Fikrimin İnce Gülü, 7 Subat 2001
Zeki Erkut
Örgüt
Örgütlü toplumuz, örgütcü toplumuz vesellam. Atalarımız "bir elin nesi var, iki elin sesi var" demişler ya, vay sen misin bu diyen. İki kişi bir araya geldi miydi al sana bir örgüt! Eskiden teşkilat denirdi. Daha da eskiden bu işlerin adı komitacılıktı. Şimdi örgüt deniliyor ama bu işlerin o kadar cılkı çıktı ki yakın bir gelecekte adına "örgüt" denilen oluşuma başka birşey diyecekler. Nasıl demesinler ki? Yediler'de dört lahmacuncu bir araya gelip "Lahmacuncular Birliği" kurdu. Az zaman sonra aralarında husumet mi başgöstermiş yoksa Silihtar'ın oralardan birileri düğmeğe mi basmış, ben bilemem tabii, bu dört lahmacuncu üçe ayrıldı. Biri oldu "Özlahmacuncular Birliği Başkanı", öbürü oldu "Hakiki Lahmacucunlar Komitesi Başkanı". Üçüncüsü de "Bağımsız Lahmacuncular Birliği"ni kurdu. Al birini vur diğerine. Hemen her kesimde benzeri örgütlenmeler, benzeri bölünmeler vardır. Ayni meslek dalında ya da ayni tabana dayalı iki, üç, beş tane örgütün olduğu bir gerçek. Başka bir deyişle 200 bin kişilik nüfusumuzda en az 1000-1500 irili ufaklı derneğin olduğunu ileri sürersek, abartmış sayılmayız. Örgütlenmek fena birşey midir? Değil elbette. Örgütlü mücadeleye karşı mıyız? Değiliz elbette. Ancak örgütün de, örgütcülüğün de bir raconu vardır. Öyle her önüne gelen, her kafası sıkan, her boş gördüğü sandalyeye çöreklenmek isteyen örgüt kuramaz. Ya da, şu ya da bu istedi diye örgüt de kurulmaz. Yani kurulmasına kurulur da, kurulan örgüt "dandik" birşey olur. O nedenledir ki örgüt ciddi iştir. Örgütlenmek daha da ciddi iştir. Hele örgütlü mücadele etmek hem ciddi bir iştir hem de ciddiyet ister. Toplumumuzda görmeye alıştığımız kimi örgütlenmeler işin bu raconunu atladıklarından ortaya son derece "dandik" oluşumlar çıkıyor. Bunlara örgüt desen, örgüt değil, teşkilat desen, teşkilat değil, komita desen, o hiç değil. Bir bakıyorsunuz bir "örgütün" başı, başka birkaç "örgütün" üyesi. Bu tür oluşumlar sağ - siyasal çizgide daha sıkça görülüyor. Bu türden örgütler niye kuruluyor? Neyin mücadelesini veriyor? Kime karşı mücadele? Hiç belli değil. Belli olan tek şey, bu oluşumların Silihtar'ın oralardan bir yerden, düğmeyle yönetiliyor olmasıdır. Oralardan birileri düğmeye basar ve bu "örgütçükler" uyudukları uykudan uyanıp, demokrasi güçlerine karşı seslerini yükseltirler. Sesleri kısılıncaya kadar bağırırlar ve o malum ve mübarek elin düğmeğe dokunmasına kadar yeniden uykuya yatarlar. Geçenlerde yine öyle oldu. Yüzlerce kez oynanan bu oyun yeniden sahnelendi. Hani, yurtsever güçlerin oluşturduğu 41 örgüt var ya, işte ona karşı çarçabuk 8-10 örgütçük oluşturuldu ve uykuda olan başka örgütlerle birleştirilip 46 örgüt haline getirildi.Bu oluşum, her ne hikmetse adına "Türk Dernekleri" dedi. Sanki, İngiltere'de,Amerika'da ya da Avusturalya'da yaşayan Türk azınlığı, Hristiyan çoğunluğa karşı hak mücadelesine soyunmuş! Yok öyle birşey tabii! Bu oluşum, Türkün Türke karşı oluşturduğu bir şey. Daha doğrusu pekçoğunun başında "Kıbrıs Türk" kelimelerinin yer aldığı örgütlere karşı. Zehir zemberek açıklamalarla, tehditlerle ve hayırlısıyla kurdular bu derneği. Daha önce "Kurum ve Kuruluşlar" vardı. Onu bozdular " Kararlılık Platformu" kurdular. Onu da batırdılar, şimdiki oluşumun başına "Türk Dernekleri" kelimesini getirdiler. Bakalım bu toplumun başına ne getirecekler? Bakarsınız yarın birileri çıkar başında"Hakiki Türk" olan bir oluşuma imza atar. O da mı olmadı? "Öz be Öz Türk" olurlar? Dahası, bir başkası çıkar safkan Türk'lüğün şampiyonluğunu kimseye kaptırmamak için on tane noterden "berat" ibraz eder. İşadamı Rahmi Koç'un açıklamaları karşısında "Türklüklerine" sahip çıkamayanların, yurtsever Kıbrıslı Türklerin mücadelesi karşısına dikilmek için "Türk" etiketli örgütler kurmaları ilginçtir aslında.