Görüş, 10 Eylul 2002
Birikim Özgür
Karın Ağrısı
Farkındayız; son birkaç haftadır kişileri ön plana çıkaran yazılar yayınlıyoruz. Kişilerin polemiklerini herkesin kendi süzgecinden geçirerek kendine göre sol mücadelenin nasıl bir yapıda olması gerektiğine dair, vizyonun ve misyonun nasıl oluşturulabileceği konusunda fikirler üretebilmesini isteriz. Bunu da ancak ve ancak günahları ve sevapları gözden geçirerek başarabiliriz. Biz, kendimizce bunu yapma gayretindeyiz. Bu işlere yıllarını vermiş insanların yazdıkları, söyledikleri değerlendirilmeli ve sağlıklı bir şekilde geleceğe taşınmalıdır. İşin özü şudur: Gelecek nesiller bir bayrak taşıyacaktır. Bu bayrağın bizlere teslim ediliş sürecini, bayrağı taşıyanların yorumlarını değerlendirerek anlayabiliriz. Bu hafta da aynısını yapacağız.
***
Geçtiğimiz hafta içinde YBH’da yaşanan çalkantıların da etkisiyle sol cenahta taşlar yerinden oynamıştır. Mutlaktır ki bu devinim içinde sol, geçmişi de hatırlayarak geleceğe en güçlü şekilde yönelmenin yollarını arayacaktır. Kendi içinde kavgalara tutuşan sol, “karnı ağrıyan insana” benzer. Karnı ağrıyan bir insan, önündeki pilava bakamaz. Bu noktada bireylerin veya örgütlerin takındıkları tavırları iyi değerlendirmek, kimin ne yapmaya çalıştığını anlayabilmek gerekir. Bu yazıda, geçtiğimiz hafta içinde Kıbrıs Gazetesi Köşe Yazarı Sn. Hasan Hastürer’in Özker Özgür ile yaptığı röportajı ve CTP’den bu röportaja yönelik çıkan sesleri paylaşmak isteriz. Bunlarla ilgili düşüncelerimizi en kısa zamanda okuyucularımızla paylaşacağız. Hamamböcüleri’ni takip eden ve görüşleriyle yazacağımız yazılara katkıda bulunmak isteyenler, gorus@hamamboculeri.org adresinden bize ulaşıp İnternet’in, yani “alabildiğine demokrasi”nin nimetlerinden yararlanabilirler, hem de bize yardımcı olmuş olurlar.
***
Hasan Hastürer
Özker Özgür'le hem kendini hem de Kıbrıs Türk solunu konuştuk (1)
CTP'den kendi gönlümle ayrılmadım
Özker Özgür... Kıbrıs Türk siyasi yaşamının en eski isimlerinden biri. 1974 sonrası kurucu meclis üyeliğiyle siyasi yaşama adımı atmış, CTP'nin 20 yıl genel başkanlığını yapmış, solda ismi ve yeri olan bir kimlik. CTP ile yolları ayrıldıktan sonra Yurtsever Birlik Hareketi (YBH)'nin oluşumunda yer almış... Sonunda onlarla yol ayrımına gelmiş... Kendi sağa karşı mücadele ettiğini söylerken, solda da kavgası bir türlü bitmeyen Özker Özgür.Kuşkusuz Özker Özgür'ü attığı adımlarda haklı bulanlar var. Ancak eleştirenleri de az değil. Hatta, yaşadığı gerilimleri Kıbrıs ağzıyla"Reçça inadına" bağlayanlar bile var.
Özker Özgür bugünlerde YBH'da yaşananlarla yine gündemde. Özker Özgür'le zaman tünelinde yolculuk yaparak görüşlerini almak istedim.
Ben sordum, Özker Özgür yanıtladı...
Sondan başlayacak olursak YBH'da Alpay Durduran ve arkadaşlarıyla yollarınız neden ayrıldı? Gelişmeler nasıl oldu?
Özgür: Bildiğiniz gibi CTP'den yargısız infaz yöntemiyle koparıldıktan sonra Durduran ve arkadaşlarıyla bir araya geldik. Durduran, "Nerelerdesiniz? Sekiz yıldır sizi bekliyorum" diyerek bize kucak açtı. Memnun olduk. Solun bölünerek bir yere varamayacağını birlikte düşündük ve yurtseverlerin birliğine örnek oluştursun diye Yurtsever Birlik Hareketi'ni oluşturmaya karar verdik. Tüzük ve program çalışmalarını başlattık. Tüzük-program çalışmaları sürerken Durduran'la birlikte köylere çıktık. Yurtsever Birlik Hareketi'nin kurulmakta olduğunu halka müjdeledik. Federal çözüm ve toplumun kendi kendini dış karışmasız yönetebilmesi için birlikte mücadele edeceğimizi vurguladık. Tüzük-program çalışmaları tamamlanınca Durduran, nesine olduysa, "Ben bu işte yokum" dedi. Arkadaşları o güne kadar alınan yolu dikkate alarak Durduran'a kulak asmadılar. YBH Durduran'a karşın kuruldu. İlk kurultayda Durduran da ben de parti meclisine seçildik. Yürütme kuruluna aday olmadık. Durduran seçilmiş parti meclisi üyesi olarak toplantılara gelmiyordu. Aradan iki yıl geçti. Aralık 2001'de gerçekleşen kurultayda Durduran ve ben yine parti meclisine seçildik. Ancak bu kez Durduran yürütme kuruluna da girmek istedi. İki eski genel başkan olarak yürütmenin dışında kalmamızda yarar görüyordum. Durduran ve arkadaşlarının ısrarı üzerine ikimiz de yürütme kuruluna aday olduk ve seçildik. Durduran dışişleri sekreteri oldu, ben de eğitim sekreteri oldum. Yürütmenin ilk toplantısında Durduran ve arkadaşları CTP ve TKP ile o güne kadar sekiz aydan beridir yürütülmekte olan güç birliği görüşmelerinin durdurulmasını istediler. CTP güç birliği görüşmelerinden kendisi çekilmişti. Ancak TKP ile görüşmeler devam ediyordu ve olumlu sonuçlanmak üzereydi. TKP ile güç birliği görüşmelerinin devam etmesinde ısrar ettik. Durduran ve arkadaşları ses çıkarmadılar. TKP ile güç birliği ilkeleri üzerinde anlaştık. Saray Otel'de bir basın toplantısı yaparak ilkelerimizi halka duyurduk. Güç birliğimizi yerel seçimlerde somutlaştırmak istedik. Durduran ve arkadaşları şiddetle karşı çıktılar. İzzet İzcan, Zihni Uysal ve ben, "Öyleyse YBH olarak seçimlere yalnız girelim ve politikalarımızı halka taşıyalım" dedik. "İşgal altında seçimin hiçbir anlamı yoktur" dediler. "Seçimleri anlamsız kılan koşullar varsa seçimleri boykot edelim" dedik. Değirmenlik'te arkadaşları belediye meclis üyeliklerine aday olacakları gerekçesiyle boykot önerimizi de geri çevirdiler. Seçimlerde TKP ile bağlaşıklık kuramayan, seçimlere tek başına girmeyen ve seçimleri boykot etmeyen YBH toplumun gündeminden düştü. O güne kadar halkta yarattığı umut bir çırpıda silindi. Üyeleri başka partilerden aday olmaya yöneldi. Sempatizanları ne yapacaklarını bilemediler. Seçimlerden sonra yürütmede durumu değerlendirmek istedik. Durduran ve arkadaşları başarısız olduğunu ileri sürerek yürütmenin çekilmesini (istifa etmesini) istediler. Niyetleri belli olmuştu. TKP ile güç birliğinde ısrar eden ve partinin halktan kaçmaması gerektiğini savunan İzzet, Zihni ve beni yürütmede istemiyorlardı. Otuz-beş kişilik parti meclisinde 18 yandaşlarına dayanarak bir operasyon düzenlediler ve bizi yürütmeden tasfiye ettiler. Yurtseverlerin birliğine örnek olsun diye kurduğumuz YBH, böylece içinden çatlatılmış oldu. Gerisini biliyorsunuz. Durduran'a göre başka nedenler de olabilir. Onları da varsın o anlatsın.
Önce yıllarınızı verdiğiniz CTP şimdi de YBH'de yaşananlar. Bu yol ayrımlarında Özker Özgür'ün hiç mi suçu yok?
Özgür: CTP'den kendi gönlümle ayrılmadım. Yargısız infaz yöntemiyle uzaklaştırıldım. Geriye dönüş yaparak eski defterleri açmak istemiyorum. CTP yönetimi uyarılarıma kulak tıkayarak hükümette kalmakta ısrar etmişti. 1998 seçimlerinde bedelini fazlasıyla ödediler. Parti yeni yeni toparlanıyor. Federal çözümde ısrar ettikleri ve hükümete yeniden gelecekler diye militarist rejime kur yapmadıkları sürece yardımcı olmak gerekir. "-Sekiz yıldır sizi bekliyorum" diyerek bize kucak açan Durduran ve arkadaşlarının YBH'yi bölecek kadar yurtseverlerin birliğine karşı çıkabileceklerini kestiremedik. Bu bir suç ise kabulümüzdür.
Kıbrıs Türk solu nereden geldi? Şu anda nerededir? Ve nereye gidiyor?
Özgür: Kıbrıs Türk solu, bildiğiniz gibi 1958'de yargısız infazlarla budandı. Önde gelenleri faşistler tarafından katledildi. Bir kısmı göç etmek zorunda kaldı. Göç etmeyenler ister istemez sustu. 1974 sonrasında Türkiye'de öğrenim gören gençlerin dönmesiyle toplumumuzda sol yeniden filizlendi. Şu anda oldukça birikim ve deneyim sahibi bir soldan söz edebiliriz. Yalnız dağınığız. Ülkemizi iki bölgeli federal çatı altında yeniden bütünleştirmek ortak amacımızdır. Buna karşın bir araya gelip dayanışma içine giremiyoruz. Sol harekete yön vermesi gereken işçi sınıfının Kıbrıs'ın kuzeyinde nicel ve nitel olarak gelişmemiş olması hareketimizin handikabıdır. Kıbrıs sorunu çözülür, ada federal çatı altında yeniden bütünleşirse sol, uygun koşullarda ülke genelinde daha sağlıklı büyüyüp gelişecektir.
Geriye dönüp baktığınız zaman CTP ile yollarınızı ayırmama şansınız yok muydu?
Özgür: CTP'ye egemen KÖGEF ekibi, o günlerde, hükümete gelmeyi ve hükümette kalmayı bir araç olarak değil bir amaç olarak benimsedikleri noktada arkadaşlarla ayrı düştük. Partiden istifa çıkış yolu olamazdı. İstifa edenler daha büyük olumsuzluklara kapı açtılar. Yargısız infazla parti üyeliğim düşürülmeseydi partiden ayrılmazdım. Yargısız infazla üyeliğim düşürülünce başka arkadaşlar da partiden ayrılmak zorunda kaldılar.
Kıbrıs Türk toplumunda siyasi düzeyi nasıl buluyorsunuz?
Özgür: Toplumumuzda siyasal düzey solda iyidir. Sağda düzey oldukça düşüktür. Solun yaklaşımları akılcıldır. Sağ uzaktan kumandalıdır. Düşünce ve politika üretimi solda vardır.
Siyasi geleceğimiz için umut ışığını nerede görüyorsunuz?
Özgür: Umut ışığı ülkemizin üst-düzey anlaşmaları uyarınca federal çatı altında yeniden bütünleştirilmesi ve Kıbrıslılar olarak uygar dünya ile buluşmamızdadır. Akıl, mantık bunu emretmektedir. Ada sakinlerinin büyük çoğunluğunun istemi bu yöndedir. Uluslararası toplum bunu istemektedir. Uluslararası hukuk bunu gerektirmektedir. Olacak olan da budur.
Solda belirleyici bir siyasi gücünüz olsa önceliklerinizde neler olurdu?
Özgür: Solda belirleyici bir gücüm olsa öncelikle sol güçlerin dayanışmasını sağlarım.
Denktaş, Kıbrıs Türkü'nü nereye götürüyor? Denktaş'ın kişi olarak ve sağ siyasi partilerin örgütsel anlamda güçlü oluşunda muhalefet hareketlerinin dolaylı payı yok mudur?
Özgür: Denktaş ayrılıkçı, parçalayıcı, taksimci politikası ile toplumun göçüne ve giderek varlığını yitirmesine neden olmaktadır. Denktaş'ı ayakta tutan militarizm ve Denktaş'a karşı olduğunu söyleyen güçlerin dağınıklığıdır.
Kıbrıs sorununun çözümü için umut çıtanız ne kadar yüksektir?
Özgür: Kıbrıs sorunu çözümsüz kalamaz. Belki çok yakın bir gelecekte çözüm gerçekleşmeyebilir. Ancak er ya da geç federal çözüm olacak, Kıbrıs yeniden bütünleşecektir. Bize düşen Kıbrıs sorunu çözülene kadar toplumumuzu bir arada tutmak, dağılmasını önlemektir.
Yarın: "Basın, 'Denktaş uzlaşmaz mı?' diye sorduğunda, 'Hayır, değildir' dedim. Büyük hataydı. Çok pişmanım."
Günün sözü: Gönül kalesi gülle ile değil, gülle zapt edilir
***
Hasan Hastürer
Özker Özgür'le hem kendini hem de Kıbrıs Türk solunu konuştuk (2)
"CTP, yöneticilerden ibaret değildir"
Özker Özgür'le yaptığımız sohbetin ilk bölümünü dün yayımladıktan sonra çeşitli tepkiler aldım. Belli ki özellikle sol kesim Özgür'ün söylediklerini fırsat bilip çeşitli yaklaşımları ve olayları yargılamak istiyor.* * *
Özgür'e sohbet akışımız içinde, "Özker Özgür bundan sonra siyasi anlamda ne yapacak? CTP çatısı altında eski günlere dönüş kapısı tümden kapalı mıdır?" diye sordum. Özgür bu soruyu da sanki beklermiş gibi yanıtını süratle verdi:
"Sağlığım izin verdiği sürece Kıbrıs'ta hakça, eşitlikçi, onurlu bir çözüm ve karşılıklı güvene dayalı toplumlararası barış için savaşımda varım. Barış ve demokrasi güçlerinin birlikte hareket etmeleri gerektiğine inandığım için bu yönde kendime düşeni yapmayı sürdüreceğim. CTP yönetimi ile bozuştuk fakat CTP, yöneticilerinden ibaret değildir. Yıllarca faşist baskılara ve sömürüye karşı birlikte direndiğimiz CTP'li işçi, köylü, küçük esnaf, zanaatkar ve kamu görevlisi arkadaşlarla düşünce ve gönül birliğimiz sürüyor. Halkımız için yola çıktık, halkımız için yoldayız. "Barış, demokrasi ve emeğin kurtuluşu için sonuna kadar varım" diyen insanlar için yürekler de, beyinler de, kapılar da kapanmaz, kapanmamalıdır. 15 Eylül'de arkadaşlarımız KTÖS Lokali'nde bir araya geliyorlar. Ben onlar arasında bir neferim. Ne yapacağımıza birlikte karar vereceğiz."
* * *
Bunca yıl siyasetin içinde bulunan birisini kıran da olur, hayal kırıklığına uğratan da. Böyle arkadaşları olup olmadığımı sorduğumda Özgür şunları söyledi:
"Beni kıran, düş kırıklığına uğratan arkadaşlar oldu. Bu, kişinin değer ölçüleriyle bağlantılıdır. Başka arkadaşlara göre belki de ben onları kırdım veya düş kırıklığına uğrattım. Her şey gibi bu da görecelidir. Bir nesneye veya olaya nereden baktığınız önemlidir."
* * *
... Ya Özker Özgür'ün unutamadığı hataları... İşte Özker Özgür'e göre üç önemli hatası:
"DP-CTP koalisyonu gündeme geldiğinde Eroğlu, "Bir çakıl taşı vermeyiz" nakaratını sürdürüyordu. Denktaş'ın güdümündeki DP üst düzey anlaşmaları uyarınca çözüme "evet" diyordu. O koşullarda Ankara'nın Denktaş'ı federal çözüme ikna ettiğine kanaat getirdim. Basın, "Denktaş uzlaşmaz mı?" diye sorduğunda, "Hayır, değildir" dedim. Büyük hataydı. Çok pişmanım. Denktaş daha biz hükümette iken Meclis'teki federal çözüm kararının değiştirilmesini sağlayarak koalisyon protokolünü deldirtti ve uzlaşmaz olduğunu bir kez daha kanıtladı. Şimdiki tutumu ile her gün uzlaşmazlığını kanıtlıyor. Bir de ilk DP-CTP koalisyonu sona erince ikinci DP-CTP koalisyonuna gidilip gidilmemesi CTP Parti Meclisi'nde tartışılırken ben gidilmemesini istedim. Beş-altı arkadaş dışında çoğunluk ikinci koalisyonun kurulmasını destekledi. Önerisi kabul görmeyen bir genel başkan olarak derhal genel başkanlıktan çekilmem gerekirdi. Çekilmedim ve benimsemediğim bir kararı uygulamak zorunda kaldım. Bu da bir hataydı. Kendi kendimi eleştiriyorum. Bir de 12 Aralık 1993 seçim sonuçları belli olduktan sonra yıllarca UBP'ye karşı verdiğimiz savaşımın başarıya ulaşmasının yarattığı genel heyecanın etkisi altında kalarak CTP'nin sadece DP ile koalisyona gidebileceğini söyledim. Söylememeliydim. UBP ile de koalisyona kapıyı açık tutmalıydım. Şimdiki koşullarda geçmişten dersler çıkararak geleceğe yönelmek zorundayız."
Günün sözü: Dost olan "vah", düşman olan "oh" der
***
Hasan ErçakıcaCTP eski genel başkanı Özker Özgür, Hasan Hastürer ile yaptığı konuşmalarda, cesaret örneği göstererek geçmişte yaptığı hataları da açıklamak ihtiyacını hissetti. Bence iyi yaptı... Böylece, bazı konuların yeniden tartışılmasına neden oldu.
93 seçimleri ve sonrası
Sayın Özgür’ün “hata” olarak nitelediği davranışlarının ikisi, 1993 seçimlerinden hemen sonrasına ilişkindir.
Seçim kampanyası sırasında, UBP, DP ve CTP’nin birbirine yakın miktarda oy alarak seçimden çıkacakları az-çok belli olmuştu. Aralık 93’e gelirken, ekonomik ve demokratik sorunlar konusunda çeşitli programlar hazırlamış ve bunları halka sunmuş olan CTP’den hükümete ortak olarak yararlı uygulamalar yapması veya yaptırması bekleniyordu. Bu konuyu tartışan CTP Merkez Yönetim Kurulu ve Parti Meclisi, UBP ve DP’nin bir “elmanın iki yarısı” olarak nitelenmesini ve seçim sonrasında hangi parti ile koalisyon yapılabileceği sorularına “programımızı uygulamaya en fazla olanak verecek parti ile” yanıtı verilerek pazarlık sürecinin açık tutulmasını kararlaştırmıştı.
Ne var ki, seçim gecesi, Sayın Özgür bu kararı tek başına çiğnemiş ve televizyon ekranından, “halkın UBP’yi alaşağı ettiğini” ve koalisyonun DP ile kurulacağını ilan etmiştir. Üstelin bunu, ihtiyacı olması halinde kullanması için kendisine bırakılan yazılı metinlerin varlığına karşın ve hiçbir organ kararı olmadan yapmıştır.
Bu hata, yetkili organların uzun tartışmalarından sonra ortaya çıkmış olan politikada ani bir değişiklikti ve DP-CTP koalisyonunun kuruluş biçiminden çalışma tarzına kadar her şeyi etkilemiştir.
Liderlik misyonu
CTP eski genel başkanı sayın Özgür, partisinin opsiyonlarını bir anda yok eden bir kararı tek başına aldığına göre, bunun sonuçlarına da katlanmak zorundaydı. Esasen, partilerin veya toplumların en uygun lideri belirleme süreci de buna benzer bir seyir izlemektedir. Politikaları belirleyici bir konumda olduğunuz zaman sorumluluğu da üstlenmek zorundasınız. Sorumluluğu üstlenmek ise, başarısızlığınız ortaya çıktığında, görevinizi gönül huzuru ile başkalarına devretmenizi gerektirir.
Sayın Özgür, hala daha CTP’den “yargısız infazla” atıldığından söz ediyor ama bu temel hatalarına karşın CTP Genel Başkanlığını sürdürmekte neden ısrar ettiğini açıklamaya yanaşmıyor. Ayni şekilde, CTP Genel Başkanlığı’nı kurultay kararı ile kaybettikten sonra, yeni genel başkanın ve parti yetkili organlarının inisiyatiflerini ve kararlarını tanımayı neden reddettiğini veya onlara görevlerini yapmakta neden yardımcı olmadığını da izaha kalkışmıyor.
Olgunluk gösterisi
İnsanlar hata yaparlar. Hata yaptığını kabul etmek ise bir meziyettir. Ama siyasi yaşamda, bu hatanın bedelini gönüllü olarak ödemek daha önemli bir meziyet sayılmalıdır. Liderlik misyonunuzu yerine getiremediğinize ve hata yaptığınıza göre, bu şansı başka arkadaşlarınıza da tanımanız gerekir. Esasen, partinizin ve toplumunuzun bundan yarar göreceğini de bilmelisiniz. Çünkü bu mekanizma sayesinde taşlar yerli yerine oturabilir ve daha kapasiteli insanlar görev alabilir, insan kaynakları daha etkin bir şekilde değerlendirilmiş olur. Eğer gereklerini yerine getirmeden sadece özeleştiri yapmak veya hatalarımızı kabul etmekle yetinirsek, bu bir “olgunluk gösterisi” olmaktan öteye gidemez. Bu durumda insanın aklına, bu önemli meziyetin bile kişisel çıkarlar için kullanılmak istendiği; “hatalarını bile kabul eden adam” durumuna yükselmek gayreti ile hareket edildiği gelir.
***
Hasan Hastürer
CTP'den Özgür'e yanıt...
"Özker Özgür'le hem kendini hem de Kıbrıs Türk solunu konuştuk" başlığıyla 2-3 Eylül 2002 tarihlerinde köşemde yer alan iki yazımda Özker Özgür'ün CTP ile ilgili yaklaşımlarına CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'den yanıt ya da açıklama geldi. Köşem polemik platformu olmasa da CTP'ye yanıt hakkı doğduğuna inanarak Ferdi Sabit Soyer'in ilettiği metni aynen sizlerle paylaşıyorum:"Sayın Hasan Hastürer, Kıbrıs Türk toplumu çok çetin bir aşamadan geçmektedir. Bir yandan Kıbrıs sorunu, öte yandan da ekonomik kriz ve demokrasi sorunları toplumu müthiş bir şekilde etkilemektedir.
Bu bağlamda CTP olarak biz bütün enerjimizle toplumumuzun bu zor günlerinde siyasi mücadelede kararlılıkla genel toplum çıkarları için enerji harcamaya kararlıyız.
Bugün çok net olarak ortaya çıkmıştır ki Kıbrıs Türk halkının farklı kesimleri ortak sorunların baskısı altındadır. Bu bağlamda Kıbrıs Türk halkının varlığı ve geleceği açısından Kıbrıs sorununa "Çözüm ve AB" üyeliği, ekonomik yıkımdan çıkış yolu bulmak her şeyden daha öncelikli bir toplumsal bir görev haline gelmiş bulunmaktadır. İşte bu konjonktürde CTP, kendi görüşleri ve ilkelerini gözeterek farklı toplumsal kesimlerin müşterek sonuçlara ulaşmasını arzulamaktadır. Bu bağlamda farklı toplumsal kesimlerinin çıkarlarını temsil eden sivil toplum örgütlerimizin büyük bir sorumlulukla geliştirdiği "Ortak Vizyon" olgusuna büyük değer biçmektedir.
İşte bu noktada biz enerjimizi bu toplumsal sorumluluk çerçevesinde kısır polemiklerden uzak, bu bütünlüklü alanlara yöneltmek istiyoruz. Bu yüzden bir başka partinin içerisinde doğan hareketlerin tarafı ve tartışmasında yer almak istemiyoruz.
Sayın Özker Özgür sorularınızı yanıtlarken, YBH hareketini oluştururken Sayın Durduran'ın kendisine, "Nerelerdesiniz? Sekiz yıldır sizi bekliyordum" diyerek kucak açtığını ifade ediyor. Sayın Durduran için "bekleyen olarak" söyleyecek sözümüz olamaz. Ama her CTP'li, CTP'ye 20 yıl başkanlık yapan Sayın Özker Özgür'ün başkanlık dönemini de kapsayan bu süre içerisinde, partimizin yetkili organları dışında Sayın Durduran'da kendisi ve arkadaşları için "beklenme" duygusu yarattığını da böylece öğrendi!.
Bundan ayrı olarak söz konusu yanıtlarında Sayın Özker Özgür bizi son derece üzen ve 20 yıllık ortak mücadele geleneğimizi değersizleştiren görüşler ileri sürüyor. Yazısında "1974 sonrasında Türkiye'de öğrenim gören gençlerin dönmesi ile toplumumuzda sol yeniden filizlendi" diyor. Burada hemen bir düzeltme yapmak gerekir. Çünkü tarih ve değerlere önem verilmezse doğru bulunmaz.
1974 sonrası tarihsel konjonktürün de etkisi ile Kıbrıs'a dönen yükseköğrenim gençliği (YÖG) sol harekette önemli bir enerji üretilmesine katkı sağladı. Ama 1958 sonrası oluşan şartlarda ve 1963 sonrası koşullarında toplumumuz içerisinde solun yeniden zemin kazanmasını sağlayan önemli bir faktörün de, 1968 gençlik dinamizminin tüm dünyada devrimci hareketlere getirdiği pozitif ivmenin Türkiye'de KÖGEF'ten önce var olan "Kıbrıs Türk Ulusal Öğrenci Federasyonu" çatısı altında İstanbul'da İKTTC, Ankara'da AKTÖB, İzmir'de İzKTTC olgusu olduğu tarihsel gerçeğini kimse silemez.
KÖGEF bunun gelişen gücü oldu. Arkasından Kıbrıs Türk YÖG geliştirdiği ÜTK ve sonrası da bunun tarihsel devamlılığını sürdürdü. Bu tarihsel birikimi kimsenin bugünün kendi merkezli siyasi arzuları için yok farz etmeye hakkı yoktur.
Bu bağlamda belki Naci Talat'ın etkisini silmek için bu tarihsel süreci "unutuyor". Ama yaşayan ve bizden farklılaşsa bile bir Fadıl Çağda'nın, Şefik Rifat'ın, Yalçın Okut'un, hâlâ hareketimiz içerisinde yer alan Hüseyin Celal'ın, Halil Ulaş'ın, İlker Kılınç'ın, binlerce insanın ve yer darlığı nedeni ile isimlerini yazamayacağım 1968 kuşağının, genelde Kıbrıs Türk toplumuna ve özelde CTP'nin oluşumuna ve KÖGEF gençliği dahil Kıbrıs Türk emekçilerine, demokratlarına, barış güçlerine ve aydınlarına güçlendirecekleri bir sol temel yarattıkları ve kendisinin de 20 yıl başkanlık yaptığı CTP'yi ayağa diktiklerini gizleyemez.
Üstelik de KÖGEF'in çok büyük olan gücüne karşın, KÖGEF'ten farklılaşan o dönemki HALK-DER ve diğer devrimci dinamiklerin de etkisini ve devrimci harekete getirdiği katkıyı silmek olanaklı değildir. Dolayısıyla KÖGEF'in etkisine ve yaygınlığına karşın ne biz, ne de başkası Kıbrıs Türk solundaki 1974 sonrası gelişmeyi ele alırken "tarihi" kendisi ile başlatamaz.
Önce bu tarihi olguya değinmek istedim. Sonra da şu noktaya vurgu yapmak gerekmektedir. Sayın Özgür bir yandan 1974 sonrası yurda dönüş yapan YÖG'liğinin sol hareketi filizlendirdiğinden söz ediyor, ondan sonra da "KÖGEF kliği" deyip saldırıyor. Olmayan bir olguyu, tarihsel bir güzelliği, kısır siyasi heveslerinin basit bir mezesi haline getiriyor.
Bu arada sürekli olarak "parti yönetiminin hükümeti amaç haline getirdiğinden, kendisinin hükümetten ayrılalım dediğini, ama hükümet olmayı amaç haline getiren KÖGEF kliğinin bunu yerine getirmediği için partide sorun yaşandığından "Söz ediyor. Biz bugüne kadar kendisi ile var olan 20 yıllık beraberliğin güzel anıları nedeni ile gerçek olmayan bu yaklaşımı üzerinde polemiğe girmedik.
Bir kere kısaca şunu vurgulamak isterim. Söz konusu günlerde zor bir dönem yaşadık. Doğru. Ama bu iki buçuk yıllık hükümet döneminde bu halka kazandırdığımız pek çok güzelliği de Sayın Özgür hâlâ gizlemeye çalışmaktadır. Grev Toplu Sözleşme ve Referandum Yasası, Asgari Ücret Değişiklik Yasası, temel demokratik haklarda geçirilen ve bugün hâlâ toplumsal muhalefetin nefes almasını sağlayan pek çok yasal düzenleme bu dönemin ürünüdür. TL devalüasyonuna, zor elektrik krizine rağmen, halka eriyen maaşların artışının verilmesi ve eğitimden tarıma, sosyal güvenlikten sağlığa pek çok olumluluğun hayata geçirilmesinin zenginliğini hiçbir zaman öne çıkartmadı, şimdi hâlâ buna devam ediyor.
O bazı konuları, bizzat kendisinin başrol oynadığı İTEM Değişiklik Yasası elektriğinin özelleştirilmesi gibi bir dizi olguyu hem gizleyerek, hem çarpıtarak, hâlâ CTP karşıtlığının unsuru yapmaktadır. Ayrıca "Denktaş uzlaşmaz değildir" ifadesini UBP ile Denktaş'ın çelişkisine bağlı izah etmesindeki yanlışlık kadar, "emperyalizmin soğuk savaş dönemindeki söylem olduğuna" dair yanlış ve inkarcı politik savrulmalarını veya ABAD kararları ile bağlantılı olarak "Kaldırılmazsa toplumlararası görüşmeler kesilsin" diyen ve partide tartışmalarla eleştirilen yanlış tutumlarını hiç hatırlamak istememektedir.
"Güven Artırıcı Önlemler Paketi" görüşmelerindeki süreçle ilgili yaşadıklarımız da parti tarihinde yerini almıştır. Biz bunları yaşadık ve polemiklerin unsuru yapmadık. Çünkü esas olan yaşanan güzelliklerdir dedik. Ancak hâlâ aynı hırsla karşılaştıkça, bunların bazılarının artık tarihe de mal olması gerekmektedir.
Ancak bu dönemle ilgili, o dönemin CTP genel başkanı olarak DP-CTP koalisyonundaki CTP'ye karşı açılan saray destekli "zillet kampanyalarını", Kolordu Komutanı General Hasan Kundakcı'nın hükümete karşı girişimlerini ve CTP binaları önünde arka arkaya patlatılan bombaları, en sonunda DP binası önüne bomba konmasını ve sonuçta bu olgunun yakın geçmişte Eroğlu'nun ikametgahına bomba konması olayları ile olan bağına dönük hiçbir şeyi hâlâ söylememesi ve olayı "hükümet sevdasına" bağlaması çok manidardır. Dönemi TC Büyükelçisi'nin ağzında "pipo", BRTK'ye çıkıp hükümet ve CTP aleyhine gerçekleştirdiği basın toplantılarını hâlâ es geçiyor olması da ilginçtir.
Bu arada, 27 Şubat 1997'de Türkiye'de yayınlanan Sabah gazetesinin açıkladığı ve böylece deşifre olan, dönemin TC Hükümeti'nin Bakanlar Kurulu tutanaklarını ve bunlarda CTP'nin hükümetten uzaklaştırılması ve yeni bir hükümet kurulması için Abdullah Gül'ün görevlendirildiği gerçeklerini hâlâ yok farz etmesi de ilginçtir...
Bunları küçük siyasi çıkarlar için hâlâ gizlemek ve toplum bilincinden silmek çabasını kimse göstermemelidir. Çünkü o gün partide hakim olan hava, ne koltuk sevdası, ne de hükümeti her şeye karşın ayakta tutmak çıkarcılığı idi. "Biz burada sonuçta halkımızın iradesi ile bulunuyoruz. Bu komplolarda bize düşen başını alıp gitmek değil, komplolara ve gerici girişimlere karşı halkın iradesini sonuna kadar savunmaktır" görüşü idi. Buna katılmayabilirsiniz, yöntemi doğru da bulmayabilirsiniz, ama bu görüş sahiplerini "Siz koltuk sevdalısı veya hükümette ilkesiz bir şekilde var olmaya çalışan insanlar" diye takdim edemezsiniz.
Biz, UBP-TKP döneminde belli komplolarla hükümetin üzerine gidilince, o hükümete dönük tüm hoşnutsuzluğumuza karşın, ne Akıncı'ya ne Eroğlu'na veya bir başkasına böyle söz söyleyip, komplocuları cesaretlendirmek adımını atmadık. CTP; UBP- TKP hükümeti döneminde G. K. Komutanı Ali Nihat Özeyranlı antidemokratik bir şekilde hükümete saldırınca, dün bize yapılanı yapmadı. CTP ilkeleri doğrultusunda bu müdahaleye karşı çıktı. Basit bir muhalefet mantığı ile hareket etmedi...
Ancak gerçektir ki biz, DP-CTP koalisyonunda kamuoyuna, yaşanan dönemin hay huyu içerisinde bu görüşümüzü yeterince anlatamadık. Ama bunun bir nedeni de, CTP Kurultayı'ndan sonra başkanlığı kurultay iradesi ile kaybedince, bizzat Özker Özgür'ün, "CTP misyonunu tamamladı" diyerek parti üyesi iken ayrı parti kurmak için imza toplamaya çalışması, istifa örgütlemesi ile partiyi içe döndürmesinin yarattığı ortamdı da.
Bu, son derece önemlidir. Çünkü aynı tavrı YBH'da da yaptı. İmzalar ve sonradan da YBH açıklaması ile bu imzaların bazılarının parti üyelerine de ait olmadığı açıklandı. İmzalardan sonra da "Beni attılar, diyerek yeni oluşum" gündeme getirdi. Bu filmi daha önce gördüğümüzden biliyoruz...
Sayın Özker Özgür ve onun gibi düşünenler 2002'de bile hâlâ, DP- CTP döneminde yaşanan gerici komploları gizlemeye ve partinin tavrını koltuk sevdası veya "hükümet amacı" ile değersizleştirmeye çalışıyor.
Şimdi, Sayın Özker Özgür "KÖGEF kliği, CTP tabanı ve yönetimi" ayrımlarına, "Durduran ve ekibi" tanımlamalarını da ekleyerek kendine göre zararlı ekipler yaratmaya devam ediyor. Sonrada dönüp "birlik ve beraberlikten" söz edebiliyor.
Durduran'dan gelen desteği "idama mahkum olan birine ipin verdiği desteğe" benzeten Özker Özgür'ün bu davranışları "birlik ve beraberlik" ifadeleri ile çelişen ve "benmerkezci" tavırların devamıdır. Üstelik de güç birliği görüşmelerinden sonra CTP'yi "bozguncu" olarak gösterirken açıkladığımız bazı gerçeklere kendisi ve arkadaşları sürekli itiraz ediyordu. Bu da bize dönük yalnız "yerel seçimlerle" ilgili ittifak teklifi yaptıkları gerçeğinin bizim tarafımızdan açıklanması idi. Ancak bu gün kendisi sizin köşenizde yayımlanan görüşlerinde YBH içerisinde Sayın Durduran'la düştüğü çelişkiyi izah ederken, "CTP bu çalışmadan kaçtı ancak biz TKP ile yerel seçimleri içeren güç birliğine devam etmek istedik fakat Durduran karşı çıktı" diyerek, üstelikte Sayın Durduran'ı "müzevirleyerek" gerçeği şimdi itiraf ediyor.
Fakat bir şeyi de açıklamıyor. TKP ile seçim işbirliğini savunan biri olarak YBH'yı seçimlerde boykotu savunmak ama bazı yerlerde de seçime katılıp tavırsız kalmakla suçluyor. Ama kendisinin YBH'da disipline sevk edilmesini getiren tavrının, Lefkoşa ve bazı yerlerde ki bağımsız adayları desteklemek olduğunu gizliyor. Ayrıca hangi etik değere sığdığını anlamadığımız bir olayı da partimizi de taraf yapmak istediği bir tartışmada bizim ona sorma hakkımız var. Çok değer verdiğini söylediği TKP ile seçim işbirliğini savunur ve Sayın Durduran'la çelişkiye düşmesinin bir sebebi olarak bu olayı gösterirken, son yerel seçimlerde Lefkoşa'da TKP adayını değil de, aktif olarak bir bağımsız adayı desteklemesini hangi etik değere sığdırdı? İşte CTP bu alanda ilkeler ve tutumdaki bütünlük olgusuna verdiği değerle bu konulara yaklaştı.
Bizim kitabımızda orada böyle, şurada şöyle yazmaz. Şimdi kendisi bu "yeni tavrı" ile de bu bütünlüklü tavırları önemsemediğini gösteriyor. Sonuçta bu nedenle dün CTP'de yaptığı gibi, bu gün de YBH'da önemli bir krize yol açtığını kanıtlamaktadır.
Kendisine "Yeni oluşumunda başarılar" diliyoruz. Biz enerjimizi polemiklerde harcama yönünde değil, halkımızın temel konularına çözümler üretme çabasında sürdüremeye devam edeceğiz."