Görüş, 29 Eylül 2005

Birikim Özgür

 

Tek meyveyle bahçe olmaz

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu 28 Eylül’de Türkiye ile ilgili çok net mesajlar içeren bir karara imza attı.

Kararda öne çıkan iki temel unsur vardı ilk bakışta dikkati çeken...

Türkiye Kıbrıs’ı tanıyacak ve Ermeni konusu tatlıya bağlanacak.

Türkçe’si şu:

Önce Ermeni konusu...

Anadolu’da başka bir halk yaşıyordu kısa bir süre önce. Şimdi o halk yok. Anadolu’da Ermeni yok. Orada resmi tarih aracılığıyla unutturulmaya çalışılan bir dönem söz konusu. Üstelik bunun hala yaşayan canlı tanıkları da var. Kendi ailesinin yaşam öyküsünü anlatırken yürekleri burkan bir Türkleştirme politikasını hiç duygularını falan katmaksızın deşifre eden pek çok insan var.

Anadolu insanlarını yitirmiş.

Tek tipleştirilmiş.

Türkleştirilmiş.

İnsanlar doğup büyüdükleri topraklardan koparılmış.

Bunu “Savaştık ve olan oldu; her şey geride kaldı” diyerek açıklamak zor.

Bunu “Dört T” senaryoları ile de geçiştirmek mümkün değil. Yaşanmışlıkları anlatıp bunların insanlığa mal olmasını talep edenlere biraz da empati ile yaklaşmak gerekiyor. Onlara verilecek tek cevap, “Bu bir Ermeni faaliyetidir. Dört T planı çerçevesinde uygulamaya konulmuştur. Bu plan, sözde Ermeni sorununun dünyaya tanıtılması, Türkiye tarafından tanınmasının sağlanması (soykırımın kabulü), tazminat alınması ve toprak elde edilmesi planıdır” diyerek nereye varabilirsiniz?

İşte Avrupa Parlamentosu bu soruya yanıt veriyor ve diyor ki “Bir arpa boyu yol kat edemezsiniz”...

“Ermeni sorunu üzerindeki resmi tarih örtüsünü kaldırın ve insanı esas alarak, insanın tarihini yazın” mesajını veriyor Avrupalılar.

“Bir bahçe yaratın. Şeftalisiyle, eriğiyle, portakalıyla, mandalinasıyla... Hepsi birlikte güzel. Ülkenizdeki din, dil, ırk farklılıklarının değerini bilin. Bunlar sizin zenginliğinizdir... Ey Türkiye’nin yönetimini uhdesine almış kalın kafalılar, tek meyveyle bahçe olmaz!”

Ben Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni konusundaki kararını bu şekilde algılıyorum...

Kıbrıs konusunda ise alınan kararın Türkçe’sini şöyle yorumlamak mümkün:

Türkiye Kıbrıs’ı tanımak için koşul olarak bir anlaşmayı öne sürüyorsa bunun hayata geçirilebilmesi için ülkedeki askerlerin de adadan çekilmesi gerekiyor...

Yani Türkiye’ye “Askerini adadan çek” diyorlar.

Türkiye’deki AB yanlıları da oldukça tedirgin çünkü verilen mesajı çok iyi alıyorlar ama Türkiye devletiyle ve halkıyla henüz bu konuda yeterince bilinçli olmadığı için mesajın gereklerini yerine getirebilecek bir babayiğit politika uygulayıcısı henüz Türkiye’de yok. Zaten bu kararın altında yatan en önemli gizli hedeflerden bir tanesi de Türkiye’ye bu konuda hesap sormak:

“Madem ki Avrupalı olmak istiyorsun ve ite kaka müzakerelere kadar bu işi getirdin, niye tarihinle, geçmişinle, hatalarınla yüzleşmiyorsun? Niye devletini daha modern bir yapıya kavuşturmuyorsun? Niye halkını bilinçlendirip üçüncü dünya ülkesi konumundan Avrupalılar Kulübüne adım atarken gündeme gelecek ciddi dönüşümler konusunda bir zemin hazırlamıyorsun?”

Parlamentoda yapılan konuşmaları dikkatlice okumak gerekiyor.

Türkiye’yi Türklerden çok daha iyi tanıyor bu insanlar.

Daha da önemlisi, Türkiye’nin daha demokratik ve daha yaşanabilir bir ülkeye dönüşmesi konusunda çok daha istekliler...

Üzücü olan ne biliyor musunuz?

Bu karar karşısında verilen tepkiler bir umut ışığı barındırmıyor. Mesajlar ya yerine ulaşmıyor ya da geçiştirilmek isteniyor...

Verilen mesajların üstünü örtüp, “Esas mesele ile alakası olmayan unsurlar niye karara eklendi?” diye sormak artık Türkiye’yi kurtaramaz.

Zaten kararın sertliği bu konuda da önemli mesajlar içeriyor:

“Artık mazeret üretmeyi bırakın ve demokratikleşme yönünde adımlar atın”...

Bunun üzerine söylenecek söz, “AP tarihi için bugün kötü bir gün” gibi Avrupalılara kendince demokrasi dersi veren açıklamalar olmamalı.

Kıbrıs konusunda referandum sonucuna rağmen sürekli kulağı çekilen Türkiye, “Evet Kıbrıs’ı tanımak istiyorum. Birleşik Kıbrıs’ı tanıyacağıma dair size açık çek veriyorum” diyemiyor. Parmağının arkasına saklanıyor. Çünkü çözüm istemiyor!

Üstelik bu söylemin içini de doldurmak gibi bir acil beklenti söz konusu iken...

“Annan planındaki Türk askeri ve Türkiye’den taşınan nüfus ile ilgili unsurlar yeniden masaya yatırılsın. Bu konularda AB normlarına uygun bir tavır geliştireceğiz. Tek koşulumuz Kıbrıslı Türklerin adadaki güvenliği, siyasi eşitliği ve iki kesimliliktir” diyemiyor Türkiye. Niye?

Çünkü Türkiye hiç bir zaman Kıbrıs’ta çözüm falan istemedi.

ABD’nin desteğiyle Kıbrıs’ın yarısı üzerindeki egemenliğini devam ettirme hesapları dışında hiçbir ağızlı yüzlü hedefle AB’nin karşısına çıkmadı Türkiye.

Laf kalabalığı ile meseleyi geçiştirmek mümkün değil. Kimse kusura bakmasın ama Türkiye’nin muhatabı bu kez manipulasyona açık çaresiz ve bilinçsiz bir toplum değil!

Kıbrıs konusunda durum bu. Çağdışı politikalar bizi yeterince etkileşim içine girip kendimize güvenimizi artıracak düzeyde etkileyemediğimiz Kıbrıslı Rumların insafına terk ediyor. Kıbrıslı Türklerin geleceği sol değerlere sıkı sıkıya bağlı olan ve güneydeki çözüm yanlısı güçlerle sıkı bir ittifak kurabilecek kültüre ve birikime sahip kadroların elinde. Bu kadrolar da kuzeydeki çarpık siyasi şartlar nedeniyle çil yavrusu gibi dağılmış vaziyette...

Ne demişler?

Zaman her şeyin ilacıdır...

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org