Birikim Özgür|Ana Sayfa


Görüş, 9 Ekim 2001
Birikim Özgür

Prag ve Düşündürdükleri

Aşağıdaki yazı bir yıl kadar önce kaleme alınmış ve Yeniçağ gazetesinde yayımlanmıştır. Sömürüye karşı yapılan bir eylem sonrası küreselleşmeyi sorgulayan, terörü tanımlamaya çalışan bir yazı olduğu için üzerinde tekrar düşünme gereği hissettik. Sömürüye karşı yapılan gösteri niteliğindeki eylemleri terör şeklinde algılamamak gerektiği anlatmaya çalışmıştık. Bugün dünyada terörün ne olduğu çok iyi biliniyor. Peki “terörün kökünü kurutmak için” bombaların yağdırıldığı şu günlerde terörün evrensel nedenleri üzerinde yeterince duruluyor mu? Şunu çok iyi bilmeliyiz: Hayatta herşey neden-sonuç (cause-effect) ilişkileriyle açıklanabiliyor. İkiz kulelerde ölenler “Allah öyle istedi diye” ölmediler. Bir neden, onların ölümü gibi vahim bir sonucu da beraberinde getirdi.

Dileyelim de “savaş” bir an önce bitsin... Bitsin ki neden-sonuç ilişkilerini tartışmaya başlayabilsin insanlık...

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Geçtiğimiz haftalarda, Prag gündemdeydi.

Prag doğumlu iki tane dünya tatlısı yeğeniniz varsa, zaten dikkat çeken haberleri, kulaklarımızı dört açıp dinlersiniz.

15 Ağustos 1992 tarihinde Prag’a ayak bastığımızda yollar ıslaktı. Havaalanında, “Türk olmanın büyük gururu”nu yaşamıştık! Çek Cumhuriyeti’nde, her ülkede olduğu gibi TC pasaportu taşıyanlara ‘farklı’ muamele sözkonusuydu.

Hava limanında bizi önümüze kırmızı halı sererek karşılamamışlardı ancak gümrük kapısının ardındaki Prag’ın o muhteşem taşlı, kıvrak yollarında, “açık hava müzesi”ni seyrederken, biz, sırtını tarihe dayamış medeniyeti değil, pasaportumuzu sorguladık.

Aradan tam 8 yıl geçti. O zamanlar daha 14 yaşındaydık ve devrim sonrasını yaşayan Çek halkının sosyalist yönetim sonrası kapitalist dünyaya nasıl ayak uydurmaya çalıştığını, pek de yorumlayamadan, gözlemlemiştik.

Kısa süreli gezimizin ardından adada bizi karşılayanlar arasında yanlış hatırlamıyorsak, anne ve babamız yoktu.

Lefkoşa’daki evimize vardığımızda bizi kapıda karşıladılar.

Yemekte misafirlerimiz vardı.

Misafirlerimiz, Eşref Vaiz, Ahmet Gulle, eşleri ve çocuklarıydı.

Konuşulan konulardan birisi de Kıbrıs meselesiydi.

Ahmet Gulle, “Federal çözümden sonra da UBP iktidarını sürdürmesini bilecektir” demiş, önemli bir noktaya, çözüm sonrası mücadeleye dikkat çekmişti.

Çözümün hala daha gerçekleşmemiş olması ne acı değil mi?

Ahmet Gulle’nin değindiği noktanın bugün dünkünden daha gözle görülür olması ne acı değil mi?

Sol güçlerin yarını düşünemeyecek kadar bölük pörçük olması ne acı...

Sağ güçlerin Kıbrıs’ta istedikleri gibi at koşturmaları acı verici...

***

Belki Kıbrıs’ta değil ama dünyada, sağ güçlere karşı, kapitalizme karşı muhalefet su yüzüne çıktı.

Prag’da, İMF ve Dünya Bankasının toplantıları değil, globalleşen sömürüye karşı eylemler, gündeme damgasını vurdu.

Bir zamanlar kapitalizme karşı yaratılan düzenin önemli kentlerinden birinde bu kez daha vahşileşen ve globalleşen sömürüye önemli bir direniş örgütlendi.

Tek kutuplu dünyada sömürüye nasıl karşı çıkılır?

Prag’da bu denendi. Sömürüye karşı çıkan birbirinden çok farklı amaçlara sahip birçok örgüt, biraraya gelebildi.

Buluştukları nokta, küreselleşmenin, yoksulu daha yoksul, zengini ise daha zengin etmesiydi.

Bu iddia geçerli midir?

Soru şu olmalıdır:

Küreselleşme nedir?

IMF'nin 2000 yılı raporunda şöyle tanımlanıyor: “Küreselleşme, dünyadaki ekonomilerin, özellikle ticari ve finansal akımlar aracılığıyla giderek artan biçimde bütünleşmeleridir.”

Radikal yazarı Mahfi Eğilmez sorunun esas cevabını veriyor:

“Kapitalizmin, kurallara bağlanmak suretiyle yetkinleştirilmiş ve serbest piyasa ekonomisine dönüştürülmüş biçiminin bütün dünyaya egemen kılınması çabası.”

Kapitalizmin bütün dünyaya egemen kılınması demek, sömürünün globalleşmesi demektir.

Sömürü olan yerde, zengin daha zengin olur, fakir ise daha fakir.

Birşeylere karşı çıkılacaksa, tanımının da iyi yapılması gerekir.

Küreselleşmeye karşı çıkmak, zulüme karşı durmaktır.

Egemenler, suyun başında duranlar, kaynakları ellerinde tutanlar, doğayı bilinçle yok ederken, açlık çekenleri keyifle izlerken, zulümlerini tüm dünyaya yaymaktayken, seyirci kalmak gibi bir alternatif sözkonusu olamaz.

YBH Genel Sekreteri İzcan’ın 25 Eylül 2000 tarihli basın bildirisinde gösterdiği hedef tek alternatif olarak önümüzde durmaktadır:

“İşsizliğe, yoksulluğa, savaşlara, milliyetçiliğe, her türlü şovenizme, ırkcılığa ve doğanın tahribatına karşı mücadele edenlere katılmak…”

“…bu sesin yükselmesi için gerekli her türlü katkıyı koymak…”

“… Sosyalist bir düzen için mücadele etmek…”

Cumhuriyet yazarı Ali Sirmen, küreselleşmenin bir başka tanımına yaparken, küreselleşmeye karşı çıkmanın “ne olmadığını” şu cümlelerle açıklıyor:

“Küreselleşmeye, dünyanın ulus devletlerin de üstünde koca bir aile oluşturmasına, savaşların sona ermesine, gelişmenin, yeni teknolojinin nimetlerinin bütün insanlığa yayılmasına, bilginin sınır tanımadan akmasına, kültürün daha da zenginleşmesine, insanoğlunun emeğin ürününü dostça devşirip herkesin katkısı oranında paylaşmasına, mutluluğa ve gelişmeye ulaşmakta insanlık çapında bir fırsat eşitliğinin sağlanmasına karşı çıkmak akıl işi mi?”

***

Televizyonlara yansıyan şiddet içeren eylemler, küreselleşmeye karşı çıkanlara karşı hiç mi tepki yaratmadı?

Bir zamanın “özgürlük kahramanı” diye nitelendirilen Çek Devlet Başkanı Havel, önceleri eylemcilere “sempati” duyduğunu söylüyordu.

Gösteriler gerçekleşirken, AB üyeliği gündemde olan bir ülkenin başı olarak, “aba altından sopa gösterme” yöntemini seçti. Yaptığı açıklamalarda eylemlere karşı Çek halkının “sağduyulu davranmasını” istedi. Ayrıca halkın gösterilerden uzak durmasını da önerdi.

Şiddet, terör…

Prag’daki eylemleri terör olarak nitelendirmek doğru olmaz. Prag’daki eylemlerin terör içerdiğini iddia edenler, daha çok egemen çevrelerdir.

Terörü kimse tasvip etmez. Terör örgütlerine, gerek dünyada, Sovyet yönetimini, gerekse Türkiye’de, solcuları zayıflatmak için omuz verenler unutulmamalıdır. Yeşil kuşak politikaları, terörün anasıdır.

Burda da sömürü sözkonusudur. Özker Özgür “Terörizm” başlıklı yazısını şu cümlelerle sonlandırmıştı:

“1997 yılının Eylül ayında Hong Kong'da gerçekleşen Dünya Bankası -IMF toplantısında Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn dünyada zenginlerle yoksullar arasındaki uçurumun giderek büyümekte olduğuna işaret etti ve yoksul ülkeleri birer "saatli bombaya" benzetti. Terörizmin kaynağında zenginlerle yoksullar arasındaki uçurumun bulunduğunu akıldan çıkarmamak gerekir.”

Bu bilinçle, sömürüye karşı yapılan eylemlerin birer gerilla saldırısına benzetilmelerine olanak tanımama becerisini göstermek gerekir.


Birikim Özgür|Ana Sayfa