Görüş, 8 Temmuz 2003

Birikim Özgür

 

Ne Kadar Avrupalıyız?

Avrupa Gazetecilik Merkezi’nin davetlisi olarak 21-28 Haziran 2003 tarihleri arasında yaptığımız gezi pek çok açıdan “unutulmazlarla” doluydu...

Günde ortalama 5-6 toplantıya katılmış olsak da Brüksel ve Mastricht’i kapsayan bu organizasyonu yazı boyunca “gezi” olarak nitelendirmekten çekinmeyeceğim...

Gezdik ve gördük...

Avrupa Birliği’ni tanımak, değişik boyutlarına hakim olmak ve “Ben AB’yi biliyorum” demek her babayiğidin harcı değildir...

Buna rağmen bir haftalık gezimiz çerçevesinde yaşanan tecrübe kırıntıları sayesinde, Avrupa Birliği’nin “elle tutulabilir”, sanal olmayan, bir başka deyişle işleyen bir mekanizma olduğunu iddia etmemiz kolaylaşıyor.

Kabul; yıllardır “şartlar gereği” Avrupa Birliği üyeliğini savunduk. Bunu, AB’yi tanımadan yaptık... İçgüdülerimize güvendik belki de.

Gözümüz ülkemizdeki birleştirme-bölme kavgası dışında pek bir şey de görmediği için Avrupa Birliği projesine dahil olmak bize anlamlı geldi...

Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununda taraftı ve bizim hayallerimizin gerçekleşmesi için somut katkısını esirgemiyordu.

Kıbrıs’ın geleceğini “sınırsız” hayal eden Rumların politik girişimleri sayesinde Avrupa Birliği bizim sorunumuza el attı... Bundan gocunmamamız, bilakis AB üyeliği başvurusunu yapanlara teşekkür etmemiz gerekir.

İlk adımı kim atmış olursa olsun, “sınırsız” bir ülke hayal ediyorsak, kavga değil işbirliği kültürünü ön plana çıkarmamız gerekir.

Zaten hep geriden takip ediyoruz ülkemizin geleceğiyle ilgili gelişmeleri...

Hiç olmazsa kültürümüzle, olaylara yaklaşımlarımızla, politik argümanlarımızla birer Avrupalı gibi yaşayıp geleceğimize sahip çıkabiliriz...

Serdar Denktaş bir ucundan tutmaya çalışadursun, Kıbrıs’ın kuzeyindeki açık fikirli insanlar, ki genellikle politik örgütlenmeler tartışılacaksa “sol” bu konuda başı çekmektedir, sağduyu bağlamında günlük veya genel politikaları değerlendirerek bu kültürel dönüşümün öncülüğünü üstlenmişlerdir.

Toplumumuzda, gelecek, “çağdaş solun” olacaktır. Bundan kuşku duymuyorum.

Ülkemizde “çağdaş solu” pek az kimsenin içselleştirebildiğini iddia edebiliriz.

Eğer “farklı kimliklere saygılı birliktelikler” argümanına sahip çıkarak statüko karşıtı mücadelede “diğerlerini” dışlamayı reddeden politikalar geliştirmiyorsa bir parti; kusura bakmasınlar ben onlara “çağdışı sol” diyeceğim...

Bu Avrupalılık ve çağdaşlık bağlamındaki beklentiler, şekilci, göz boyayan yaklaşımlarla sömürülmemeli diye düşünüyorum...

Hem statükoya karşı devrim niteliğinde bir değişim kavgası vereceksiniz, hem de aynı amaçla savaşım veren başka küçük veya büyük örgütlenmelere “diğerleri” muamelesi yapacaksınız. Dahası bugünkü statükonun yerine kuracağınız yeni düzen içerisinde güneydeki örgütlenmelerle ciddi ama çok ciddi bir işbirliği sürecine girmemiz “olmazsa olmaz” şeklinde nitelendirilebilecekken, siz kalkıp “haklı veya haksız gerekçelerle” AKEL ile kavga eder bir pozisyona düşeceksiniz.

Ben kavga istemiyorum. Uzlaşma istiyorum artık...

Anlaşmazlıkların da ciddi müzakere süreçleri bağlamında ele alınmalarını ve ortadan kaldırılana kadar bunlarla ilgili kazan kaldırılmamasını diliyorum...

Çağdaş politika bana göre budur...

Hiç kimsenin politik farklılıklardan yola çıkarak bir rant elde etme derdine düşmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Avrupa Birliği’nde “uzlaşmak için tartışmak” vardır... Bu kültürü sahiplenmeliyiz...

Çağdaşmışız gibi görünüp güncel konularda popülist, basit seçim stratejisi kokan yaklaşımlarla yol almaya çalışırsak, “karşı taraf” bize “Denktaş’tan hiçbir farkınız yok” der ve haklıdır da...

***

Bir sonraki yazımda, 29-30 Haziran 2003 tarihlerinde basına yansıyan “yeşil hat” tartışmaları üzerinde duracağım. Avrupa Birliği sınırları içinde, Belçika’dan Hollanda’ya geçerken yaşanmış “sınırsızlığın” verdiği hazdan ve o an için kurulmuş hayallerden bahsedeceğim. O hayaller ki yaklaşık 3 gün sonra Türkiye’ye dönüp de Denktaş’ın sınırları öven açıklamaları sonrasında adeta kamçıya dönüşen...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org