Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 23 Agustos 2001
Birikim Özgür

Elmanın Diğer Yarısının Elma Üzerindeki Ortak Egemenliği

17 Ağustos tarihli ‘Yeraltı Notları’nı zevkle okuduk. Doğrusu feminist çıkışlar, karşı cinsten birisi olarak hep tarafımızca dikkate değer bulunmuştur. Nedir beğenmedikleri? Ne için başkaldırıyorlar?

Yazılarımızda hep “insanlığın mücadelesi”nden bahsederiz. Kadın da “insan” olduğuna göre kadının mücadelesi daha genel bir perspektifle insanlığın mücadelesidir, başarıya ulaşabilmesi için her “insan” katkıda bulunmak durumundadır.

Binlerce yıllık kemikleşmiş bir sistem... Son yüzyılda kemikleşmiş sisteme bir başkaldırı... İyice araştırsak, ‘başkaldırı’ demeyiz belki, ‘kıran kırana bir mücadele’ deriz. Mücadelenin hedefi de o kadar saf ki...

Tek istedikleri huzur... Dertleri, kadının çıkarlarının gözetilmesi... “Erkekler bizden üstün değiller” diyorlar...

Binlerce yıla dayanandırılmış bir sisteme rağmen rağmen yüzyılda birşeyi başarmışlar. Akılcılık yolunu seçen her kadın ve erkek artık “iki cins var” diyor... “Birbirinden farklı ama haklarda ve ödevlerde birbirine eşit iki cins”...

Mücadeleci kadının saflığının tasdik edilmesini mi istediniz?

Alın size en güzel cevap... Kadınlar son yüzyıldır sadece erkek egemen sisteme karşı mücadele etmiyorlar. Haklarını ararken ikinci cephede de varlar... Sosyal ve siyasal büyük kurtuluş ve devrim hareketlerinde kadınların etkinliği yadsınabilir mi? Kısacası, kendileri için savaşırken aynı zamanda en büyük cephedede hep önde oldular. Bu nedenle, bir erkek gözüyle, kadınlar bize göre saftırlar...

Niyetleri, “üzüm yemek değil bağcıyı dövmek” olarak algılanamaz sırf bu nedenden dolayı. Belkide birçokları için feminist hareketler “saçma” olarak nitelendirilesi şeylerdir bugün için. Bugünü yaşayanlar, kadının eğitim hakkını nasıl söke söke kazandığını bilemezler. Dün liselere devam etmesi hayal bile edilemezken kadının, bugün ne mutlu ki en azından Kıbrıs’ta, lise bahçeleri bir başka güzeldir tenefüslerde kızlı erkekli yürüyüş yapan, sohbet eden arkadaş gruplarıyla.

Eğitim hakkını kazanmış kadının bu kulvardaki mücadelesi bitmiş midir?

Maalesef...

Erkek egemen sistemde kadın, gözü kara bir biçimde “okuyabilmekten yana” tavırını ortaya koyarken, hala daha birçok engelle karşılaşmaktadır. Bugün birçok erkek, eğitimli olsa dahi, eşinin yüksek lisans veya doktora planlarına karşı çıkabilmektedir. Bu gerçeklik ortadayken kadının “eğitim” alanındaki mücadelesi bitti denilebilir mi?

Eşine akademik kariyeri sözkonusu olduğu zaman “Sonuna kadar yanındayım, en büyük destekçin olacağım” diyen kocalar da vardır... Onların desteği olmadan bu mücadelenin ne anlamı kalır? “Feministim” diyenlerin “erkek düşmanlığı” yapmalarının da kendi mücadelelerine en büyük darbeyi yine kendilerinin vurduklarının işareti olmaz mı?

İkinci mücadele alanı nedir kadının?

Oy kullanma, seçme ve seçilme hakkı...

Kadının oy verme hakkını elde etmesi de mücadele ürünüdür.

Bugün eğer birçok ülkede seçilme hakkını tam olarak kullanamıyorsa kadın, hala daha mücadele sonlanmamıştır demektir...

Daha başka üzerinde düşünüldüğü zaman sonlanmaması gerektiğini anladığımız mücadele alanları var mı?

Var!

Geçtiğimiz günlerde Radikal gazetesinde bir habere rastlamıştık...

“Güney Afrika'da her 26 saniyede bir kadın tecavüze uğruyor...” diyordu haber…Güney Afrika’da kadın korunmasız... Kadın mücadele etmeden, tecavüzcülerin en ciddi cezalara çarptırılmalarını sağlayamadan rahat durabilir mi?

Kadın mücadele ederken, akılcılığı ve insanlığı kendine yol haritası yapmış erkek kesimlerin de destiğini tabi ki alacaktır.

Okuduğumuz bu haber kadının bedeniyle ilgili konularda da mücadelesinin devam etmesi gerektiğini göstermiyor mu?

Ama nasıl bir mücadele?

Sapla samanı karıştırmadan....

Şimdi...

“Tecavüz” ne demek?

Eğer bir eve tecavüz edilmişse, o eve zorla girilmiştir...

Eğer bir kadına tecavüz edilmişse, o kadına zorla sahip olunmuştur...

Bir tarafta ev, diğer tarafta kadın... Güzel türkçemiz tecavüz kelimesini ev için de kadın için de kullanabilmemize olanak sağlıyor. Türkçenin sağladığı bu olanak bizi başka bir düşünceye yönlendiriyor...

Bu tecavüz fiili acaba insanların bir “mal”a hak etmediği halde kendisininmiş gibi davranmasını, kendisininmiş gibi kullanmasını, hukuksal hiçbir zemini yokken o “mal”a yönelmesini ve “zorla” sahip olmasını mı anlatır?

Eğer öyleyse yandık...

Kadınların daha çok mücadele etmeleri gerekecek...

Hukuk sistemi bile onlara “mal” gözüyle bakabiliyor hala...

Halbuki 1968...

Sağdan soldan okuduklarımızdan yola çıkarak diyebiliriz ki...

Bir dönüm noktasıydı...

1968 yılında “başkaları gibi insan” olma mücadelesinde perde kapanmış, yeni bir perde açılmıştı... “Kadın kalarak eşit olma”...

Bazı kültürlerde bu geçişi yaşamak henüz mümkün olmamışa benzer...

Maalesef kadın hala daha “mal”dır.

İşin kötüsü nedir bilir misiniz?

Her mücadele alanında yaşanan asimilasyon bu alanda da kendini hissettirmektedir...

Kadın kalarak eşit olmak çoğu kültürde hala daha hayaldir...

Bırakın dost sohbetlerinde serbestçe kadının eşit haklara sahip olduğu hatta bazı konularda erkeklerden üstün olduğu şeklindeki söylemleri bir tarafa.

Depolitizasyonun en büyük götürüsü nedir bilir misiniz?

Büyük çerçeveyi görememek....

Fili hayalinde canlandıramamak...

Depolitize edilmiş, büyük çerçeveyi görmesi engellenen kadınlarda maalesef laf kalabalığı yapabilmeyi büyük bir “güç gösterisi” olarak görebiliyorlar...

Gelin görün ki...

Kendilerine “mal” gözüyle bakan erkek egemen sistemin içinde kalarak bunu yapıyorlar...

Nasıl söylesek?

Hani bazı partilerimiz vardır ya... Rejimin tanımını yapmadan muhalefetçilik oyunu oynarlar...

Onlar gibi işte...

Bekaret konusu örneğin...

Erkek alacağı malın “temiz” olmasını ister. Kullanılmamış...

“Nasıl ki manava gittiğim zaman çürük domastes seçmiyorum, evleneceğim zaman da çürük mal seçmek istemem” şeklinde bir mantık yürütülüyor...

Erkeği kimse suçlamasın!.. Sistem bir bütündür ve sistemi değiştirmek için diğerlerinin de yardımıyla esas madur olanlar sesini yükseltmeli ve eylem yapabilmelidir. Bir anlamda “mal” olarak algılanışlarına kadınlar tepkileriyle karşı çıkmalıdırlar.

Bayanlar sakın bizi yanlış anlamasınlar... Bu konular daha çok kişiseldir... Kişinin seçimlerine sonsuz saygı duymak da gerekir. “Eylem yapın” derken, bekaret olgusunu öldürmek için kişisel seçimlerinizden vazgeçin de demek istemiyoruz.

Yinede bilin... En azından bilin... Biz erkekler...

Sizleri birer “mal” olarak gördüğümüz için...

Manavdan çürük domates almak istemediğimiz için...

“Bekaret” olgusunu yaşatıyoruz...

Bunun farkında olun... O kadar...

Toplumların gelişimi oranında erkek egemen sistemin empoze ettiği kadını küçülten tabular, kavramlar ve anlayışlar azalacaktır mutlaka...

Kadın neden dövülür?

Saydık işte... O bir “mal”dır... Tabular, anlayışlar biz erkeklere kadını dövebilme hakkını da beraberinde getirir...

İnsan köpeğini nasıl eğitir?

Evde birşey kırmışsa köpek, evde yapmaması gereken birşey yapmışsa...

Köpek çekiştire çekiştire suç mahaline götürülür...

Kafası zorla eğilir... Sırf işlediği suç sonrası yarattığı pisliğin kokusunu alsın diye...

Bir güzel tokat yer sonra köpek...

Kokusunu aldığı şeyin, yaptığının bir suç olduğunu anlayabilmesi için...

Köpek acıyla bağırır... Elinizden kurtulup kaçamamışsa bir tokat daha yer... Bu kez daha acı bağırır.

Bir köpek işte böyle eğitilir.

Yüzyıllardır kadınların maruz kaldığı şiddet olayları, köpeklerin eğitimi esnasında yaşanan şiddetten çok daha fazladır.

Üzülerek yazıyoruz bu cümleyi: “Kadınlar, dünya çapında bir şiddetin sultasındalar”...

Şiddet daha çok ailede başlıyor... Bütün dünyada bu böyle...

Çalışma yerlerinde de bazı ülkelerde kadınlar şiddete maruz kalıyorlar...

Bölgesine, kültürüne göre kadının maruz kaldığı şiddet şekilleri de yok değildir... Otantik şiddet yöntemleri...

Bir kitapta okumuştuk, Afrika’da kadın sünneti ve cinsel organın dudaklarını dikme yüzünden her yıl 130 milyona yakın kadın ölüyor. Her gün 2 bin genç kız bu uygulamalara tabi tutulurlar... Şiddet, bedensel ve psikolojik sağlıkları olumsuz etkiliyor, cinsel yaşamları için de vahim sonuçlar doğuruyor.

Tüm bu iğrençliklere rağmen birtürlü kadının mücadelesi tam olarak başarıya ulaşamıyor. Bazı yapıcı adımlar atılıyor olsa da... Tüm dünyada kadının ezgisi devam ediyor. Radikal değişim şarttır. Kadını başka türlü korumak mümkün olmayacaktır bize göre. Özel yaşamda erkeklerle zamanı yeniden paylaşmalı kadınlar... Eşitlikçi, demokratik ev ortamları yaratılmalı dünyanın her yerinde...

Kamu alanında kadının önü açılmalı, sorumluluk yüklenmeli kadınlara...

Sorumluluk yüklendikçe yüzyıllardır kadının eksik kalmış yönleri de gelişecektir. Bundan toplumlar kazanacaktır, insanlık mücadelesi kazanacaktır.

***

Son olarak, Simone De Beauvoir’den, O’nun bir eserinden bahsedeceğiz.

Eminim duymuşsunuzdur...

İkinci Cins...

Beauvoir, “Kadın olarak doğulmaz, kadın olunur” demişti bu eserinde.

Sözkonusu eserin kadınların mücadelesine katkısı büyüktür.

Kadınları, onların geri plana itilişlerini anlatır Simone De Beauvoir eserinde...

Bu konularda kendini “eksik” hissedenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap...

Bildiğimiz kadarı ile Beauvoir, Sartre’nin yaşam arkadaşıydı. Genç yaşında ailesinin dayattığı sert, katı kalıplara karşı çıktı, 14 yaşında dinini terk etti...

Kitabına gelince...

Kadının itilişi, onun doğasından değil, tarihten ileri gelir...

Tarih boyunca dinler, boş inançlar, ideolojiler, edebiyatlar yarattıkları kadın imgeleriyle bu itilişi körüklerler...

İşte bunlardan hareketle Beauvoir kadınların deneyimlerini, şanssızlıklarını ve şanslarını, kaçışlarını ve gerçekleştirdiklerini ortaya koyar...

Kadın doğası kavramına karşı çıkar yazar kitabında...

“Cinsler arasındaki farklılıklar toplumların yarattığı gerçekliklerdir, doğadan gelmezler” der... İşte buna dayandırarak Beauvoir İkinci Cins isimli kitabının ana felsefesini ortaya koyar: “kadın olarak doğulmaz, kadın olunur!”...

“Yabancılaşma” üzerinde duruluyor, kadının kendisini takip eden bu olguya dikkat etmesi gerektiğine parmak basılıyor İkinci Cins’te... “Yabancılaşma” tehlikesine karşı mücadele etmenin önemi vurgulanıyor.

***

Görüldüğü üzere kadının mücadelesi aslında insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikelere karşı durmak anlamına da geliyor...

Simone De Beauvoir gibilerini de okumak lazım, herşeyden önemlisi günlük yaşantılarda kadına değersizmiş hissini yaşatmamak, onu el üstünde tutmak, hislerini önemsemek de lazım...

Toplumumuzda kadının mücadelesiyle toplumsal kurtuluşu özdeşleştirebilenlerin düşünce, fikir özgürlüğü mücadelesine destek olabilmek gerekir... Kadınıyla, erkeğiyle, “Kuru gürültüye pabuç bırakmayacağız” mı demeliyiz?

Birde bizimkisi gibi ülkelerde mesele daha çok kadının değil toplumların “yabancılaşma” veya “yabancılaştırılma” hadisesine dur diyebilmekten başka birşey değil aslında...

Bu duygu ve düşüncelerle, bir erkek şunu diyebilmeli: “İnsanlığın mücadelesinden yana tavır koymuşsam, yıllardır ezilegelen kadının mücadelesinde en ön saflarda olabilmeliyim. Kişisel bütünlük adına elmanın diğer yarısının elma üzerindeki ortak egemenliğini görebilmeliyim”...


Birikim Özgür|Ana Sayfa