Görüş, 24 Temmuz 2001
Birikim Özgür
"Güneş Bu Kez Batı'dan Doğacak Paşam"
Sevgili zevcim (eşim) biricik Paşam efendim,
Hiç bilemiyorum bu mektup elinize geçecek mi? Siz gideli üç yıl oldu. Sizi evimizden, yuvamızdan, yurdumuzdan alıp çöllere götürdüler. Neden? Ne yapmıştınız? Suçunuz neydi, insan olmaktan başka? Siz bu vatan için çalıştınız, doğru bildiğiniz yoldan ayrılmadınız, sonuna kadar hakkı, hukuku, adaleti savundunuz. Sizi susturmak istediler, susmadınız, gerçekleri haykırdınız, sizi ne parayla satın alabildiler, ne hediyelerle, ne de nişanlar ve rütbelerle. Siz bütün aklı başında insanlara örnek oldunuz.
Hiç unutulmadınız Paşam, her yerde insanlar sizden söz ediyor, ama seslerini duyamıyorsunuz. Bu suskunluk çığlıkların haykırışların, gümbürtülerin öncesindeki bir korku sessizliği. Bu sessizlik bir gün patlayacak Paşam, hem de öyle bir patlayacak ki, yeri göğü yıkacak. Yıldız Sarayı tozdan dumandan görülmeyecek. Sonra ortalık aydınlanacak yavaş yavaş, güneş bu kez Batı’dan doğacak Paşam. O güneşin doğacağını siz müjdelemiştiniz zaten.
Sevgili efendim, biricik hocam, bana dünyayı siz tanıttınız, bana her şeyi, ama her şeyi siz öğrettiniz. Benim dünyam Bağdat’ta bir köşkün bahçesi kadardı. O bahçede çiçek bile yetişmezdi. Ben cahil bir Çerkez kızıydım, çölde kavrulup gidecektim, beni siz keşfettiniz, iyiyi kötüyü, çirkini güzeli, yanlışı doğruyu sizden öğrendim. Bana düşünmeyi öğrettiniz, olayların nedenlerini anlattınız, insanların dünyaya yön verebileceklerini deneyimlerinizle gösterdiniz. Kulaklarımda her an sizin sesiniz var. En bunalımlı günlerimde sizden güç alıyorum. Bu dünyanın yaşanmaya değer olduğunu anlıyorum.
Ama sizsiz nasıl yaşarız Paşam? Yalnız benim değil bütün ailemizin, bütün toplumumuzun size ihtiyacı var. Ne olur artık gelin. Siz gittiğinizden beri İzmir’de imbat esmiyor, güneş eskisi gibi pembe renkler içinde ufukta sulara gömülmüyor. Kuşların sesleri ve yaseminlerin kokusu duyulmaz oldu. Gelin de güneş doğsun, dünyamız aydınlansın. Bizi bırakmayın sevgili efendim, sakın bizi bırakmayın. Karamsarlığa ne olur kapılmayın, tutuşturduğunuz meşalelerin çok yakında ışıklar saçacağını düşünün sevgili Paşam. Bayrağı yetiştirdiğiniz gençler taşıyacaklar. Ama siz onların önünde olacaksınız. Umudunuzu kesmeyin sakın. Sizi örnek alan nice insanlar yetişti ve daha nice insanlar yetişecek ve açtığınız nurlu yoldan ilerleyecekler. Ama ne olur artık gelin, dayanamıyorum. Neler söylenmiyor, ne dedikodular anlatılmıyor, insanlar neler uydurmuyorlar, hiçbirine inanmıyorum ama elde değil, bozuluyorum.
Sevgili Paşam, Ali Haydar on ikisini dolduruyor, artık koca delikanlı oldu, sizi götürdükleri zaman sekizindeydi. Tek amacı size ulaşmak, sizin gibi büyük bir adam olmak, belkide öç almak; beni korkutuyor.
Vesime altı yaşında oldu, görseniz o kadar güzel ve tatlı ki, bayılacaksınız, sizin kucağınızdan hiç inmeyecek.
Mesrure dörde bastı. O sizi hiç hatırlamıyor, nasıl hatırlasın, siz gittiğinde O üç aylıktı. Çok söz dinliyor, akıllı, zeki bir çocuk. Herkes onu biraz bana benzetiyor. Naime Hanım çok yorgun ve mutsuz. Sizin ayrılışınız onu yıktı, hiç kimseyle konuşmak istemiyor, hiçbir yere çıkmıyor. Zaten dostlarımız da azaldı, bizimle görüşmekten çekindiklerini anlıyorum. Bizi tehlikeli insanlar sayıyorlar. Ne yapalım, canları isterse, bir gün biz de onlarla görüşmeyiz, değil mi efendim?
Sevgili zevcim, çamaşırlarınızın, gecelik entarinizin, fanilalarınızın arasına ufak lavanta torbaları koyup hepsini çekmecelere yerleştirdim. Tepsinizi, üstünde resminiz olan porselen kahve fincanınızı, ufak kadehlerinizi, konyağınızı da büfeye kaldırdım. Siz artık gelin de yine eskisi gibi her akşam üstü sevdiğiniz mezelerle tepsinizi hazırlayıp koltuğunuzun önüne getireyim. Her şey sizi bekliyor.
Canım kocacığım, size bir şey itiraf edeyim mi? Ama ayıplamayın beni, sizi sıcaklığınızı da çok özledim. Utanıyorum bunları yazarken, mektup başkalarının eline geçer de okurlar diye korkuyorum. Ama Allah’ın bildiğini kuldan neden saklayayım? Paşam bütün kafam, ruhum, her yanım sizi bekliyor, sizi çılgınca kucaklarım.
Gelin, gelin, gelin... Çok çabuk.
Yavrunuz Şehriban
Bu mektubu Mithat Paşa’nın ikinci eşi Şehriban, Mithat Paşa Taif’e sürgüne gönderildiği zaman O’na ulaştırmış, odasında boğularak öldürüldüğü gece yere düşen cüzdanını alıp karıştıran katillerden birisi mektubu önemsiz bulup kırıştırmadan yere atmış, cüzdanı da belki para eder diye çalmıştı.Daha sonra...
(Hıfzı Topuz’un Taif’te Ölüm adlı kitabının son üç paragrafı şöyledir:)
“Aradan yıllar geçti, 1951’de Mithat Paşa’nın kemikleri Taif’ten alınarak büyük bir törenle İstanbul’a getirildi ve Hürriyet Tepesi’ndeki şehitliğe gömüldü. Taif’ten gönderilen tabutta, ayak, kol ve omuz kemikleri, belkemiği ve kaburgalar vardı, ama kafatası yoktu.
Kafatasını Kanlı Sultan yok etmişti. Ama Mithat Paşa’nın kafasındaki özgürlük, eşitlik, adalet ve demokrasi düşüncelerini yok edememiş, onlar tüm gençliğe mal olmuştu.
1923’te kurulan cumhuriyet rejiminin temelinde de Mithat Paşa’nın Türkiye’de ilk kez ortaya attığı parlamenter demokrasi ilkeleri yer alıyordu.”
İşte böyle...
Atatürk, Mithat Paşa, III. Selim ve daha nice insanın çabalarını neticelendirdi. Laik Türkiye Cumhuriyeti gökten zembille inmedi. Atatürk ve daha nicelerine rağmen hala daha bu toplumda yobazlık geniş kitlelerce kabul görür. Aydınlar hala daha hapise atılır. Kıbrıs sözkonusu olunca şahinlerin sözü geçer.
Garantörümüz Türkiye’yi, altı yıldır içinde yaşadığımız toplumu, Atatürk’ü ve yaptıklarını daha iyi anlayabilmek adına geçmişini okumakta fayda vardır.
Peki neden Şehriban’ın mektubu?
O bir kadın... Adamı rezil değil vezir eden türden bir kadın. Zorluklara geniş bakabilen bir insan... En önemlisi, yaşadıkları tüm zorluklara rağmen kocasını seven, sayan onurlu bir kadın...
“O’nda annemi görmedim” desem yalan olur...
“Mithat Paşa’ya özenmedim” dersem de yalan olur...
Mithat Paşa’yı Şehriban’ın mektubu bir başka anlatıyor. Bu mektupta yine bir kahraman fakat saptırılmış tarih kitaplarındaki gibi değil, bir kadının anlatımıyla şekilleniyor her yönüyle kafamızda.
Bu hafta değişik bir konuyu, bir kadının mektubuyla anlatmaya çalıştık. Beğenmişsinizdir umarım.