Görüş, 19 Temmuz 2003

Birikim Özgür

 

Ya Demokrasi Gelecek Ya Da Demagoji ve Yalan Devam Edecek (*)

Toplumumuz son birkaç yılda pek çok şey tartıştı.
Demokrasinin gereklerinden bir tanesidir tartışmak... Tartışmalar yeterli olgunluğa ulaşınca, katılımcılığın bir gereği olarak herkesin görüşü sorulur. Demokrasiyi, demokrasi yapan da budur.
Politika ile uzaktan yakından ilgilenmeyen insanlar bile özellikle Annan planı ile ilgili kendince bir duruş geliştirdi. Hemen herkes bu konudaki düşüncelerini ifade edecek ortamı arıyor.
Aralık seçimleri işte bu yüzden büyük önem kazandı.
Bu seçim, “referandum niteliği de taşıyor”.
Halk, Annan planı hakkındaki duygu ve düşüncelerini somutlaştırmak niyetiyle aralıktaki seçimleri bekliyor...

Demokrasimiz, vitrin demokrasisidir.
Tartışan, bir birini yiyen ancak karar alamayan bir toplum olmak bize reva görülen... Böyle bir ortamda demokrasi kavgası, halka kararını ortaya koyma olanaklarını arayıp bulma kavgasıyla özdeşleşiyor... Aksi bir tavır, olmayan demokrasiyi varmış gibi gösterme çabasında olanların takınabileceği tavırdır...

“Seçim olgusu” bu şekilde değerlendirilmeli...

Bahsi geçen seçime yönelik tartışılmakta olan “tek liste” olgusu, halkın son süreçte değil son yıllarda ortaya koyduğu bir “birleşin” baskısı sonucu bugün gündemdedir.

Halk, Annan planı çerçevesinde kendi görüş ve düşüncelerini ortaya koyarken, şu veya bu partinin bu işten bir rant elde etme girişimlerinden çekiniyordu. Statükoya karşı verilen mücadele, toplumsal bir mücadeleydi ve birilerinin bunu sahiplenmeye kalkması ters tepebilirdi. Böyle bir endişe hep vardı ve her fırsatta değişik kesimlerce de açıklıkla ortaya konuyordu...

Bugünlerde sular duruldu gibi...
Sokaktaki, meydanlardaki insanlar evlerine, köşelerine çekildiler ve düşünüyorlar: “Acaba korktuğumuz başımıza mı geliyor?” derdindeler...
Bireysel olarak ben de aynı dertten muzdaripim doğrusu...

Sorguluyorum...

CTP acaba ciddi bir boşluktan mı faydalandı?
Herkes yerel seçimlerde başarı kazanan CTP’nin liderini el üstünde tuttu.

Ben şahsen, Mehmet Ali Talat’ı TV’de izlerken başarılı olması için, sözcülüğümüzü en güzel şekilde yapabilmesi için tüm yüreğimle O’nun yanındaydım.
“Bu birliktelik, yeni bir lider doğuracak ve liderimiz Mehmet Ali Talat olacak” diyordum... Karşı çıkanlarla tartıştım; ikna etmeye çalıştım.
“Önemli olan toplumsal birliktelik ve toplumsal kazanımlarımızdır” noktasından hiç şaşmamaya gayret ettim. Bu yaklaşımı benimseyip partileri ikinci plana iten pek çok yurtseverle birlikte toplumdaki ciddi boşluğun oluşmasına istemeden katkıda bulunmuşuz gibime geliyor şimdilerde...

Acaba yanlış mı yaptık? Toplumsal birlikteliği ön plana çıkarıp yerel seçimlerde en fazla oyu almış barış yanlısı partiye toz kondurmamakla, liderini liderimiz olarak görmekle bir günahın öncülüğünü mü yaptık?

Kullanıldık mı?

Talat’ı destekledik, savunduk...

O bize ne oranda sahip çıktı? Farklı kimliklere saygı duyma ve çağdaş bir toplum lideri olma yönünde gerekli adımları atabildi mi?

O, tek seçenek olarak halka CTP’yi gösteriyor şimdi...

“Sağcı olmayan” ve statükoyu benimsememiş kesimleri de “ayak bağı” olarak görüyor üstelik.

Seçimlere yönelik yaptığı “açılım”, CTP’yi tarihsel mücadelesinden uzaklaştırıyor. Sağcıların CTP kadrolarında en ön saflarda yer alabilmeleri amacına yönelik tasarlanmış ve yürürlüğe konmuş bir tarihe ihanet belgesini andırıyor yaptığı konuşmalar...

“Rumlar statükocudur” diyerek koskoca bir toplumu Denktaş gibi bir çırpıda (çifte) ENOSİS yanlısı ilan ediyor... Toplumumuz biliyor ki statüko demek, bölünmüşlük demektir. Ve yine hepimiz biliyoruz ki bazı konulara Rumlar farklı yaklaşsalar da bizim anladığımız manada statükoyu çok ama çok küçük bir kesimi savunuyor... Rumların pek azı ENOSİS yanlısı hemen hepsi de TAKSİM karşıtı iken nereden çıktı bu en olmadık zamanda, birkaç ay içinde imzaların atılması gerektiği bir dönemde yurdumuzun ortak sahiplerine, tümüne, statükocu damgası vurmak?

“Diğer statüko karşıtı güçler kardeşimizdir” diyor ancak el altından da Akıncı başta olmak üzere BDH ile ilgili çirkin bir propaganda yürütüyor...

İşin özü şu ki, Annan planı çerçevesinde gelişen olaylar, en çok CTP’yi yıpratıyor...

CTP’nin tarihi yeniden yazılıyor...

“Nasıl olsa CTP ‘örgütlüdür’ ve atılacak her adım çeşitli manipulasyon yöntemleriyle topluma kabul ettirilebilir” noktasından hareketle CTP’nin gerçek kimliğine vuruluyor da vuruluyor...

“Şartlar bunu gerektiriyor” denilerek “YA DEMOKRASİ GELECEK YA DA DEMAGOJİ VE YALAN DEVAM EDECEK” sloganıyla özdeş CTP tarihini ve CTP tarihine katkı koyanları yok sayan bir tavır takınılıyor...

Eskiye takılıp kalmak mı gerekir?

Elbette hayır... Ancak CTP’nin tarihi yazılırken içinde bulunulan şartlar bugün de tıpatıp aynı iken, Kıbrıs’ın kuzeyinde demokrasinin yerinde yeller eserken, halkın iradesini ortaya koymak hakkı gasp edilmişken iktidara gelmekten ve çok güzel işler yapabilmekten bahsetmek, CTP tarihi ile hiç ama hiç bağdaşmıyor...

Yaptıkları kurultayda CTP tarihini ışıklarla, etkileyici yöntemlerle, ballandırarak anlatmalarının altında yatan ana neden budur gibime geliyor... Anti-komünizm anlayışı üzerine inşa edilmiş TC Dışişlerine, dolayısı ile de derin devlete, “Biz eski başkanı yargılamaya bile gerek duymadan partiden attık ve yeni bir parti kurduk... Artık bizden korkmanıza gerek yok, aramızda ne Rumcu var ne de komünist...” dedikten sonra nereden çıktı bu ışıklarla tarih anlatma ve topluma şirin görünme ihtiyacı?

Bunları anlatmanın zamanı değil...
Talat’ın bunun bilincinde olup CTP tarihi ile özdeş ancak partiden koparılmış kesimleri dışlayan bir formüle sıcak bakmaması gerekirdi... Bizi bu düşünceleri ortaya dökmeye sevk etmemeliydi...

Yapılan “açılım” sayesinde belki birkaç tane daha fazla milletvekili çıkaracak bu parti... Ancak yeni bir liderin, Denktaş’ın yerini dolduracak çağdaş, güvenilir, kucaklayıcı bir liderin, bir yıldız gibi parladığı aylar olmayacak önümüzdeki dönem... Statükocuların etrafında kenetlendikleri Denktaş’a alternatif yaratamamanın ezikliğiyle gerçekleştirmeye çalışacağız “referandumu”... Akıncı ve Talat arasında seçim yapma derdinden, halk, Annan planı ile ilgili düşüncelerini sandıkta somutlaştırma hırsını ikinci plana itecek...

Her neyse... Biz sağcı değiliz... Dolayısı ile ne söylesek, ne yazsak boş... CTP’li olmayan herhangi bir solcu bu sonuca varırsa, haksız olduğu iddia edilebilir mi?

(*)Bu yazı 19 Temmuz 2003 tarihli Birleşik Kıbrıs Gazetesi’nde yayınlanmıştır…

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org