Görüş, 2 Eylül 2003

Birikim Özgür

 

Şeffaflık İlkesi ve Protokol Önerisi

CTP’nin seçimlere yönelik aldığı kararların açıklandığı 6 Haziran 2003 tarihli basın bildirisini aynı gün dikkatle okumuştuk.

CTP’nin yaptığı “açılım”, pek çok insanı kelimenin tam anlamıyla ortada bırakmıştı. Dünya elbette bu insanlardan ibaret değil ancak bu dışlanmışlık hissini yaşamış bir birey olarak altını çizmekte de fayda görüyorum. Sözkonusu açılım sonrasında tüm yetkilerin CTP parti meclisinde olacağı bir birlikteliğe farklı kimliklerin dahil olması hemen hemen imkansızdı. Sanırım gelinen aşamada benzer gerekçeyle Ticaret Odası da CTP’nin gerçekleştirdiği açılımı yeterli bulmadı ve ayrı bir parti olarak seçimlere katılma formülüne odaklandı. Zaten bizim açımızdan bakıldığında, “Kimliğinden vazgeçer ve bize gelirsen, CTP yönetimi uygun gördüğü takdirde seni aday yapabiliriz” önerisi, daha çok, çözüm yanlısı Kıbrıs Türk milliyetçisi sağcı/ liberal kesime ve Türkiyelilere yönelikti. Pratikte bu yaklaşım Annan planı temelinde çözümün önünü açabilecek mi? Hedeflenen bu.

Tecrübeler göstermektedir ki sadece solu ya da sağı veya Kıbrıslıları ya da Türkiyelileri hedef kitle olarak belirlemenin ötesini görmek, tüm çözüm yanlısı güçlerin çözüm ortak hedefine birlikte yürümeleri sağlamak, verilecek mesaj ve yaratılacak etki açısından daha tercih edilir olandır. Bu nedenle muhalefetin tek ses, tek yürek olarak yol almaya çalışarak çağdaş muhalefet çizgisine yönelmesi gerekmektedir. Çağdaş muhalefet anlayışının temelinde ise farklı kimliklere saygılı birliktelik konsepti vardır. Bunu, ortak liste ile seçimlere katılma yönünden bakıldığında sadece BDH çatısı altında birleşen güçler hayata geçirebilmişlerdir. BDH’yı BDH yapan budur.

Diğer bir önemli yön ise ayrı ayrı listelerle seçimlere girme ancak öncesi ve sonrasına yönelik bir protokol imzalama konusudur.

Elbette CTP’nin listelerinden adaylığı açıklanacak çok değerli insanlar olacaktır. Bunların arasında, “Ben CTPli değilim, Birleşik Güçler kanadındanım” diyenler çıkacaktır. Bu gibi yaklaşımlar, toplumsal birliktelik mesajından çok milletvekilliği makamına yönelik atılmış adımlar olarak değerlendirilecek ve ters etki de yapacaktır.

Özellikle Ticaret Odası’nın farklı bir kimlik olarak seçimlere CTP ile birlikte girme çabasının sonuç verici olamamasından sonra, CTP- Birleşik Güçler formülü anlamını yitirmiş gibi görünüyor. Nedir ve kimdir bu “Birleşik Güçler” diye anılan şey? CTP iş çevrelerinin de desteğiyle üç önemli belediye başkanlığı kazandı. Şimdi ne oldu da o destek CTP’den esirgeniyor?
Politikalarda mı anlaşamadılar? Tahmin ettiğimiz gibi Ticaret Odası farklı bir kimlik olarak bu birlikteliğe dahil olmak istedi de CTP buna mı yanaşmadı?
Her iki tahmin de yanlış olabilir...
Hem politikalarda anlaşılmış hem de Ticaret Odası farklı bir kimlik olarak kabul edilmiş ancak kimlerin aday gösterileceği konusunda sıkıntı yaşanmış olabilir.
Lafı fazla uzatmaya gerek yok...

Bizi çözüme taşıyacak güçlerin hangi adımı atacaklarsa atsınlar, dolap çevirmeden, açıklıkla bunu yapmalarını talep etme hakkımızı kullanmalı, şeffaflık istemeliyiz...

Birleşik güçlerin ne demek olduğunu öğrenmek için listelerin açıklanmasına kadar beklemek durumundayız. Bu da birleşik güçler konseptinin, birlikten çok birey merkezli bir çaba olduğunun göstergesidir.

Protokol konusuna dönecek olursak;
CTP’nin 6 Haziran 2003 tarihindeki basın açıklamasında bizim açımızdan yüreklere su serpen bir nokta vardı; bu da Sn. Talat’ın yaptığı protokol önerisiydi. “Madem ki CTP seçimlere ayrı girmek istiyor, girsin ama hiç olmazsa o birlik havası bozulmasın” düşüncesinde olanları rahatlatan bir öneriydi bu.
Kısacası, seçim öncesi ve sonrasına yönelik bir protokol imzalanması fikri, CTP’den çıkmıştı. Ali Erel ve arkadaşları herhalde o basın açıklamasındaki çağrıya uyarak protokol önerisini hayata geçirme çabası içine girmişlerdir...

6 Haziran 2003 tarihli basın toplantısında, Sn. Talat şu ifadeleri kullanmıştı:

Parti çatımız altında oluşturacağımız bu güç birliği yanında, bizim dışımızda barış, çözüm ve AB ortak hedefi ile seçime katılacak diğer siyasal partilerle de ilkeli, düzeyli ve kapsam ve şeklini karşılıklı görüşerek belirleyeceğimiz tüm konularda iş ve güç birliği için gerekli her türlü çabayı ve özveriyi de göstereceğiz. Bunun için seçim öncesi ve sonrasını da kapsayacak şekilde protokoller yapmayı da öngörüyoruz.

Mesaj son derece açık ve de iyi niyetli...

CTP, “Biz lideriz, biz en büyük partiyiz” iddiasında olan bir parti...
Bu konuda da, iddia edildiği gibi, CTP, “liderlik” görevini yerine getirip kendi önerdiği protokol yapma fikrini somut bir eyleme dönüştürme kararlılığını sergilemeli... Böylesi önemli bir adımı sahiplenmeli; meydanı “küçük partilere” bırakmamalı...

CTP’nin ortaya attığı, Ali Erel ve arkadaşlarının peşine düştüğü protokol yapma önerisi hayata geçirilecektir. Bu adım, toplum psikolojisini çok olumlu yönde etkileyecektir.

Önceleri birlikte hareket ederek, toplumu oluşturanlara, herhangi bir partiyi destekliyor damgası yemeksizin miting meydanlarında statükoya karşı çıkma olanağı tanıyan güçlerin, atacakları her adımı şeffaflık ilkesi temelinden hareketle atmaları beklenir ki toplum meydanlarda bağırmaya, peşlerinden koşmaya devam etsin... Toplum, birliktelik ruhunu iliklerine kadar hissetmek istiyor ki özgüveni zedelenmesin. Protokolun imzalanması, şeffaflık ilkesine katkı koyacaktır.

Üç parti de UBP ve DP ile koalisyon ortaklığına sıcak bakmadıklarını açıkladılar. Başta protokol yapma önerisini ortaya atan CTP olmak üzere üç partinin de toplum huzurunda birer imzayla bunu somutlaştıracakları öngörülüyor. Toplum adına büyük bir aşamadır.

Atılması öngörülen çok olumlu adımların yanı sıra şeffaflık ile ilgili sıkıntı yaratan daha başka konular da yok değil...

Birlikten niye kaçtığını dahi henüz CTP halka anlatmadı. Hep pratik gerekçeler öne sürüldü. “Ayrı ayrı listelerle seçime girersek, topluma seçme şansı tanır, oylarımızı artırırız” iddiası üzerinde duruldu. Eğer tek sebep bu olsaydı, muhalif güçler oturur ve birlikte iki hatta gerekirse beş liste de hazırlayabilirlerdi. Tek sebebin bu olmadığı anlaşılıyor... Politik birtakım hesaplar olsa gerek. Bu konuda da CTP, şeffaflık ilkesini yeterince önemsemiyor...

Diğer bir konu da AKP hükümeti ile CTP arasında olduğu varsayılan işbirliğidir.

Nedir Erdoğan’ın Talat’a söylediği? Neyin güvencesi verildi CTP’ye? Bir söylentidir dolaşıyor... “CTP arkasını Türkiye’deki hükümete dayadı” deniliyor. Doğruluk payı var mıdır? Yoksa birileri CTP’ye çamur atmak için mi bu söylentileri yayıyor? Toplumumuz için seçim kadar seçim sonrası da çok önemlidir. Oyumuz, Kıbrıs’ta çözümün önünü açacak olanlarındır; helal olsun! Çözümün önünü açmak da öyle kolay bir iş değildir. Türkiye’nin de çözüme zorlanması şarttır. CTP’ye Erdoğan hükümeti, “Seçimleri kazanın, Denktaş’ı görüşmecilikten uzaklaştırın, birlikte bu meseleyi halledelim” dedi mi demedi mi? Öğrenmek hakkımızdır. Daha başka söylenen şeyler varsa, bunları da öğrenmek isteriz. Geleceğimiz biraz da Türkiye’deki hükümetin AB vizyonuna ne kadar sadık kalacağına ve seçim sonrası Kıbrıs’ın kuzeyinde gündeme gelecek olası statüko karşıtı hükümete yaklaşımına da bağlıdır.
Biz elimizden geleni yapacağız. Derin devleti Kıbrıs’ta yeneceğiz. Türkiye’deki hükümet kimin tarafında duracaktır? Bizim mi derin devletin mi? Eğer derin devletin tarafında durursa yandığımızın resmidir... Böyle bir durumda hükümet eliyle, derin devlet, sözünden dışarı çıkmış olmamızdan dolayı bizi cezalandırmak için elinden geleni yapacaktır.
CTP bu konuda ne konuşulmuşsa, topluma aktarmak durumundadır. Eğer bu yapılmazsa, CTP’nin politikalarını kimse anlayamayacak ve CTP seçimlerde Kıbrıslıların tepkisi nedeniyle beklediği oy oranını da yakalayamayabilecektir.

Dürüstlük en doğru politikadır. Şeffaflık ilkesine bağlılık siyasette puan kazandırır. “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” diye bir söz vardır. Bu memlekette insanlar boşuna umutsuzluğa kapılmıyorlar. Söylenenlerle yapılanlar bir türlü birbirini tutmayınca insanımızın statükonun değiştirileceğine dair inancı da zedeleniyor. Sorumluluk hepimizindir...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org