Fikrimin İnce Gülü, 5 Şubat 2004 Zeki Erkut | ||
ANNAN VE VERHEUGEN Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmeler o denli hızlı oluyor ki bunu takip etmek kolay değil. Önceki gün Denktaş,Talat ve Serdar Kıbrıs Zirvesi için Ankara'ya çağrıldı. Bu Zirve'den çıkan sonucu sıcağı sıcağına değerlendirmiş olsaydık bugünkü gelişmelerin oldukça gerisinde kalacaktık. Çünkü Ankara Zirvesi sonrasında yayınlanan bildirinin içeriği, TC Başbakanı Erdoğan'ın Amerika ziyareti sonrası yapılan açıklamaların içeriği gibi boştu. Çok laf arasında altı çizilecek, Kıbrıs sorununun çözümünde umutları artıracak tek bir kelime dahi yoktu. Kıbrıs sorununun ortaya çıktığı günden bu yana işitmeğe alıştığımız yuvarlak kelimeler ve hamaset edebiyatı!Neyse ki yılların verdiği deneyimle Erdoğan ne dedi, Denktaş ne dedi, Papadapulos ya da Papandreu ne dedi, bunlara fazlaca aldırdığımız yok. Tamam, bazen, bize göre amacını aşan ve aklı başında kimsenin suskunlukla geçiştiremeyeceği bazı açıklamaları ele alıp yorumluyoruz, hatta bazan aşırı tepki de koyduğumuz oluyor ama Annan Planı kamuoyunun bilgisine getirildiğinden bu yana kulağımızı ağrılıklı olarak iki kişinin açıklamalarına verdik. Eşe-dosta da bunu salık verdik. Bunlardan bir tanesi B.M Genel Sekreteri Kofi Annan, diğeri ise Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'dir. Başından beri politika yapmayan, kimseye şirin görünme ihtiyacı duymayan, şu veya bu ülke için dalkavukluğa tevessül etmeyen, politikanın zig-zagları arasında dolaşmayan bunlardan başka isim var mıdır? Kofi Annan ve Günther Verheugen! Kıbrıs sorununun çözümünde kilit rol oynayan bu iki isimdir. Kofi Annan, kendi adını taşıyan ve teknik adamların büyük çabası ile hazırlanan Kıbrıs çözüm planının hep dengeli olduğunu savundu. Bu planın özüne dokunulmasına hiç sıcak bakmadı. Ancak Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum tarafının karşılıklı rızası sağlanırsa Planda değişikliklere izin verebileceğini söyledi. Sonuna kadar da sözlerinin arkasında durdu, taviz vermedi. Kofi Annan başlangıçta daha fazla Denktaş beyin olumsuz tavırları nedeniyle hayal kırıklığına uğradı. Kıbrıs'ta çözüm çabalarının akamete uğramasına üzüldü ve Kıbrıs sorununu bir tarafa bırakıp başka işlerle uğraşmaya başladı. Yine de dedi ki:"Taraflar benim ortaya koyduğum şartları kabul eder ve çözüm iradelerini ortaya koyarlarsa, onları masaya davet eder, masada duran planı müzakereye açarım" Kofi Annan'ın şartları nelerdi? Birincisi taraflar, Kıbrıs sorununu 1 Mayıs'a kadar çözüme ve iki toplumu Birleşik bir Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altında Avrupa Birliği'ne katma sözü vermelidirler. Kofi Annan'ın ikinci şartı, iki toplumun eş zamanlı olarak ve her halükarda Nisan ayı içerisinde bir referanduma gitmeyi kabul etmelidirler. Annan'ın üçüncü şartı ise Plan'daki boş sayfalarla ilgilidir. Taraflar aralarında anlaşıp boş sayfaları doldururlarsa bunlar benimsenecek, değilse boş sayfaların kendisi tarafından doldurulmasını kabul edeceklerdir. Erdoğan, Gül, Papandreu, Denktaş, Papadapulos... Rum Ulusal Konseyi, TC Milli Güvenlik Kurulu... Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Doğu Perinçek, Ecevit, SS Gürel, Erol Manisalı, emekli Paşamız, Eroğlu'muz,Vezir'imiz... Bunların bu güne dek söylediklerine boş verin. Annan'ın bugün müzakereler için taraflara yaptığı davetten sonra bunların zerre kadar kıymeti kalmadı. Kofi Annan sonunda taraflara çağrı yapmışsa, bu demektir ki tarafların çözüm doğrultusunda irade koyacaklarına ve şartlara uyacaklarına inanmıştır. Diğer bir deyişle taraflar Kofi Annan'ın şartlarını kabul etmiş, Annan'ın istediği sözü vermişlerdir. Yoksa Annan niye kariyerini bir kez daha riske atsın? Tabii tedbiri de elden bırakmamak gerekir. Taraflardan biri ya da her ikisi , sonunda ödeyeceği bedele razı olmak koşuluyla Kofi Annan'ı aldatma yoluna da gitmiş olabilir. Ve bu arada Denktaş'ın bu süreci nasıl baltalayabileceğini de hesaba katmak gerekir. Nitekim Ankara'dan gelen ilk haberlere göre Denktaş, tartışmalı danışmanı Mümtaz Soysal ile Sheraton Oteli'ndeki odasına kapanmış, bu işten nasıl sıyrılacaklarını ya da Türkiye'ye bu bedeli nası ödettireceklerinin hesabını yapmaktadırlar. Bu yazıların yazıldığı gecenin geç saatinde Denktaş'tan olumlu bir yaklaşım gelmediği haberi alıyoruz. Denktaş, "Lahey'de hayır dediğim şeye şimdi evet demem" deyip tek ayağı üzerinde diretiyor. Başbakan Erdoğan'ın Denktaş'ı ikna etmek için Otel'e gelmesi de net bir sonuç vermişe benzemiyor. Artık görüşmecilikten istifa mı eder, MGK üzerinde baskı mı yapar, derin devletin şevkatına mı sığınır, Anadolu halkını arkasına alıp Çözüm ve AB isteyenlere karşı cihat çağrısı mı yapar, bu konu bugün-yarın belli olur. O nedenle hep tetikte olmak gerekir. Bu olasılığı şimdilik bir tarafa bırakalım. Öte yandan, Kofi Annan'nın müzakere takvimi vererek tarafları New York'a davet etmesinde kuşkusuz tarafların iradesini kadar Amerika'nın da baskısı olmuştur. Aslında taraflara kalsa, Ankara yönetimi AB'den tarih almadan Kıbrıs sorununda adım atmaya karşıdır. Denktaş ise olmazsa olmazlarında takılıp kaldığından bu süreçte yine en olumsuz kişi sıfatını kimseyle paylaşmayacaktır. Tabii bu süreçte yer alırsa! Kıbrıslırum tarafı ise nasılsa 1 Mayıs'ta tüm adayı temsilen AB'ne üye olacaktır, onun ağırdan alması ya da masadan kaçan taraf rolünü yine Türk tarafına bırakması daha akla yatkındır. Buna rağmen Atina ile Papadapulos, taktiksel bir yaklaşım koksa da Annan'ın davetine hayır demediklerini açıklamış bulunuyorlar. Dolayısıyla tarafların müzakere sürecini başlatmak için Kofi Annan'a yeşil ışık yakmalarında Bush ve Powell'in hem ağrılığı vardır hem arabuluculuğu ve hem de kefaleti. Yine de Türkiye'nin Annan davetine yanıtı henüz net değildir. Ancak bize göre Türkiye bir kez daha masadan kaçan taraf olmayı göze alamayacaktır. Denktaş olmaksızın da Türkiye bu sürece katılacaktır inancındayız. Çünkü Türkiye için koşullar bugün düne kıyasla daha ağırdır ve 1 Mayıs'tan sonra daha da ağırlaşacaktır. Bu nedenle, bu kez süreçten kaçmak, olmazsa olmazları masaya taşımak ve zamana oynamak sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. En başta da Türk tarafı için. Çünkü, sesine kulak verdiğimiz Kofi Annan, yeşil ışık gördüğü için müzakere sürecini başlatma kararı almıştır ve taraflara davet yapmıştır. Bu arada davetin Denktaş ve Papadapulos'un yanısıra Mehmet Ali Talat'a, Tayyip Erdoğan'a, İngiltere ve Yunanistan'a da yapıldığını hatırlatalım. Verheugen ise şunu söylemeye devam etmektedir: " Kıbrıs sorununun çözümü Türkiye için siyasal bir kriter değildir ama Türkiye, Kıbrıs sorununu çözmeden AB'den tarih alamaz, birliğe üye olamaz" Evet, Kofi Annan ve Günther Verheugen! Kulağımızı ve dikkatimizi bu ikisinin açıklamalarından uzak tutmayalım. Günler çok şeylere gebe olabilir. copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||