Görüş, 1 Eylül 2005

Birikim Özgür

 

Siyaset hakimdi hayata

26 Ağustos akşamı düğünümüz vardı.

Yanımızda olanlara ve mesaj gönderenlere sonsuz teşekkürler...

Davetliler arasında pek çok değerli insanın yanında Mehmet Ali Talat, Dimitris Hristofiyas ve Ferdi Sabit Soyer de vardı. Eksik olmasınlar, düğünümüzü onurlandırdılar. Düğünümüz, Kıbrıs’ta barış umudunu çetrefilli siyaset arenasında temsil etme iddiası taşıyan liderlerin katılımı nedeniyle politik nitelik de kazanmış oldu. Bu da bizi ayrıca sevindirdi.

Güzel bir geceydi bizim için...

Ne var ki her güzellik gibi eksik tarafları da yok değildi hani.

Hazırlıklar devam ederken aklımız hep Ankara’daydı nedense!

Düğünümüz buruktu çünkü labrador kızımız Sis yanımızda değildi.

Düğün öncesi, “Keşke O da yanımızda olabilseydi” diye hayıflandık durduk.

Sevgili Cenk bizi tebrik ederken, “Keşke Sis da burada olabilseydi be!” diyerek duygularımıza tercüman oldu.

Cenk bize işte o denli yakındı düğün gecesi...

Düğünümüz boyunca içimizden geçeni hissedip bunu sempatik bir yüz ifadesiyle aktarabilen tek arkadaşımızdı...

Cenk, bizim için değerli bir dost ve hayat boyu da hep öyle kalacağının sinyallerini veriyordu o gece. O iyi niyetli bir insan ve duygularını çok iyi ifade edebiliyor. Çağımızda böyle insanlara rastlamak kolay değil ve biz kendimizi genç Mutluyakalı ailesi ile kurduğumuz dostluk köprüsü nedeniyle çok şanslı sayıyoruz...

Dostumuzun düğünden hemen sonra köşesinde bize yer vermesi de ayrıca bizi çok mutlu etti. Düğün sarhoşu iken bir de gazetede boy boy resimlerimizle birlikte esprilerle dolu bir yazı ile karşılaşınca iyiden dünyalar bizim oldu.

Yüzümüzü gülümseten birkaç günün ardından hayat yine eskisi gibi devam ediyor ve her yönüyle bizlere “Gündelik bir bakış açısıyla değil daha geniş bir vizyonla hayatın tadını çıkarmaya çalışın” diyor... Böyle bir şey de ancak ve ancak bireysel değil toplumsal faydayı gözeten bir yaşam tarzıyla mümkün olabiliyor.

26 Ağustos akşamı iki genç insan hayatlarını birleştirdiler ve mutluluklarıyla birlikte sevgilerini geleceğe taşıma planlarını konuklarla paylaşmış oldular. Aynı zamanda o gece geleceğe dönük olarak Kıbrıs’ta uzlaşma ve barış için bir kıvılcımın parlamasını belki de herkesten çok istediler...

Dimitris Hristofiyas büyük bir jest yaparak davetimize icabet etti. Büyük bir ihtimalle BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan’ın yapıcı girişimleri ile Sn. Hristofiyas “sınırda” bir işlem yaptırmaksızın kuzeye geçebildi. AKEL Genel Sekreteri’nin hareketi güneyde nasıl yankılandı bilmiyorum. Sn. Papadopulos’un davetimize nazik bir dille kaleme alınmış bir notla karşılık vermesi ve “bilinen sebeplerden ötürü” aramızda olamayışı nedeniyle üzüntülerini ifade etmesi de siyasi bir anlam taşıyordu. Çünkü aylarca bir kahve içmek için bile kuzeye geçmediği için eleştirilen Hristofiyas bir yolunu bulup davetimize icabet edebilmişti. İki politikacı profilini karşılaştırabilmek açısından son derece önemliydi güneyden iki davetlinin sergilediği iki farklı tutum...

Hristofiyas’ın insanı özne olarak kabul eden ince davranışının devamı durumunda iki toplum arasındaki barış köprülerinin sağlamlaşacağına dair bir düşünceye sahibim.

Sn. Talat’ı BM’ye şikayet eden ve bundan medet uman güneydeki iktidarın bir parçası olabilir Hristofiyas. Bu bir handikap ancak buna rağmen Kıbrıslı Türklerin çıkarını toplumu AKEL’e karşı kışkırtarak adeta köprüleri yakmakta görenleri anlayamıyorum doğrusu. Eğer Kıbrıs’ta iyi yönde gelişmeler olsun ve bu gibi terslikler ortadan kaldırılsın istiyorsak yakınlaşma ve sağlıklı bir iletişim için daha çok çalışmamız gerekmez mi?

Çağdaş bir çizgiyle sonuca dönük bir çaba sarf etmekten yana olan gerçek yurtseverlerin işi çok zor. Geçmişte Türkiye’deki iki sol grup arasında çıkan çatışmada ölen bir Kıbrıslı Türkün cenazesinde “Kahrolsun Denktaş, Kahrolsun faşizm” diye sloganlar atıp kendimizce sol bir mücadele yürütüyorduk. Öteki üzerinden politika yapma devri artık kapandı. Ayaklarımızı yere basarak, gerçeklerden kopmaksızın ve elbette toplumsal faydayı da gözeterek gelişmeleri değerlendirmek durumundayız. Çünkü bilmeliyiz ki cinayetle ilgili hiç bir suçu yokken cenazede “Kahrolsun Denktaş” diye anılan bir adam, günün sonunda oğlunun ölümünden bile ana muhalefet partisinin genel başkanını sorumlu tutabilir... Böylesi kısır çekişmelerin de topluma hiç bir faydası olmaz. Hristofiyas’ın temsil ettiği anlayış ile ilişkilerimize de bu pencereden bakmakta fayda vardır.

Kıbrıslılar olarak demagojiden uzak, günümüz gerçekleriyle barışık bir siyaset anlayışını benimsemiş ve bu doğrultuda yapıcı, etkileşime açık politik tavırlar sergileme becerisine sahip olabilmemiz gerekiyor.

Başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan solcuların öncelikle geleceğin belirsiz olduğunu anlamaları ve kendi çabaları sayesinde geleceğin bugünden daha güzel olabileceğine inanmaları gerekiyor.

Bunun için de dogmatik ve tek doğrucu yaklaşımlardan ziyade oldukça geniş bir perspektifle mücadeleyi sürdürmekte fayda görüyorum.

Ülkedeki tüm zorluklara rağmen siyaset sahnesinde etkili olabilmek için her türlü eleştiriyi dikkatlice ele alan ve akıl yoluyla bu eleştirilere yanıtlar vermeye çalışan politikacı profili Kıbrıs’ta da oturmaya başladı. Bu konuda Türkiye’nin çok çok önünde olduğumuzu rahatlıkla iddia edebiliriz...

“Ne olacak bu Kıbrıs meselesi?” şeklindeki sorulara yer yok yeni politika anlayışında. Kıbrıs sorununun iyiye doğru bir seyir izlemesi için kim ne yapıyor? Herkesin aklına gelebilecek sıradan sorular sorarak, kendince birtakım köşeli doğrulara sarılarak, topluma sadece kendi bakış açısından hareketle ahlak dersleri vererek pek çoğumuz aslında katkıdan çok hep bir şeyler alıp götürüyoruz çözüm mücadelesinden...

Bu düşünceler ışığında Dimitris Hristofiyas’ın sınır kapıları açıldıktan sonra ikinci kez kuzeye geçmiş olmasını, bunu insani sebeplerle gerçekleştirmiş olmasını önemli bir işaret olarak algılamak gerektiğini hissediyorum.

İçinde bulunduğu bağlamda bile hiç çekinmeksizin Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini savunan ve zaman içinde tabuları yıkıp insanca bir kucaklaşma yaşanması için olumlu sinyaller vermeye gayret eden, Kıbrıslı Türklerle ilişkilerinde çok dikkatli bir üslup kullanan Dimitris Hristofiyas’a düğünümüze katıldığı için teşekkür ederiz. Kıbrıslı Türk barış yanlıları olarak iyi ilişkilerin devam edebilmesi hatta daha da geliştirilmesi için canla başla çalışmaya devam etmeliyiz. Kıbrıs’ta barışa ulaşıncaya kadar!

Neticede Hristofiyas bu düğüne katıldı ve bizleri mutlu etti. Tüm dünyaya Kıbrıs’ın kuzeyinde de insanların yaşadığını, Kıbrıs’ın kuzeyinin dikenli tellerden ibaret olmadığını anlatma mücadelemize yardımcı oldu. Kıbrıslı Türklerin mutlu günlerini sağcısıyla solcusuyla hep birlikte kutladıklarına tanıklık etti. Düğünümüz kışlada tank ve tüfeklerin arasında yapılmadı. Çiçeklerin ve hoş bir müziğin hakim olduğu serin bir Kıbrıs akşamında denizin kokusunu içimize çekerek gerçekleştirdik düğünümüzü. Sn. Hristofiyas da bunun bir parçası oldu. Sn. Talat ve diğer misafirlerle de uzun uzun sohbet ederek barış yanlısı Kıbrıslı Türklere bizden biri olduğunu, aynı yolun yolcusu olduğumuzu hissettirdi.

Benim barış mücadelesinden anladığım bu! Olayların olumlu yanlarını görmek ve daha olumlu bir noktaya ulaşabilmek adına bunlara sarılmak...

Tıpkı Kıbrıs’ın kuzeyindeki içler acısı siyasi yapıya rağmen hala daha bir şeyler yapılabileceğine inanmak gibi bir şey bu...

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org