında oturmak gerekirdi.

Halka verilen umudu, ağızlarına yakışmasa da dillerine doladıkları kocaman kocaman sözcükleri birkaç haftada nasıl da unuttular...

Masadan kaçarak değil masada oturarak oyalama, çözümü erteleme çizgilerini aynen devam ettirdiler.

Masadan kaçarak çözümü engellerken masadan kaçmalarına gerekçe olarak öne sürdükleri ayrı egemenlik martavalını masada otururken de çözümü engelleme girişimlerinde kullanıyorlar.

Çözüm sonrası AB üyeliği gerçekleşecek, Acquis Communautaire kabul edilecek ve gelecekle ilgili kararlar artık Brüksel’de alınacak... Zaten AB olgusu gündemde olmasa bile çözümü engellemenin en güzel yolu kimsenin kabul etmeyeceği bir ayrılıkçı egemenlik masalına sarılmaktı. AB olgusunun herkesçe kabul edildiği bir ortamda bu masala daha da bir saçmalığa dönüşüyor.

Bu saçmalıklar yaşanırken sol ne yapıyor?

“Denktaş’ı değil görüşmeler sürecini destekliyoruz” diyerek sol adına umuttan payına düşeni kapmaya çalışmak bize yakışır mı?

Denktaş’ı daha tanımadık mı?

Bir ülkede muhalefete düşen görev halkı kandıran, geleceğini karartan yöneticileri alaşağı etmek değil midir?

Görüşmeler sürecini desteklemek Denktaş’ı desteklemek değil de nedir?

Niye halka çıkıp da “Biz bu adama güvenmiyoruz. Bu adam arabayı çıkmaz bir sokağa sürüyor. Gelin birlik olalım; bu adamdan kurtulalım, toplumumuzun önü açılsın” demiyoruz?

Çekindiğimiz nedir?

Oy mu kaybedeceğiz?

İcazet mi alamayacağız?

Niye halkın vereceği icazetten ötesini düşünüyoruz?

Bu mudur mücadele?

Halk için halka rağmen çözümsüzlük politikalarını uygulayanlardan alacağımız icazetle halka ne vereceğimizi sanıyoruz?

Bu mudur çağdaşlık?

KKTC’yi tanımak ve tanıtmak mıdır Kıbrıs’ın bütünleşebilmesi için yapılan mücadelenin temel taşları?

Ayıp değil mi?

Denktaş gibi işimize geldiğinde halkın çözüm umutlarını sömüren, işimize geldiğinde bir numaraları KKTC’ci kesilen, işimize geldiğinde sevgiden, saygıdan bahseden, işimize geldiğinde ise Denktaş gibi yetiştirdiğimiz değerlere Türkiye düşmanı damgası vurabilen bir zihniyetle nereye varacağız?

Ucuz politikalarla ne elde edeceğimizi zannediyoruz?

Haziran geldi geçti.

Hala bekliyoruz.

Beklemeye devam mı edeceğiz?

Yoksa sol adına bu sürece damgamızı mı vuracağız?

CTP, TKP ve YBH yöneticileri sorumluluk sahibidirler. Kıbrıs Türkü’nün kaale alınmayışının bir şekilde önüne geçmek için çare üretmeleri gerekir.

Bunu yapmak zorundalar...

Herkes bekliyor. Bütün dünya Türk tarafının büyük bir fırsatı kaçırdığını görüyor. Daha da önemlisi, Türk tarafının çağdışı, akılcılıktan uzak tutumuna rağmen halkın desteğini arkasına alarak çağdaşlığı, akılcılığı dayatacak bir muhalefetimizin olmayışına hayret ediyorlar...

Kendi insanımız dahil bütün dünya Kıbrıs’ın kuzeyinde çözümsüzlük için habire mazaret üreten bir politika anlayışını değil çözüm için iyi niyetle bastıran bir çağdaş yapı görmek istiyor. Bunu kim, nasıl başaracak?

Edilgenliğin bizi incitmesi gerekmez mi? Çözümü geciktirerek toplumun çağdaşlaşma sürecininin önünü kesenleri köşeye sıkıştıramayacaksak, sol partiler olarak nasıl çağdaşlıktan, gelişimden yana olduğumuzu iddia edebiliriz?

Herkes çağdaşlaşmayı özlüyor. Değişimin, gelişmenin önündeki engelleri görmezden gelerek çağdaşlaşmayı değil denktaşlaşmayı yaşarız...

İhanetin vasiyet olduğu yerde siyaset felakettir...

Bu topluma ihanet etmek, ucuzlaşmak kimseye yakışmaz... İyi niyetli insanımızın son umut olarak sarıldığı değerleri sömürerek, gerçekleri manipule ederek bir yere varamayız.

Görüşmeleri uzaktan izleyerek temkinli veya aşırı iyimserlik hikayeleri okumaktan vazgeçip sürece damgamızı vuracak alternatifi yaratalım. Talat’ı, Angolemli’yi ve İzcan’ı görüşme masasına göndermek için yapılması gereken nedir; bunları konuşalım...


Birikim Özgür|Ana Sayfa