Fikrimin İnce Gülü, 27 Aralık 2004 Zeki Erkut | ||
17 ARALIK ZİRVESİ -2- 17 Aralık Zirvesi’nin Kıbrıslıtürkler açısından yorumlanmasının peşini biraz bırakmış gibiyiz. Biraz hayal kırıklığı, biraz yeniyıl hazırlıkları ve biraz da Şubat’ta yapılacak olan Milletvekilliği seçim hazırlıkları nedeniyle, 17 Aralık 2004 ile 3 Ekim, 2005 tarihlerinin gündemdeki yerini bulamadığını anlıyoruz. Oysa Şubat’taki erken genel seçimler, arkasından Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve onun arkasından da Kıbrıs’ın ılık ilkyazı gelecek ve uzun süren bunaltıcı yaz mevsiminin arkasından dananın kuyruğu bu kez gerçekten kopacak. Ama biz bu süreci iyi değerlendirmez ve güncel olaylara kendimizi kaptırırsak, 3 Ekim gelir de geçer bile. O nedenle Türkiye ile Papadapulos’un karşılıklı kozlarını bir tarafa bırakıp bu süreçte kendi gündemimizle yer almalıyız.Şurası iyice belli olmuştur ki gerek Türkiye’nin gerekse Papadapulos’un Kıbrıslıtürklerle ilgili bir planı ya da bir öngörüsü yoktur. Türkiye tarih almak için biz Kıbrıslıtürkleri rehin ya da koz olarak elinde tutmayı sürdürecektir. Papadapulos yönetimi ise Türkiye’nin AB üyeliğini veto etmemek için Türkiye’den taleplerini dile getirmeyi sürdürecektir. Türkiye, AB üyeliği için Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmen tanır ve buna karşılık bizi “buzdolabına” koyup 10-15 yıl orada tutabilir mi? Sessiz kalır ve izin verirsek bunu yapabilir. Papadapulos yönetimi, resmen tanınma karşılığı 10 -15 yıl Kuzey’deki çıkarlarının bizimle birlikte buzdolabında tutulmasına karşı sabırlı davranır ve sonunda tüm isteklerini elde etmeyi kabul edebilir mi? Sessiz kalır ve izin verirsek bunu yapabilir. Bunun için de Türkiye hükümeti ile Papadapulos hükümetinin gizli kapılar ardında AB, İngiltere, Amerika ve B.M’nin gözetim ve kefilliğinde el sıkışmaları gerekmektedir. Bunu yapabilirler mi? İzin verir ve sessiz kalırsak, bize göre bunun altyapısı çoktan hazırdır ve yapabilirler. Dolayısıyla bizim bu sürece ağırlığımızı koymamız ve bu kez “kuzuların sessizliği” rolünü reddetmemiz gerekmektedir. Bunun için de ne istediğimizi iyice ortaya koymaktan başka seçeneğimiz yoktur. Biz ne istiyoruz? Kıbrıslırumlar ne istiyor? Kimse sorsanız “Kıbrısta adil ve kalıcı bir çözüm” diyecek. Ama bu yetmez. Kime göre adil? Adaletin ölçüsü nedir? Biz, Annan Planı’nı tartıştık ve “evet” dedik. Çünkü beklentilerimizden ve hak ettiklerimizden de öte haklar elde edecektik. Kıbrıslırum toplumu ise Annan Planı’nın öncesinde de şartları ve beklentileri vardı. Ancak Annan Planı’nda bunlar yer almadığı gerekçesiyle “hayır” dedi. Annan Planı’na bir taraf “evet”, bir taraf “hayır” dediği için yürürlüğe girmedi. Biz “evet”imizle sempati toplarken Türkiye bunu tepe tepe kullandı ve “Kıbrıs’ta üzerimize düşen herşeyi yaptık”dedi. Oysa sorunun yine çözümlenmediği, üstelik AB Zirvesinin Türkiye’ye Kıbrısla ilgili yükümlülükler verdiği görüldü. Yani bir noktada başlanılan noktaya geri dönüş yapıldı. Şimdi Annan Planı’nın temel alınarak çözümün tartışılabileceğinden söz ediliyor. Annan Planı’nın kaçıncı versiyonu masaya yatırılacak, bize göre hiç de önemli değildir. Önemli olan temel birkaç noktada kimin ne düşündüğünü net olarak ifade etmesidir. Çünkü sorunun çözümünü sağlayacak olan bu birkaç temel noktadır. Bunu biraz daha açmak gerekirse... Kıbrıslırum toplumu Annan Planı’na “hayır” dedi ama bunun Kıbrıslıtürk toplumuna ve çözüme karşı bir tavır olmadığını da her fırsatta iddia etmekten geri durmadı. Dahası, örneğin AKEL her fırsatta barış ve çözümden yana olduklarını, Kıbrıslıtürk toplumunun siyasal eşitliğine karşı olmadıklarını söylemektedir. Federal bir çözüm ve Annan Planı’nın işleyebilir olması da AKEL’in bilinen görüşleri arasındadır. Bizim hareket noktamız bunlar olabilir mi? Bir başka deyişle Kıbrıslırum toplumunun neye hayır dediklerini tartışmaya kendimizi hazır görüyor muyuz? Sorunun temel noktası budur çünkü. Diyoruz ki “Papadapulos resmen ve net olarak ne istediğini ortaya koysun”! Doğrudur ama bu kadar resmiyete gerek var mıdır? Biz Kıbrıslıtürkler ve Rumlar birbirimizi hiç mi tanımıyoruz? Birbirimizin olmazsa olmazlarımızı, ihtiyaçlarımızı, beklentilerimizi ve korkularımızı yeterince bilmiyor muyuz? Biz ne istediğimizi yeterince ortaya koyduk. Bizim asgari isteklerimiz arasında Yeni bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nde siyasal eşitlik ve iki kesimlilik vardır. Azami isteklerimizi ise kalınca bir kitaba bile sığdıramayız. Ya Kıbrıslırumlar? Sanırız onların asgari ve azami istekleri bizimkilere kıyasla daha sayılabilirdir. Adadaki Türk askerlerinin çekilmesi, yerleşiklerin geri dönmesi, herkesin mal ve mülküne yeniden kavuşması. Dikkat edilirse bunlar biz Kıbrıslıtürklerden çok Türkiye ile olan sorunlarıdır. Ama sonuçta Kıbrıs sorunun çözümünde temel olabileceği için Kıbrıslırumların bu taleplerine kayıtsız kalmamız söz konusu değildir. Biz bunları tartışabilir miyiz? İşin püf noktası buradadır. Eğer tartışmaya hazır değilsek ya da başka mazeretler üretip bunları tartışmaktan kaçınırsak, yaşanılan sürece ağırlığımızı koyamayız demektir ki bu da 3 Ekim tarihinin bizim için önemli olmadığı anlamı taşımaktadır. Bu takdirde sorunu Ankara yönetimi ile Papadapulos yönetimi arasında çözümlemeye terkediyoruz demektir. Ya da şöyle diyelim, Kıbrıslırum toplumunun resmen değilse bile herkesçe bilinen talep ve beklentilerini tartışamazsak neyi tartışacağız, neyi görüşeceğiz? Öncelikle bunu düşünmekte yarar vardır. Ama “seçimler gelip geçsin sonra düşünüp tartışırız” demeden. . copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||