Fikrimin İnce Gülü, 26 Subat 2001
Zeki Erkut
THE DAY AFTER
Fillerin tepişmesinden çimenlerin nasıl ezildiğini nasıl da gördük!
Görmek ne kelime, yaşadık. Hem de çok acı bir şekilde.
Zaten baştan belliydi. Bunu görmek için ne kahin olmak gerekirdi ne de ekonomist. IMF nereye el atmışsa, kime reçete vermişse kim ne hayrını gördü? Macaristan mı? Arjantin mi? Rusya mı? Kaldı ki Türkiye’nin son çeyrek asrına şöyle kabaca bir göz atanlar görecekler ki Özal dönemindeki göreceli “iyileşme” hariç IMF’nin dayattığı tek bir reçete bile halka mutluluk getirmedi. Bozuk olan sosyal dengeler daha da bozuldu, işçi hakları budandı, demokratik hak ve özgürlükler daha da geriledi. Tek başarı -ona da başarı denilirse-yabancı sermaye ile yabancı sermayenin Türk ortakları dünyalıklarını biraz düzeltti, pastanın en büyük kısmını yerlerken bu kez tabağını da yalayıp yuttular.
IMF’nin dayattığı reçetelerle nelere kadir olmadı ki? Örneğin,
Kişi başına düşen gayri safi milli hasıla artmadı, geriledi.
İşsizlik gerilemedi.
Sosyal dengelerdeki uçurum daha da açıldı.
Yatırım-üretim-ihracat üçlüsünde değişen birşey olmadı.
Sağlık ve eğitim başta olmak üzere herşey ticaret metaı haline getirildi.
Bunlar bilinmesine rağmen ellerini verdiler kollarını kurtaramadılar.
Tabii, “anavatanın sayesinde ve anavatanın izinde olan” bizler de kıyametten payımıza düşeni aldık. Etimiz ne, budumuz ne diyeceksiniz ama bizim payımıza düşen de az buz değildi hani!
Bankalar krizinden “gazi” çıkan halkımız, ikinci darbenin etkisiyle “şehitlik” mertebesine ulaştı.
Bankalar krizinden üç-beş kuruşunu kurtaranlar TL’nin devalaüsyonuna yenik düştü.
Biraz açıkgözlük yapıp dövizini bozduran ve repoya yatırıp kısa sürede vurgun yapmak iseyenler de TC Merkez Bankası’nın piyasayı fonlamasıyla repodan beklediğini elde edemedi. Parasını tekrar dövize çevirip korumak isteyenler,kelimenin tam anlamıyla vurgun yedi.
Kıyametin ertesi gün benzinciler kilit vurup gittiler.
“Satarsak, sattığımızı yerine koymak için sermayeden yiyeceğiz. Nasılsa hükümet de yok, bizden hesap sorsun” dediler.
Tüp gaz satıcıları da kepenk indirdi. “Zam yapsınlar, sonra” buyurdular.Bu kış-kıyamet gününde vatandaş benzinsiz kalmış, gazsız kalmış kimin umurunda? Oysa, kıyametin ağır yükü vatandaşın omuzuna yıkıldı. Döviz kurlarındaki dalgalanma durulmadan elinde mal bulunduran herkes, ya etiketi fahiş fiyatla değiştirdi ya da “bugün al, yeni fiyatlar belirlendiğine, o zaman ödersin” dedi.
Şimdi ne olacak? Türkiye IMF’nin yenilenmiş reçetesiyle birkaç adım daha atacak, ondan sonra bir kriz daha ve bir kriz daha.
Türkiye’de kriz, bizde kıyamet!
Emperyalizmin ve onun kurum ve kuruluşlarının dayattığı reçete ile yoksul ya da gelişmekte olan ülke halklarının çıkarları hiç çakışır mı?
Bu kan uyuşmazlığdır. Yanlış kan damarlara enjekte edilirse, hasta yaşamaz. O nedenle, ulusal ve sınıfsal çıkarlar, eninde sonunda kendi ekonomik programını hayata geçirmeyi zorunlu kılar. Bunu başarabilen halklar ayakları üzerinde doğrulur, gerisi sürüm sürüm sürünür.