Görüş, 19 Ekim 2004 Birikim Özgür | ||
“Ölümün Kıyısından Dönenler” Dizisinin Düşündürdükleri - 1 Dünyada sonu gelmeyen bir çekişme yaşanmakta yüzyıllardır ilericiler ve gericiler arasında. Elbette bu çekişme, Kıbrıs’a da bir şekilde yansımakta...
Hilkat garibesi...
Hep duyardık, arkadaşlarımızla dalga geçmek için kullanırdık ama esas anlamını tam olarak bilmezdik; Osmanlıca’da insanoğlunun atasal örneklere dönmesiyle (doğadışı gerileme anlamında) ortaya çıkan şeye denirmiş “hilkat garibesi”... Bu küçük örnek de gösteriyor ki ilerleme çoğu zaman doğal, gerileme ise gariplik olarak algılanmıştır insanlar tarafından. Kanımca toplumsal gerilik ya da gerileme de bir çeşit bilinç garipliğinden başka bir şey değil. Savaşları, katliamları böyle yorumlamak mümkün mü? Birilerinin belirli bir amaç için düğmeye basması ve bir bilinç dışılığın veya bilinçsizliğin hayatı esir alması hali... Sevgül Uludağ’ın “Ölümün Kıyısından Dönenler” dizisi, bu bilinçsizliğe karşı bir toplumsal terapi hissi uyandırdı bende. “İçimizde kalanlar” ortaya serilecek, acılar paylaşılacak ve bilinç dışılık ya da toplumsal gerilik, geriye dönüşü olmayan ağır bir darbe alacak!..
Çekiç sesleri!..
Bugüne kadar “hamaset” bu terapinin önündeki en büyük engelmiş gibi duruyordu... Duvardaki küçücük yarıkları dövmek için çekiç sallama vaktinin geldiğinin habercisi belki de “Ölümün kıyısından dönenler”... Sözde kalmayacak bir ilerlemenin önü böyle açılabilir diye düşünmek gerekiyor. Hele bir de toplumsal geriliğin (ya da tutuculuğun) bilgisizlerin eliyle hayata geçirildiği hesaba katılınca; daha da kötüsü, bundan en fazla bilgisiz-açıkgözlerin medet umduklarını düşününce, böyle bir “toplumsal terapi” yöntemiyle ilerlemenin önünü açmanın değeri daha çok anlaşılıyor. Geriye dönme çabalarının yani tutuculuğun boş bir çaba olmaktan öteye gidemeyeceğinin ve bunun doğaya aykırılığının altını çizmekte de fayda var. Tek yapabilecekleri, ilerlemenin hızlanmasına bir süre için engel olmak! Kıbrıs’ta 1963’ten günümüze yaşananlar da buna güzel bir örnek...
İlerlemenin felsefe temeli ve sol...
Bu bağlamda felsefe kitaplarının altını çizdiği temel noktayı vurgulamak gerekiyor: İlerleme, nesnel bir süreçtir ve üretim güçlerindeki ilerleme tüm tarihsel-toplumsal ilerlemenin ölçütüdür... Günümüzde bilgi üretimi de bunlardan bir tanesi olarak algılanabilir. İlerici ve “ötekini” anlamaya yönelik bilgi üretimini ise Kıbrıs şartlarında sol çizginin daha çok sahiplendiğini iddia etmek mümkün. Bu bile varolan tarihsel birikim nedeniyle hala daha toplum ilerlerken “solun” çok önemli bir misyon yürütmekte olduğunun önemli bir işareti.
İlerleme ve Kıbrıs...
Dünya tarihini iyi bilenler derler ki çok kısa dönemler hariç, hep ilericiler galip çıkmıştır bu iki karşıt arasındaki çekişmeden... Dünya bir adım geri iki adım ileri derken hep gelişmiş; yarın, bugünden hep daha iyi olagelmiştir... Kıbrıslıların anlattığı tüm o ölüm-kalım hikayelerini okuduktan sonra insan şöyle düşünüyor: Düne (1974 öncesine) göre kıyaslandığı zaman Kıbrıs’ın bugün içinde bulunduğu “şekil”, akla yatkın bir “şekil”dir... Ada üzerinde etkili olmak isteyen iki milli güç açısından bakıldığında, bu böyledir. “Denge” söz konusudur ve kan durmuştur. Kıbrıslılar açısından ise hedef “yarına” ulaşmaktır; “akıl” galip gelememiştir henüz yaşadığımız topraklarda. Acılar henüz dinmemiştir. Daha yürünecek çok yol vardır; iki milliyetçiliğin ülkeye eşit düzeyde egemen olmalarının yarattığı dengenin bir üst seviyesi sayılan yaraların sarılması ve çok kültürlü yaşama geçişin sancıları yaşanmaktadır hala ülkemizde. Bu nedenle Sevgül Uludağ’ın gerçekleştirdiği röportajların toplumun her kesimince ele alınması ve tartışılması, toplumsal aklın karşılıklı yaşanan birtakım üzücü tecrübelerden ders çıkarma noktasına erişmesi kanımca büyük önem taşımakta.
copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||