Görüş, 31 Ağustos 2004 Birikim Özgür | ||
"Terörle mücadele" Omorfo’daki 16. yüzyıla ait ikon müzesine yapılan saldırının, “terör eylemi” şeklinde nitelendirilmiş olması dikkat çekici değil midir?Bunun ayakları yere basan bir tanımlama olup olmadığını irdelemek gerekiyor... Bu bağlamda, söz konusu tanımlamanın gereklerinin ne oranda yerine getirilebildiği üzerinde de durulmalı.
Devlet terörü mü?
AB çatısı altında, terör kavramının, devlet dışından ve doğrudan demokratik değerleri hedef alan eylemler için kullanıla geldiği hesaba katılırsa, Kıbrıs’ın kuzeyinde hayatımızın bir parçasına dönüşen bombalama eylemlerinin bilinen anlamıyla “terör eylemi” olup olmadığı da tartışılmalıdır. Bahsi geçen eylemlerin tamamen “devlet dışındaki” birtakım odaklar tarafından hayata geçirildiğini iddia edebilmesi için insanda “utanma” denen duygunun hiç olmaması gerekiyor... “Devlet terörü” tanımlaması ise Kıbrıs şartlarında hassas dengelere zarar vereceğinden pek kullanılamıyor. Ancak ortaya konan yaklaşımların gerçekleri ters-yüz edercesine sırıtması, aslında tek bir amaca hizmet ediyor; o da demokrasi kavramının içinin boşaltılmasından başka bir şey değil... Her şeye rağmen Kıbrıs’ın kuzeyinde siyasilerce de benimsenmiş “terör eylemi” tanımını ve bu bağlamda son bombalama eylemiyle ilgili açıklamaları etraflıca irdelemekte büyük fayda vardır...
Açıklamalar ve “getirileri”...
Saldırının ardından, “çağdaş ve güvenli devlet imajına” verilen zarar, özellikle Sn. Talat tarafından çokça eleştirildi. Kıbrıs’ın kuzeyinde demokratik değerleri önemseyen bir toplumun varlığından hareketle, bu topluma yıllarca kan kusturmuş ve bugün de bahsi geçen saldırının yegane sorumlusu sayılabilecek devlet destekli odaklar hiç yokmuş ya da “baldırı çıplak” şeklinde nitelendirilecek kadar “küçücükmüş” gibi de bir hava yaratılmaya çalışıldı. Sn. Talat böylesi bir tutum izlerken, kendi partisinin Genel Sekreteri Sn. Soyer de yaptığı açıklamalarla “terör eylemini” destekler nitelikle yaklaşımlar sergileyen “statükoculara” yüklenmeyi tercih etti. Bir anlamda onlara hadlerini bildirdi! Sonuçta ne oldu? Faillerin yakalanabilmesi ve Kıbrıs’ın kuzeyinde “terörün” son bulabilmesi adına ne gibi adımlar atıldı? Kıbrıs’ın kuzeyinde bu saldırı ve sonrasındaki “cesur” açıklamaların ardından insanımızın statükodan duydukları rahatsızlık bağlamında homurdanmaları azalmadı; aksine arttı... Ayios Mamas Kilisesi’ne yapılan saldırı, bir yönüyle Kıbrıslı Türklerin “uyanmasına” da yardımcı oldu galiba. Malum “tahrik” sonrasında Kıbrıs’ın kuzeyinde siyasi yapının yeniden ele alınması gereği toplum gündemine yerleşmiş oldu. Bu sayede de referandum sonrasında “değişim” namına neler yaşandığının ya da yaşanamadığın tartışılması fırsatı doğdu. Dünyaya bağlanmaya “evet” dediğimizin unutulduğu, AB üyeliğine tam destek belirttiğimizin kelime oyunlarıyla üstünün örtüldüğü ayların ardından, yine o eski klişe ve bir o kadar da içi boş söylemlerle “statüko karşıtlığına devam ediyoruz hala”... Doğrudan Denktaş ve Eroğlu’nun konu ile ilgili beyanatlarından hareketle “cesur” ve aslında AB nosyonundan yoksun yani “kaba”, üstelik de saman alevi gibi parlayıp sönecek yani unutulacak açıklamalar yapılarak Kıbrıslı Türklerin ağzına bir parmak bal çalındı malum “terör” eyleminin ardından... Denktaş ve Eroğlu, teröre mazeret üretmekle suçlandı! Bu yöntemle statükoculara gözdağı verilerek meydanın onlara bırakılmayacağı mesajı verildi... Halbuki Kıbrıslı Türklerin statükodan anladıkları, tam da bu kısır ve isteyenin istediğini söyleyebildiği ama aslında hiç bir söylenenin icraata dönüşemediği düzenin ta kendisiydi... Gelinen aşamada Kıbrıslı Türk ilerici politikacılardan ya da sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden beklenen “edebiyat” yapmaları değil. Onlardan, yapıcı yaklaşımlarla, 40 kez söyledikleri zaman hayata geçirilmiş olacağını zannettikleri “değişim” kavramının gereklerini yerine getirmelerini bekliyoruz artık!.. Söz konusu “terör” eyleminin ardından, uzun süre “büyük ustalıkla” devam ettirilen “Aman Denktaş’a cevap vermeyelim de kendini bir şey sanıp havalara girmesin” bilgiçliği, yerini “Aman Denktaş’a en sert cevabı verelim de meydanı boş sanmasın” şahinliğine dönüşüverdi. Bir kez daha anladık ki Kıbrıs’ın kuzeyinde “ilerici” siyasilerin değişim yönünde adım atma bağlamında yapılabilecekleri gerçekten de sınırlı. Ya “statükoyu” görmezden gelip onun varlığını mümkün olduğunca halka yansıtmamaya çalışıyorlar, ya da halkın o varlıktan rahatsızlık duyduğu dönemlerde avazlarının çıktığı kadar bağırıp statükoya “muhalefet” ettikleri imajını yaratıyorlar. Değişim ya da gelişmenin, özünde liberal yaklaşımların yer aldığı politik manevralarla gerçekleştirilebileceği anlayışı hakim çözüm yanlısı güçler arasında. Bu anlayış da maalesef Kıbrıs’ın güneyiyle sağlıklı ilişkiler kurmamızın önündeki en büyük engeli teşkil etmekte...
Bugüne kadar ortaya konan siyaset...
Bugüne kadar ortaya konan siyaset çerçevesinde gerçek bir çözüme ulaşmamızı kolaylaştıracak olumlu bir “iş” yapıldığından bahsetmek mümkün müdür? Galiba toplumsal yaşamımıza damgasını vuran tek “değişim”, Türkiye’deki güç odaklarına “peki efendim” diyebilme noktasında midelerde yaşanan “gelişmedir”. Midemiz bunu geçmişte kaldıramazken şimdi bunu Sn. Eroğlu’ndan daha iyi yapabildiğimizi de ispatlarcasına üst düzeyde açılımlar yapıyoruz... Kıbrıslı Türklerin değişim beklentilerini ne oranda karşılayabiliyor bu siyasi yaklaşımlar? Çözüm yanlısı güçler arasında söz sahibi odaklarının örneğin “terörle mücadele” bağlamında AB ile aynı yolu yürüyememelerine rağmen sırf Türkiye’de AKP hükümetinin güvenini kazanabildiler diye kendilerini “değişimci” ya da “yenilikçi” diye yutturmaya çalışmaları ne kadar ahlakidir? Nerede yenilik? Hani dünyayla ve AB ile aynı dili konuşma prensibi? Tüm bunların yerinde yeller esiyor... “Yenilikçilik” ve “değişim” gibi süslü kelimeler galiba daha çok halkı cezp etmek ve kalplerini-oylarını -kazanmak için kullanılıyor...
AB çatısı altında terörle mücadele anlayışı
Avrupa Birliği’nin terörle mücadele anlayışı ne oranda adapte edilebiliyor mesela Kıbrıs’ın kuzeyine? Özellikle de şu “sıcak” günlerde... Denktaş ve Eroğlu’nun demeçlerine dayandırarak “terör” eylemlerini kınamak ve bu yöntemle “siyasi rakiplere” göz dağı vermek, terör odakları hakkında en ufak bir irdelemede bulunmadan Avrupa’da uygulanmakta olan terör mücadelesine katkı koymaktan çok uzak bir imaj çizmek, doğrusu “statükoyu yerle bir etmiş” yenilikçi siyasilere pek yakışmıyor! Avrupa’da terörle mücadele, kolektif bir anlayışla yürütülüyor. Avrupa Birliği’nin terörle mücadele anlayışının en temel ilkesi, “kolektif mukabelenin” önemine vurgu yapmakta... Kıbrıslı Türklerin “yenilikçi” siyasileri ne oranda Avrupa Birliği çatısı altında teröre karşı yürütülmekte olan çalışmaların bir ucundan tutmayı düşünüyorlar? Yoksa bu da mı “Dünyaya evet; Güneye hayır” anlayışına takılıp kalmakta?
Bölgedeki tüm AB üyeleriyle işbirliğinin önemi...
Avrupa Birliği, burnumuzun dibine kadar gelmiş bulunuyor... Hatta bir görüşe göre Kıbrıslı Türkler de artık AB’nin bir parçası sayılabilir... Terörle mücadele alanında Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan gibi bölgede sözü geçen AB ile ilişki içinde olan ve güçlü yönetimlerle işbirliği çabalarını sonuna kadar sürdürmek durumunda değil mi “çözüm yanlısı” Kıbrıslı Türkler? Bu kararlılığı ortaya koymadan kendi başımıza salt Eroğlu ve Denktaş’a yüklenerek bu işin üstesinden gelebileceğimizi sanıyorsak çok yanılıyoruz... AB’ndeki terörle mücadele anlayışı çerçevesinde Kıbrıs’ın kuzeyinde patlayan bombaların faillerini bulup cezalandırma noktasında komşu ülkelerle iş ve güç birliği yapmadan, onların gerek istihbarat alanındaki desteğini gerekse siyasi desteğini sağlamadan, “terör” mücadelesi verebileceğimizi sanıyorsak yanılıyoruz... Eğer bugünküne benzer “ne kokar ne tüter” bir terörle mücadele anlayışının doğruluğundan şüphemiz yoksa, o zaman Kıbrıslı Türklerin duygularıyla oynamayı bir tarafı bırakıp AB ile aynı yolu yürüdüğümüzden, AB üyeliğini Rumlardan daha çok hak ettiğimizden falan bahsetmeyelim artık. Kendi kendimizi dünya nazarında komik duruma düşürmeyelim... Sonra bize de “baldırı çıplak” derler de başımızdan aşağı kaynar sular dökülür...
Bu yazı, Birleşik Kıbrıs Gazetesi, Hamamböcüleri.Org İnternet sitesi (www.hamamboculeri.org) ve Kıbrıs Postası İnternet sitesinde (www.kibrispostasi.com) yayınlanmaktadır...
copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||