Görüş, 24 Eylul 2002
Birikim Özgür
Birleşik Kıbrıs
Lise yıllarındaydı...
Birkaç arkadaşla yaptığımız “dinlenme sohbetleri”nden birinde, karar verdik; bir parti kuracaktık.
Partiyi kurduk...
Adını da DDT koyduk. Demokratik Diktatörlük Topluluğu...
Muhalefette iken alabildiğine demokrat olacaktık... İktidara geldiğimizde ise diktatörlüğümüzü ilan edecektik!
O zamanlar, oportunizm nedir tam olarak bilmezdik ama bu olguyu çocukça planlarımızdan da eksik etmezdik.
Politikalarda yapılan “ince ayarlar” gerek partilerin gerekse de birey politikacıların hep “çok mantıklı” temellere dayandırarak attıkları adımlarla konumlarını “biraz daha” güçlendirme çabası olarak algılanagelmiştir. Bu yaklaşımlar eğer bir ülkenin politik kültürüne yerleşirse, neticede ortaya çıkan tablo içler acısı olur.
1974’ten bu yana 28 yıl geçmiştir. Yunan Cuntası’nın gerçekleştirdiği darbeye ve bunun neticesinde yaşanan Türkiye’nin Ada’ya müdahalesine tanıklık edenler 1974 sonrasını bizlerden daha kolay değerlendirebilirler. 1974 sonrasında doğan genç kuşaklar, ülkenin bölünmüşlüğüne alternatif olarak kendilerine muhalefet tarafından aktarılan bütünleşmiş bir Kıbrıs’ı hayal ederler.
Bölünmüşlüğün devamından veya daha da kalıcılaştırılmasından yana tavır koyanlar hep geçmişteki olumsuz tecrübeleri referans olarak gösterirler. “Rum uzlaşmaz tutumunu sürdürmektedir... Rum bizi yutmak için uğraşmaktadır” derler. Gelin görün ki 1974 sonrasında doğan gençler, kendilerini asıl yutanın, işsizlik, askerlik sorunu ve insanın ruh sağlığını tehdit eden akıldışı uygulamalar olduğunu çok iyi bilmektedirler. Bizler için “kötü tecrübe”, bu olumsuzluklardır. 1974’te Yunan Cuntası’nın tehditlerine karşı bizi Türkiye korumuştu, kurtarmıştı. Peki bugün içine düştüğümüz durumdan yani yaşanan bunca kötü tecrübeden bizi kim kurtaracak?
Bu sorunun cevabını gençler veremiyorlar.
Tüm dünyada sol partilerin güç kaynakları demokrasi, toplumsal adalet, toplumsal barış, çok kültürlülük gibi kavramlardır.
Bu toplumun sessizleştirilmiş gençlerine zor da olsa sorularının cevabını bulmalarında yardımcı olmak ciddi bir hedeftir ve bu hedefe ulaşmanın tek yöntemi de bahsettiğimiz kavramların içini dolduracak uygulamalar yapmaktır.
Eğer Kıbrıs Türk Toplumu’nda sol, barış ve demokrasi gibi kavramların içini doldurursa, gerçekten bu kavramlara uygun adımlar atar ve “doğrusunu” topluma sunarsa, hedeflerine daha kolay ulaşır düşüncesindeyiz.
Solun, örneğin demokrasi hedefine ulaşması, halka demokrasinin ne olduğunu anlatacak şekilde davranmasıyla mümkün olabilir. “Barış”ı anlatmaksa gaye, düşmanlıklar yaratarak bir yere varmak mümkün değildir. Sol eğer bugün hem kendi içinde hem de Türkiye ile düşmanlıklardan medet umarak barışa ulaşma noktasında yol alacağını sanırsa, daha çok bekler...
Gerçekten başarılı olmak istiyorsak, öncelikle kendi pisliklerimizi temizleme gayretini ortaya koyalım. Kendi evimizin önünü temizleyelim.
Oportunist politikaları bir tarafa bırakıp 1974 sonrasında yaşanan koşulların alternatifinin “Birleşik Kıbrıs” olduğunu bir dostluk, demokrasi ve çok kültürlülük havasında topluma anlatalım... Toplumsal barış, ülkemizde barış, gerçekten demokrasi, gerçekten hoşgörü için ittifakın önemini görmezlikten gelmeden yol almaya çalışalım.
Gazete köşelerinde kapışan bu mücadeleye emek harcamış ve harcamakta olan insanların kol kola girerek meydanlarda halkı selamladıklarını gördüğümüz gün “Bu memleket gerçekten de bizimmiş” diyeceğiz.
(Bu yazı 20 Eylül 2002 tarihli Yeniçağ gazetesinde de yayınlanmıştı).