Fikrimin İnce Gülü, 9 Kasım 2003 Zeki Erkut | ||
MATRAK GEÇMEK Avrupa Birliği İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin önüne Kıbrıs şartını koyması çeşitli kesimlerde farklı yorumlara yol açtı.TC Hükümet kanadının da içinde olduğu bir kesim, biraz da kendi kendilerini aldatma ya da olayın vehametini görmezlikten gelme yaklaşımıyla, "yok canım, Kopenhag Kriterleri arasında Kıbrıs şartı yoktur" diyor. Bir kesim de vardır ki yukarıda sözünü ettiğimiz kesimin "Nato kafa-Nato mermer" yaklaşımlarına inat olsun diye matrak geçmeyi tercih ediyor. Bugünkü (Pazar) Sabah gazetesinden aktarıyoruz. "Türkiye'nin AB üyeliği Kıbrıs'a...Kıbrıs'ın istikbali de tonton cumhurbaşkanı Denktaş ile Nuh deyip peygamber demeyen Mümtaz Sosyal'a kaldığına göre, bu konuda bize, matrak geçmeken başka birşey kalmıyor" Bu sözler İlker Sarıer'e ait. Yazar, dalgasını geçmeye devam ediyor. "...Bir mantıklı izahı var mı, Kıbrıs'ı Türkiye'nin burnuna dayamanın? Akan kanı durdurmak için haklı olarak adaya çıktık...Sonra çıtı-pıtı, eli yüzü düzgün bir devlet kurduk. Dünyada bir Allahın kulu tanımadıysa bu onların riyakarlığındandır. Sonra, ada ekonomisini dünyaya parmak ısırtacak hale getirmek için devamlı para pompaladık. Bizde vardı da mı daha fazlasını veremedik?...Bu arada, Kıbrıs Türkleri'nin büyük çoğunluğunun Denktaş'a karşı çıkması da teessür uyandıran bir nankörlük olarak mütaala edilmelidir..." Ayni gazetede Mehmet Barlas'ın da matrak geçtiğini görüyoruz. "Şu Avrupa Birliği'ne 'artık biz size üye olmak istemiyoruz.Üyelik başvurumuzu geri çekiyoruz' desek. Sonra TC ile KKTC'nin birleşip tek devlet olduklarını açıklasak. Rauf Denktaş'ı da 'Başkan' yapsak. Avrupa da, Yunanistan'lı ve Kıbrıs'lı Rumlar da, Türkiye'deki 'ulusalcılar' da amma rahatlardı..." Ve bir de Hınçal Uluç'un "Abuzettin" mektubundan alıntı yapalım. "Biliyorum, Borsa, 'Tekel ve AB için Kıbrıs şartı' şokuyla düşmeye başlayınca keyfin kaçmıştır. Ama üzülme gene toparlanır. Amerika'nın Türkiye ile, Irak'a asker gönderilmesi konusunda görüşmelerin devam edildiğini açıklaması Borsa'da olumlu etkisini mutlaka gösterecektir. Hele, askerlerimiz Irak'a gider bir-iki de şehit verirsekü emin ol, 16 bin sınırı genel aşılır. Fakat bu arada şunu da unutmamamız lazım kardeşim. Kıbrıs meselesi ciddileşiyor. Rumların ve de Avrupalıların bize dikte ettirmeye çalıştığı şartları kabullenmeyeceğimize göre bu demektir ki Kıbrıs'taki askeri gücümüzü gözden geçirmeliyiz. Çünkü altı ay sonra Kıbrıs resmen AB üyesi olacağından herifler, "Burası artık bizim topraklarımız çıkın" diye tutturabilirler. Bu oyuna gelmemek için şimdiden tedbirlerimizi almalıyız. Bu durumda Abuzittinciğim, Amerikalıları kurtarmak için Irak'a gönderdiğimiz askerlere ilaveten, Kıbrıs'ı kurtarmak için de Kıbrıs'a yeni birlikler göndermemiz şart olacak ki o zaman Borsa 17 bin'i de aşar..." Yerimiz müsait olsa, 'Tecelli'nin Abuzittin'e"yazdığı mektubun tümünü alıntı yapar ve bu şekilde TC'nin olası bir Kıbrıs çözümsüzlüğü karşısında nelerle karşılacağını Tecelli'den öğrenirdik. Yine de bugün yaptığımız alıntılar, şaka yollu olsa da, TC'nin önünde ciddiyetle ele alması gereken bir süreç olduğunu gösteriyor. Bir kere TC'nin AB üyeliği yolunda Kıbrıs şartı'nı ciddiye alması gerekiyor. Bu da 1 Mayıs 2004'e kadar olan altın değerindeki süreyi en iyi şekilde kullanmasını zorunlu kılmaktadır. "Çözümsüzlük çözüm değil" diyerek bunun arkasına saklanmak ya da "biz iyi niyetimizi ortaya koyduk, sıra Rumlarda" deyip de topu ayağından uzaklaştırmak yetmez. Bunlar soyut ve içi doldurulması gereken sözlerdir. Abesle iştigal edip zaman öldürmek, sanırız, boşa kaybedilen zamanı telafi etmek için vakit bırakmayacaktır. Zaman su gibi akıp gidiyor ve en başta Kıbrıslıtürkler 1 Mayıs'ın sancısını çekiyor. Türkiye hem kendinin hem de Kıbrıslıtürk toplumunun Avrupa Birliği yolunu açacak mı açmayacak mı? Türkiye, Kıbrıslıtürkleri AB'den müzakere tarihi almak için rehin tutmaya devam edecek mi etmeyecek mi? Bu sorulara yanıtını "çözümsüzlük çözüm değil" sözcükleri içinde göremiyoruz. Göremediğimiz için de Türkiye'den artık gerçeklerle yüzleşmek için cesur adımlar atmasını bekliyoruz. TC, 1 Mayıs'tan sonra adada işgalci konumuna düşmek ve AB üyeliği yolunda 15 değil 25 ülkeyi karşısına almak istemiyorsa Kıbrıs sorununda daha yapıcı olmak gerektiğini anlamalıdır. Borsası, parası, ekonomisi ve herşeyi dış etkilere açık bir Türkiye, Denktaş'ın uzlaşmazlığının kurbanı olmamalıdır. Ne de bir avuç şahinin ve medyacı ulemanın! TC'nin çıkarı AB üyeliğinde ise ve bu konuda takiyye yapılmıyorsa bunun en kısa sürede pratiğe yansıması gerekir. Bu yapılmadığı takdirde TC'nin dış politikaları hem hezimetten kurulamayacak hem önüne gelen bu politikalarla matrak geçecektir. copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||