Fikrimin İnce Gülü, 16 Subat 2001
Zeki Erkut

TEPKİ YA DA SAHİP ÇIKMA

Çocukluk ya da ilk gençlik yılllarımızda bugünkü gibi onlarca TV kanalı, onlarca radyo istasyonu yoktu.

Tek kanallı TV ve biri BRT diğeri de Kıbrıs Radyo Yayın Koperasyonu Türkçe yayınları vardı.

İşte o dönemde Kemal Tunç ile yanılmıyorsam Osman Balıkçıoğlu'nun canlandırdığı iki karakter vardı: Alleko ile Caher!

İsimlerinden de anlaşılacağı üzere karakterlerin biri Türk diğeri de Rum'du. Diyaloglarda ne konuşuyorlardı hiç hatırlamıyorum. Çünkü, konuşulan Türkçeyi - ki bunun Kıbrıs şivesi olduğu ileri sürülüyordu - anlaşılmaz hatta çok abartılı bulduğumdan bana itici geliyordu.

Herkes bu radyo skecini dinler katıla katıla gülerken ben kayıtsız kalıyordum.

Nitekim, yerel bir tiyatro grubumuzun "Kıbrıs Türkçesi" ya da Kıbrıs Türk şivesi ile sahnelediği oyun, benim neredeyse tiyatroya küstüğüm, sırtımı çevirdiğim bir seyirlik oldu. Açıkçası sevmedim. Oyuncular ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar, oyunun işlediği konu ne kadar anlamlı olursa olsun ve sahne dekoru ne kadar mükemmel olursa olsun, onu güzel, anlaşılır bir dille tamamlamadığınız takdirde başarınız tartışılabilir.

Biz Kıbrıslı Türklerin kullandığı Türkçe, ne İstanbul Türkçesi'ne ne de Azeri Türkçesine benzer. Kendine göre bazı özellikleri, diğer Türkçelerden hemen farkedilebilen yanları vardır. Ancak bazı yörelerde -Baf, Luricina gibi- konuşulan Türkçe, sanırım Rumca'nın da etkisiyle diğer yörelerde konuşulan Türkçeden de farklı bir şekile bürünmüştü.

Kuşkusuz bir dilbilimci değilim.

Dili yargılamak gibi bir niyetim ya da hedefim de yoktur.

Ama halkımız nedense Türkçenin yozlaştırılmış ya da abartılmış şeklini seviyor.

Bir süre önce yerel bir TV kanalında "gara Muazzez" muhabbeti vardı. Millet neredeyse bir zamanların ünlü dizi filmleri "Kaçak", "Dallas", "Flamingo Yolu" daha yakınlarda "İkinci Bahar" gibi merakla ve zevkle izledi.

Seyirci "gara Muazzez"le yattı, "gara Muazzez"le kalktı!

Burada konuşulan dili kendisine daha yakın bulmasının rolü olmuştur sanıyorum. Yoksa, konu, teknik ve oyunculuk yeteneği -Osman Alkaş'ı ayrı tutuyorum- hak getire!

İçinde olduğumuz günlerde radyolarda bir cep telefonunun reklamı yapılıyor. Ayni anlayıştan hareketle. Bu yaklaşım, reklamı veren firmanın mı yoksa reklam ajansının stratejik ya da taktiksel yaklaşımı mı, bilemiyorum, ama görüyorum ki reklam tuttu!

Dahası var. Restorantlara seçilen isimler de bir süredir ilgimi çekiyor. Örneğin "Gancelli", "Gındırık", "Furun", "Magarına-Bulli", "Bidda" "Badades-bidda" gibi.

Bunlar da Kıbrıslı Türklerin yaygın olarak kullandığı kelimelerden.

İlginç bir örnek daha vereyim: Girne'de bir süpermarket sahibi, Kıbrıslı Türklerin 1974 öncesi kullanmaya alıştığı bakkaliye eşyalarını ithal edip satışa sürdü.Bunlar arasında ilk bakışta dikkatimi çekenler "blueband margarin", "viola"sabun, "bedevi" marka kibrit ve bazı konserveler oldu. Süpermarket sahibi hedef tüketici kitlesinin Kıbrıslı Türkler olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin, tümünün ithal malı olmasına karşın, bu malları kendi öz malı gibi benimsediğini dolayısıyla bu mallara "nostaljik" takıldıklarını belirtti. Nitekim bu mallar kısa sürede kapış kapış gitti.

Kıbrıslı Türk, birşeylere sahip çıkıyor ya da birşeylere yönelik tepki gösteriyordu. Ben, Alekko ile Caher'in diyalogundan, tiyatro grubunun abartılı Kıbrıslı şivesinden , "gara Muazzez"in Türkçesinden, cep telefonu reklamından, "gancelli" ya da "magarına-bulli"den bunu anlıyorum.

Kıbrıslı Türk kendine, yurduna, geleneğine, diline sahip çıkıyor.


Zeki Erkut|Ana Sayfa