Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 4 Temmuz 2001
Birikim Özgür

Beş Kuş

Bu haftaki yazımda bir taşla tam beş kuş vurmayı hedefliyorum.

Masamda bir dergi...

Tesadüfen elime ulaşmış, beğenerek okuduğum ve Türkiye’de ilk kez bir dergiye yazı gönderme isteğini içimde canlandıran bir dergi...

Beş kuştan bir tanesi bu derginin reklamı galiba. “4 Mevsim” ismiyle üç ayda bir çıkan derginin sahibi Bilkent Üniversitesi. Sanat, edebiyat ve kültür dergisi...

“Seçici” olmak şahane bir özelliktir insana dair... Bazende “yalnızlık” demektir seçicilik...

İşte öyle bir dönemde tanıştım “4 Mevsim” ile...

2 yıldır çalıştığım ortamda yüzeyselden öteye gidememiş içsel dialoglar hemen yandaki odaya Murat Özsoy’un taşınması ile derinleşebilmiş.

İlk tanışmamızda Murat Bey farkını hemen farkettirmesini bilmiş... Kıbrıslı olduğumuzu öğrencince tam da bizim beklentilerimiz çerçevesine oturtmuş sohbetini... Öncelikle farklılığımızı vurgulamış, ayrı bir toplum oluşumuzu benimsemiş, siyasal sorunlarımızı irdelemiş...

“Bir gazeteci öldürülmüştü geçtiğimiz yaz aylarında Kıbrıs’ta... Neydi ismi?”...

“Kutlu...”

“Ha tamam... Kutlu Adalı” diyerek tamamlıyor sözümüzü Murat Bey... İsmi biliyor da hatırlarken çok az bir yardıma ihtiyaç duyuyor...

“Çok tatlı bir adamdı” diyor... “Birlikte tatil yapmıştık biz O’nunla...”

Murat Bey irdeliyor cinayeti...

İlk kez susmak değil konuşmak... Daha çok anlatmak geliyor içimizden... Biraz cesur, birazda politik...

Zamanla politik olmaktan çıkıyor konuşmalarımız, samimiyet artıyor... Güven ortamı gelişiyor aramızda...

Her sabah odasının önünden geçerken “Günaydın” diyebilmek için başımı odasına uzatırken içimden de... “Oh be!.. Şöyle zevkle, içimden gelerek birine günaydın diyebiliyorum ya... Bu bana yeter de artar bile. Kolay mı gurbet ellerde yaşayabilmesi ‘seçici’ bir insanın!” diyorum...

Kitapları varmış Murat Bey’in... Sağolsun imzaladı verdi hemen...

Bu dergiye de yazı gönderiyormuş zaman zaman... Bir tane hediye etti bana...

Kitapları ve dergide çıkan yazıları genellikle gezi yazıları...

Elimdeki dergide de “Güney Fransa’dan Esintiler...” başlıklı bir yazısı yayımlanmış Murat Bey’in...

Marsilya, St. Tropez, Nice ve Cannes anılarını anlatıyor muhteşem uslubuyla... “Notre Dame de la Garde”ı anlatırken, “... Kilise mi, sanat galerisi mi ayırt etmek hayli güç doğrusu” diyor. Bu basit cümle bile onun dünya görüşünü, beklentilerini, kısacası kafa yapısını anlatmaya yetiyor...

Galiba Murat Bey’i anlatmak, ikinci kuşu teşkil ediyordu. O’nu tanıma fırsatı bulduğum için mutluyum...

Gelelim üçüncü ve dördüncü kuşlara...

4 Mevsim dergisini karıştırırken iki tane yazı çok ilgimi çekti.

Adeta iki tane sürpriz... Zaten bu yazıya başlarken esas amacım bu iki yazı üzerinde durmaktı...

İki yazıdan birincisi Ahmet Özer’in kaleme aldığı “Feriha Altıok’un Şiirleri: İç Dünyamızda Yolculuk” başlığıyla yayımlanmış bir güzel yapıt...

Tesadüfen elime ulaşan bir dergide Kıbrıs esintilerine rastlamak çok hoştu doğrusu...

Üstelik de öylesine bir yazı da değil... Bölünmüşlükten dem vuruyor...

Altıok’tan bahsederken, “... bölünmüş bir dünyanın çocuğu” diye tanımlıyor O’nu. “Tarih boyunca göz dikilen bir adanın ortasından dünyayı dinlerken keman sesleriyle top seslerini iç içe algılamış bir şair” Ahmet Özer’e göre Feriha Altıok...

Kıbrıs’ı çok anlattık... Defalarca... Ahmet Özer bir başka güzel anlatmış...

Diyor ki:

“Kıbrıs, ortasından geçen bir yasakla ikiye bölünmüş bir dünya. Bir yurdun çocukları Akdeniz güneşi altında dünyanın en uzak iki ülkesi gibi birbirinden habersiz yaşıyor.”

Bir yurdun iki insanı olmak...

Yazarın kurduğu cümle uzun uzun düşündürüyor insanı.

“Elini uzatsan tutacağın bir yere ancak düşlerle ulaşabiliyorsunuz”...

Tüm bu düşünceleri Altıok’un bir dizesinden hareketle oluşturuyor yazar kafasında... Paragrafı şöyle tamamlıyor yazar:

“Bu bölünmüşlüğü yüreğinde, içten içe bir hüzün bulutunu gözlerinde gezdirerek yaşayan şair, hiç kuşkusuz düşlerini bir dizeye aşılıyor:

artık yurdu ölümdür nerelre saklasam

aşk kuşunu..."

Ahmet Özer’in yazısında altını çizme gereği hissettiğim bir paragraf vardı ki, “şair”i bir başka güzel tanımlıyor...

“Şairin zamana tanıklığı çok önemlidir. Bütün belleklerden silinen acının bir dizede yansıması, kim bilir kaç zulmün önünü kesmeye yeter. Bu nedenle şairler hep karşı çıkılan kişiler olmuştur. Tarihe bir bakın şairlerin dost bilindiği kaç dönem bulursunuz? Daha doğrusu güzel bir sözün getireceği etkileşimin önünü kesmek için kim bilir kaç ordu sürülmüştür cepheye”

Nerden çıktı bu tanım diye düşünürken yazar hemen Altıok’tan bir dize ile tamamlıyor sözünü... Acıların ortasındaki umursamazlığı bir güzel yansıtan dizeler bunlar...

kanım aşikar akar her akşam

kara geceye

bu yüzden bütün infazlar kanıksanmıştır

Yazar yapıtını sonlandırırken bir dizeye takılıyor...

“ey söz hükmün mü kaldı”

Sorguluyor bu dizeyi kendince...

“Sözün hükmü değil miydi bizi ayakta tutan. Bir söze kazılan anlam değil miydi insanı diğer canlılardan ayıran. Bu dize bizi umuda mı umutsuzluğa mı götürüyor? Bu dize, sözümüzün bittiğini mi gösteriyor? Doğrusu tarihin yengiler ve yenilgiler arenası olduğu gerçeğinden hareket edersek şairin bu sözle okurunu bir sarkaç gibi umutla umutsuzluk arasında salındırdığını görürüz. Altıok bu kitabında (Ruhumsan Korkarım) anlamsızlığın içindeki anlamı, şiirsel bir söylemle yakalıyor. Şairin bir simyacı gibi bütün ömrünce aradığı da bu olsa gerek: suyun ateşini kim söndürececek”

Ahmet Özer kitabı birkaç kez okumuş. O’na göre kitabın “mısra-ı bercestesi” şudur:

hiçbir doğum yerini tutamaz bir ölü çocuğun

Yazarın son cümlelerine de katılmamak mümkün değil...

“Yaşamı bütün boyutlarıyla inceden inceye sorgulayan, bu sorgulamada kendini tanık gösteren Altıok’un dizelerini son yıllarda okuduğum en güzel şiirler arasına katıyor, şiirin dünyayı güzelleştireceğine olan umudumu bir kez daha tazeliyorum. Dileğim bu kitabın, ülkemin seçkin bir yayınevinde yeni bir basımla Türkiyeli okurlara ulaştırılmasıdır.

İnsan adına şiire sahip çıkma da bu olsa gerek.”

Bu surpriz yazılardan birincisiydi... Büyük bir zevkle, bir nefeste okunan Altıok yorumlamalarından hemen sonra en az onun kadar çarpıcı bir başka yazıya rastlıyorum.

Başlığı şöyle: “Çağdaş Kıbrıs Türk Şiirinde Barış İzleği”.

Vedat Yazıcı III. Uluslararası Kıbrıs Kongresi’nde sunduğu bildiride Kıbrıs Türk şiirinin kronolojik gelişimini özet bir şekilde anlatıyor. Bütün şairlerimiz, ait oldukları kuşaklar, şiir tarzları ve dönemlerine göre inceleniyor ve barış söylemlerine nasıl bir katkıda bulundukları anlatılıyor.

1974 sonrası Kıbrıs Türk Şiirinde yaşanılan köklü değişimi, bundan önceki gelişim sürecini bilmek, şiirimize sahip çıkma girişimlerini anlamlı kılar.

Mehmet Yaşın, Neşe Yaşın ve Hakkı Yücel bu son döneme verilen örneklerdir. “Yeni şariler şiirlerinde Kemalist ideolojiye, Türk ulusal kimliğine bağlanmak yerine Kıbrıs’ı “Anavatan” olarak öne çıkarırlar”.

Bu dönemin en akılda kalıcı şiiri ise sanırım ki Neşe Yaşın’na ait...

Yurdunu sevmeliymiş insan

Öyle diyor hep babam

Benim yurdum ikiye bölünmüş ortasından

Hangi yarısını sevmeli insan?

Kıbrıslı Türk kimliğinde birliği, bütünlüğü, parçalanmış yurt ve insan sevgisini dile getiren bu dizeler çocuk yaştan bizlerin de beynine kazınmış, bizlerde gerek sosyal yaşantımızda, gerekse yazılarımızda hep yurt bildiğimiz Kıbrıs’ın bütünlüğüne yönelik söylemler geliştirdik, mücadele alanları belirledik.

Bırakın politik arenayı, şiiri, edebiyatı bile incelediğiniz zaman “dönüşüm”, “farklılaşma” hemen gözler önüne serilmektedir.

Eğer birileri yurtseverlere “Türkiye düşmanı” diyebiliyorsa, şiiri, edebiyatı, politikayı ve hayatı ilgilendiren her alanı etkisi altına almış Kıbrıs’ın bütünlüğüne yönelik bir akıma karşı durmaya çalışıyor oluşundandır. Günümüzde de yaşanılan, eski akımlarla yenilerin birbirlerine üstün gelme kavgasıdır galiba...

Ne diyelim... Eskiler kaybetmeye, yeniler de kazanmaya mahkumdur her zaman...

Beşinci kuşu merak ediyor musunuz?

Yazının anafikri yani Kıbrıs Türk Kültürü’nün Türkiye’de Bilkent Üniversitesi’nin yayımladığı bir dergide anlatılması, yayılması... Bunun bizde yarattığı sevinci paylaşma isteği...

Kültüre sahip çıkma kısacası...

Hamamböcüleri sağolsun...


Birikim Özgür|Ana Sayfa