Görüş, 9 Temmuz 2002
Birikim Özgür
Kıbrıs’ın İyi İnsanları
Geçtiğimiz hafta içinde Brecht’in bir oyunu olan “Sezuan’ın İyi İnsanı” adlı yapıtı seyretme imkanı bulduk. Brecht’in oyunu, epik tiyatroya güzel bir örnektir; yani, öğreticidir, sadece anlatımla yetinmez, izleyiciyi belirli düşüncelere yönelten bir akışı vardır.
Son yerel seçimlerden sonra ortaya çıkan karmaşık tablonun üzerine “Sezuan’ın İyi İnsanı” adlı yapıtı izlemek, oyunu bizim açımızdan daha bir zevkli kıldı.
Oyun, kendinden önce başkalarını düşünen iyi insanların bu özelliklerini takdir etmeyen bir toplum içinde yaşadıkları zorlukları müthiş güzellikte anlatıyor.
Sezuan, fakir insanların bir ekmeği bile zor buldukları tipik bir gecekondu semtidir. İnsanlar, yıllarca dua ederek beklerler. Sonunda duaları kabul olur ve Sezuan’a 3 tane tanrının yolu düşer.
Tanrılar tek bir amacı vardır: Sezuan’da gerçekten iyi bir insan bulmak! Tanrıların şansına, aradıkları özellikte tek bir insan bulurlar, o da semtin fahişesi olan Shen Te’dir. Brecht, oyununda özgeçiciliği (kendinden önce başkalarını düşünme özelliğini) irdeliyor ve belki de bizim pek de hoşumuza gitmeyecek noktalara vardırıyor irdeleyişini...
Oyun boyunca Shen Te tanrıların ona verdiği birkaç kuruşla kiraladığı dükkanında pek çok açıkgözü barındırıyor, her sabah komuşularına pirinç dağıtıyor. Ortada bir sorun vardır; Shen Te bu kadar iyiliksever veya iyi niyetli olduğu zaman dükkanı yeterince kâr sağlamıyor, işler iyi gitmiyor.
Shen Te’nin arsız, inatçı ve terbiyesiz olan diğer kişiliğini, Brecht, O’nun erkek yeğeni olarak oyuna dahil ederek Shen Te’nin oyunda hem iyiliksever hem de acımasız kişiliklerini ortaya koyuyor. Oyun boyunca da seyirci iyi ile kötünün bir karakter üzerinden değerlendirmesini yapma fırsatını yakalıyor. Bazen iyi karaktere hak veriyor, bazen de kötü karaktere... Shen Te ile birlikte seyirci de bir o yana bir bu yana gidip geliyor.
Bayan Shen Te dükkanı yönetirken çevredeki hazıryeyiciler gayet memnun iken, erkek yeğen devreye girdiği zaman çalışmadan, üretmeden, yan gelip yatarak gününü gün eden ve Shen Te’nin sırtından, O’nun iyi niyetini istismar ederek, yaşayıp giden kalabalık huzursuz ve kızgın olma özelliklerini gösteriyor.
Oyun absürd bir şekilde sona eriyor.
Shen Te bir taraftan tanrıların O’ndan beklediği şekilde iyi insan olma özelliklerini korumaya çalışırken, diğer taraftan da yaşadığı aşk sonrası bir bebeği olacağını öğrendikten sonra dükkanının kâr edebilmesi ve çocuğunun gelecekte iyi yaşayabilmesi için diğer kişilik özelliklerine de bürünmek durumunda kalıyor.
İyi insan olmaya izin vermeyen bir toplum içinde iyi olma mevzusunu oyun bu şekilde çok güzel işliyor. Shen Te, kaba, acımasızlıklık özelliklerini sergileyen kişiliği ile varolabiliyor. Fakir, ihtiyaçlı insanlardan oluşan bir toplumda bencil istekler O’nun iyiliğinden çok şeyler götürüyor.
Böylesi bir trajediyi kabul edip rahatlamak mı doğru olan? Yoksa, bunun yerine toplumu değiştirmek için bir mücadeleye mi girişmeliyiz?
Oyun bittikten sonra izleyicilerin kafalarında karar vermeleri gereken ciddi sorular oluşuyor.
Yerel seçimlerden sonra kafalarda bunlara benzer sorular oluşmadı mı? YBH varolmayı, gelişmeyi reddetti, meydanı sağcılara bıraktı, öte taraftan CTP seçimi kazanmak adına kendince gerekenleri yaptı.
Bir bakış açısına göre kabaca bakıldığı zaman bir tarafta trajediyi kabullenen ve kendini toplumdan soyutlayan, diğer tarafta da mücadeleyi seçen iki sol parti var.
Bir bakış açısına göre ise bir tarafta Kıbrıs Türkü’nün kendi kendini yönetme ihtiyacını ortadan kaldıran rejimle ilgili olarak duyarlılık sergileyen bir YBH, diğer tarafta da rejim konusunda üç maymunu oynamayı tercih eden (görmedim, duymadım, konuşmam tavrı takınan) yani esas mesele üzerinde duyarsızlık sergileyen bir CTP var.
İnsanın kafası karışıyor doğrusu...
Öyle görünüyor ki, doğru olan, mücadeleden vazgeçmeden, aynı zamanda da neye karşı kimin adına mücadele verdiğimizi politik ilişkiler düzeyinde açıkça ortaya koymaktır. Aksi takdirde çelişkilerimiz bizi yönetmeye devam edecektir ki bu sol adına ümit edilen, son seçimden sonra heveslenilen atılımın önündeki en büyük engellerden bir tanesidir.