Fikrimin İnce Gülü, 14 Subat 2001
Zeki Erkut

SEVGİLİLER GÜNÜ

Haftalardır hazırlığı yapılan ve dillerden düşmeyen “sevgililer günü” nihayet gelip çattı.Herkeste bir heyecan. bir coşku....

Batılı kapitalist ülkelerde “sevgililer günü” neredeyse bir sanayi haline getirildi. O güne özgü sevgiyi ifade eden hediyelik eşyalar piyasaya sürülür, vitrinler kırmızı renge dönüştürülür, restorantlarda masalar iki kişinin romantik bir ortamda başbaşa yemek yiyebileceği şekilde hazırlanır.

Çiçekçilerin, kuyumcuların bayram yaptığı bir gün haline gelir “sevgililer günü”

Gazeteler sayfalarını “sevgililerin” mesajlarına açar, gün boyu radyolar sevgililerin sevdiklerine aşk şarkıları armağan etmesinde çöpçatanlık görevi üstlenir.

Hani utanma olmasa kimi hükümetler “sevgililer gününü” kamusal bir bayram ya da milli bir gün ilan edecek.

“Haydi bre yiğitler, aha size bayram, seviniz birbirinizi” diyecek!

Şaka bir yana, sevgililer, “ısmarlama ve yapay bir gün” olsa dahi, sevdiklerini kanıtlama fırsatı bulur.

Çiçek ya da hediye alan sevgili bunu büyük bir sürprizmiş gibi şaşkınlıkla karşılar ve beklendiği gibi son derece “mutlu” olur.

“Demek ki beni seviyormuş” der!

Sevginin ya da aşkın yılda bir kez kanıtlanma yarışı bana ters geliyor nedense.

Sevgi ya da aşk dediğiniz şey yılda bir kez “kırmızı ambalaja” sarılıp sunulacak bir hediyeye mi indirgenmeli ?

Böylesine yüce bir duyguyu ısmarlama bir güne sığdırmak, o duygunun yüceliğine yakışır mı?

Böyle bir günde komik şeyler de oluyor tabii.

Adam karısıyla gün 24 saat didişir durur, kesmanda kıssa, gırtlağına sarılıp boğacak ama iş “sevgililer günü”ne gelince karısına hediye almak için mağaza mağaza dolaşır.

Adam çapkınlıkta üzerine toz kondurmaz, aklı başkasında ama “sevgililer gününde” karısıyla restoranta başbaşa yemek yiyerek karısını seviyormuş numarası yapar.

Aslında, karşılıklı rol yapılan bir gün bu “sevgililer günü”!

Oysa sevgi dediğiniz, aşk dediğiniz şey yaşamın ta kendisi olmalı. Her gün, her saat her saniye yaşanmalı. Üstelik dolu dolu yaşanmalı.

Her saniye kutsanmalı.

Eşinizle, çocuğunuzla,ailenizle, komşunuzla, vatanınızla, insanınızla, kedinizle, bahçenizdeki çiçeğinizle, akvaryumdaki balığınız, kafesteki kuşunuzla yaşanmalı sevgi ve aşk.

Sevgiyi ya da aşkı büyüten, onu kutsayan şey, bir adet gül ya da kırmızılı ambalajda gizlenen bir hediye de değil.

İçten bir gülüş, el ele tutuş, şevkat, sevgi, saygı...Bunlar kuşku yok ki tonlarca kırmızı gül’den, gazete sayfalarına verilen ilanlardan daha anlamlı ve daha doğaldır.

Kabul, herkesin sevgisi ya da aşk göstergesi bir olamaz.

Kimileri sevgisini ya da aşkını kolayca sergileyebilir kimileri daha utangaç yollarla ifade edebilir. Kimileri vardır bangır bangırdır, kimileri sessizdir.

Ama ne önemi var, değil mi?

Kapitalist ilişkilerin herşeyi meetalaştırdığı ve yozlaştırdığı, ekonomik sıkıntıların sevgileri ve aşkları körelttiği ve insanca değerlerin erozyona uğratıldığı bir düzende sevmek, aşkı yaşamak da az birşey değildir. Eğer sevgi ve aşk yapmacıksızsa, eğer ısmarlama değilse tabii.

İhtiyacımız olan bu olsa gerek. Herşeyin temelinde sevgi ve aşk olsa, ne güzel olurdu değil mi?

Ne mutlu “ seviyorum” diyene. Ne mutlu “aşığım” diyene!


Zeki Erkut|Ana Sayfa