Fikrimin İnce Gülü, 9 Ocak 2005

Zeki Erkut

 

HANİ ÇÖZÜM NİYETİ?

Biz, 20 Şubat’ta yapılacak erken genel seçimlere odaklandık, Türkiye de CHP’de olup bitene. O nedenle Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin gündem her iki ülkede de geri plana itildi. O kadar ki, 3 Ekim, 2005 tarihine yönelik o kadar ilginç yaklaşımlar ve çabalar oluyor ki, bunlar nedense görünmüyor. Gerçi Kıbrıs sorununun gündemdeki yerini koruyamaması geçici bir olgudur ama özellikle biz Kıbrıslıtürkler için kaybedilecek tek bir saniyenin dahi olmaması gerekir. Aslında Türkiye’nin de 3 Ekim’e yönelik ev ödevleri nedeniyle zaman kaybetmemesi gerekmektedir ama Ankara’nın şu veya bu şekilde 3 Ekim’i kazasız belasız atlatmak için birşeyler yaptığına da tanık oluyoruz.

Örneğin geçtiğimiz hafta, bizim Bakanlar Kurulu aracılığı ile bir karar aldırttı. Buna göre Mağusa Limanı Rumlar tarafından kullanılarak Türkiye ile ticarete başlanabilecektir. Denktaş tarafından da son derece olumlu bulunan bu karar, Kıbrıslırum yönetimi tarafından anında reddedildi.

Aslında bunun reddedileceği belli değil miydi?

Bunca yıldır Kıbrıslırumların kuzey’deki limanları yasadışı ilan edip bu limanları kullananları tesbit ettiğinde cezalandırdığını bilmiyor muyduk?

Şimdi, yeni olan ne var ki Mağusa limanı için böyle bir öneri getirildi?

Yoksa Rumların Türkiye ile ticarete köprü olabilecek Limasol ya da Larnaka limanları yok mudur?

Ankara “belki tutar” diyerek bir kürek salladı.

Tutmadı.

Ama ortada Kıbrıslırum yönetimi tarafından ortaya atılan başka bir öneri vardır. “Maraş’ın eski sahiplerine verilmesi karşılığında Mağusa limanının ortak kullanımı”!

Bu öneriyi biz tartışmadık ama anında reddettik.

Burada hangi amaç gözetilmedir? İzolasyonların kaldırılması mı yoksa Maraş’ın elde tutulmasına devam edilmesiyle birlikte izolasyonların devam mı?

Görünen odur ki hem Maraş’ın elde tutulması hem de izolasyonların devamı tercih edilen bir politika olmuştur. Çünkü batılı güçlerin izolasyonların kaldırılmasına yönelik vaadleri yerine getirilmemiş ve Kıbrıslıtürk toplumuna karşı izlolasyonlar halen sürmektedir. Bu durumun değişeceğine ilişkin fazla iyimserlik de yoktur.

Ankara’nın bizim Bakanlar Kurulu aracılığı ile Mağusa Limanı üzerindeki son çabası da aslında izolasyonların kaldırılmasına yönelik değildi. Belki bu amaç da vardı ancak birincil hedef Ankara’nın 3 Ekim’i kazasız belasız atlatması şeklindedir.

Bunu Sabah gazetesi yazarlarından Muharrem Sarıkaya’nın “Putin ile Kıbrıs Zirvesi” başlıklı makalesinden de anlamaktayız.

Sarıkaya, yarın Moskova’da Putin-Erdoğan görüşmesinde ağırlıklı konunun Kıbrıs sorunu olduğunu aktarıyor.

Rusya’nın Türkiye’den, Türkiye’nin de Rusya’dan istekleri olacak. Her iki ülke de karşılıklı çıkarların masaya yatırıp al gülüm-ver gülüm politikası güdecekler, doğal olarak.

Rusya Türkiye’den ne isteyecek üç aşağı beş yukarı belli. Çeçen teröristlerden desteğini çekmesi ve Türkiye’deki enerji yatırımlarında pay sahibi olmak.

Türkiye’nin Rusya’dan isteyeceklerinin başında Kıbrıs sorunu var. Ankara, Rusya’dan Kıbrıs sorunuyla ilgili destek isteyecek.

Ama nasıl?

Rusya’nın Güvenlik Konseyi’de KKTC’ye izolasyonların kaldırılması konusuna destek vermesi!

Rusya KKTC’ye izolasyonların kaldırılmasını tavsiye eden Annan Raporu’na veto tehdidini devam ettirmezse KKTC’ye uygulanan izolasyon çemberi Annan raporuna dayanılarak kırılacak! Fiilen değilse bile kağıt üzerinde bu böyle olacak.

İzolasyonların kaldırılmasına karşı olan yok. Keşke kalksa!

Kıbrıslıtürk toplumunun dünya ile kucaklaşmasını ve ekonomik refah düzeyinin artmasını kim istemez ki?

Ancak Ankara da öyle mi düşünüyor acaba?

Burada yine Muharrem Sarıkaya’nın görüşüne başvurmakta yarar var.

Yazar diyor ki, “KKTC’den izolasyonun Güvenlik Konseyi kararı ile kalkması halinde, 3 Ekim’de müzakerelere başlaması için Ankara’nın Rum kesimi ile Gümrük Birliği anlaşması yapması zorunluluğunu getiren işlemin fazlaca önemi kalmayacak. Türkiye’nin AB ile tam üyeliğinin gerçekleşmesine kadar geçecek sürede Rum kesimini tanıma gibi bir zorunluluğu olmayacak”

Evet, kelimesi kelimesine aktardığımız görüşler böyle.

Daha doğrusu Ankara’nın çoğumuzun görmezlikten geldiği ya da görüp de sessiz kaldığı politikası böyle.

Bir taşla iki kuş yani. Bir taraftan Kıbrıslıtürk toplumunun izolasyonlardan arındırılması ve böylece Ankara’nın Kıbrıs’a olan mali yükünün azaltılması, öbür yandan da AB üyeliği yolundaki “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıma” ödevinden sıyırmak!

Haa, bir de izolasyonlardan sıyrılan Kıbrıslıtürklerin, Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliğine kadar geçecek süre içinde ayrılığı tam tescil edilirse, işte size bir taşla üç kuş!

Peki, hani çözüm?

Kıbrıslıtürklerin çıkar ve beklentileri nerede?

Peki, Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumların karşılıklı olarak amaç ve çıkarları nedir ya da nerededir?

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org