Fikrimin İnce Gülü, 5 Subat 2001
Zeki Erkut
VUR VUR İNLESİN
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 81 yıllık tarihinde kavgalı döğüşlü pek çok olay oldu ama Meclis'ten bir cenazenin çıkışı ilk kez oldu. Olay neresinden bakılırsa bakılsın hem hem üzücü, hem utanç verici ve hem de endişe vericidir. Üzücüdür çünkü nihayet hayatını kaybeden seçkin bir insandır. Bir seçmen kitlesi, bir ailesi, sevenleri, sevilenleri vardı. Utanç vericidir çünkü Türkiye gibi çağdaşlaşma yolunda ileri adımlar atan ve bunu AB yolunda ısrarla sürdürme kararlılığı gösteren bir ülkeye yakışmayacak bir olaydır. Endişe vericidir çünkü köşede bucakta, az ya da çok, "seçilmişlerle" ülkenin yönetemeyeceğini ileri sürüp "atanmışlara" davetiye çıkarmak istenler kitleler vardır. Ondan sonra ayakla pirincin taşını!
Evet, çok yönlüdür.
Hayatını kaybeden milletvekiline ağıt yakılmakla geçiştirilemeyecek denli önemli ve çok yönlü. Aradan çok zaman geçmedi.
2000'li yılların insanlığa neleri vaad ettiğini tartıştık.
Diyorduk ki; 2000'li yıllar teknoloji ve iletişimde devrim yaratacak. Globalleşme, saydamlık, yerel kültürlerin yaşam ve farklılaşmasını ortadan kaldıracak. İnsanlığı yeni bir anlayış saracak.
Diyorduk ki; yeni binyılda çok şey değişecek. Bireyler değişecek, devletler değişecek, anlayışlar değişecek.
Diyorduk ve diyorduk.
Hatta kurtla kuzu'nun ya da kurtla güvercinin yakınlaşmasından hareketle haklılığımızın zafer şarabını kana kana içmemiş miydik?
Ne oldu şimdi?
TBMM'nde ne olduğunu gördük.
Ülkücü hareketin seçilmiş milletvekilleri, muhalif görüşteki bir milletvekiline Meclis'in orta yerinde meydan dayağı çekti. Hani ülkücü camianın çok rağbet ettiği " vur vur inlesin"le başlayan slogan vardı ya, dayak, işte o slogan eşliğinde atıldı. Dayağı yiyen milletvekilinin kalbi, yaşadıklarına dayanamadı.
Eee, hani kurtla kuzunun artık ayrısı gayrısı yoktu?
Hani SSCB'nin yıkılışından ve dünyanın tek kutuplu olmasından sonra ayrı-gayrı davası kalmamıştı? Demek ki hala değişmeyen birşey varmış.
Oysa, ülkücü hareketin liderleri değiştiklerini, yani zamana ve çağa ayak uydurduklarını kanıtlamak için neferlerine ne talimatlar yağdırmışlardı? Örneğin, takım elbiseyle beyaz çorap giymeyin denmişti.
Örneğin, sarmısak kokan ağzınızı açmayın denmişti.
Örneğin, silahı bırakın, bıyıklarınızı kesin denmişti.
Talimatlar yerine geldi de kafalar bir türlü değişmedi.
Bir süre önce Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan ülkücü milletvekili , Devlet Bakanı Sadi Somuncuğlu'na uygulanan ülküdaş şiddetini TV'den seyretmedik miydi?
Önceki gün DYP'li Fevzi Şıhanlıoğlu'na Meclis'te uygulanan şiddetle Kıbrıs'ta Türk-Rum sınırında dövülerek öldürülen Rum gencine uygulanan ülkücü şiddet de aynıydı.
Demek ki, beyaz çoraptan, sarkık bıyıktan ve sarmısaktan vazgeçmekle değişimi gerçekleştirmek mümkün olmuyormuş.
Hani söyleyen ne güzel söylemiş, " kurtla kuzu beraber yaşarmış, düşünce başka başka olmasa" diye.
Gördük, görüyoruz....